EĞİTİM YILI, MEVCUT SORUNLAR?
Yeni öğretim yılı başladı.. Yüz yüze eğitim inşallah “kesintisiz” sürecek!.. Öğretmenlerimize, öğrencilerimize ve velilerimize, hayırlı uğurlu olsun.. Üstadın ifadesiyle, “eğitim şart ve çok önemli, ama sağlık daha bir önemli..” Pandemi dönemi geçmiş değil.. Bunu unutmamalıyız. Kurallara uyalım, uymayanları uyaralım, hijyenik ortama hassasiyet gösterelim!.. Ki, yarınlarımız bugünden daha güzel, huzurlu ve mutluluk getirsin.. Nitekim Prof. Dr. Ayper Somer uyarıyor… "Bu kış çocuklarımız açısından çok zor geçecek. Nereden biliyoruz? Çünkü yazı çok kötü geçirdik. Sadece Kovid değil diğer virüs enfeksiyonlarından da korunmak açısından mesafe ve hijyen kurallarına uymak bu yıl da önemli..”
***
Peki, MEB’in mevcut hal-i durumu; “öğretim yılına, ben hazırım ya da biz hazırız” diyebiliyor mu!?.. “Bu yıl ki, öğretim yılı, geçmiş dönemlere ve öğretim yıllarından farklı bir “yenilik-ler” getirecek mi?!.. Hep ifade edip, ısrarla vurgulamışımdır.. Şöyle ki, “sınav odaklı” eğitim sisteminden ne zaman kurtulacağız?.. Bunun yerine, “öğrenim, öğrenci ve yaşam odaklı” eğitim anlayışının hakimiyeti getirilmez mi? Bizleri “eğitim ve öğrenim” noktasında, sağlıklı kılmaz mı?!
***
Sistem, dünden bugüne gelen, taşınan “ağır, çözümsüz bırakılan” sorunlar yumağı içerisinde debelenip duruyor.. Yamalı bohça misali.. Çözüme odaklı, zaafiyetler yaşıyoruz…Sorunların başında “derslik ve öğretmen açığı ve tabi ki müfredat” geliyor.. Her ne kadar, son yıllarda önemli merhaleler katedilse de, halen “çile” dolu.. Hem derslik açısından, hem de atama bekleyen binlerce öğretmenin varlığı noktasında; “öğretmen açığı..” Ve milli yerli olma noktasında, bir asırdır kimlik bulamayan “eğitim müfredatımız..”
***
Mesela köy okulları!.. Hatırı sayılır noktada, altyapı yönünde gelişme kaydetti.. Ama gel gör ki; iş “öğrenime” gelince, çıkmaz sokak misali; atıl!.. Tarım işçisi olarak çalıştırılan binlerce çocuk, “öğrenimden” mahrum.. Ki salt kırsal değil şehir ve ilçelerde de etkisi var.. Ders kitapları, müfredat programındaki uyumsuzluk, sınıf mevcudiyeti, taşımalı eğitimdeki “sorunlar” yumağı!.. Hepsi aslında “eğitimdeki eşitsizliği de” manşete taşıyor.? Kırsalda böyle, şehirde böyle “olur mu” diyerek..
***
Burda bir not düşmek istiyorum.. Sanırım, 2005’li yıllardı.. Sadece merkez Bağlar ilçemizin kırsalında, lisede öğrenim gören bin 500 öğrencinin ne gariptir ki, “okuma yazma” bilmediği rapor edilmişti.. Eee, tarlada, bayırda, çobanlıkta, mevsimlik işçi olarak çalışınca, “öğrenime zaman mı kalır?”.. Okul idarecileri de, hatıra mı, katıra binaen mi ver diplomayı gitsin, ya da “okula bela olmasın” mantığı.. İşte bu öğrencilerin de, “okumaya, eğitime ve öğretime” ulaşmasında, devletin sosyal devlet anlayışı daha bir geniş düşünmeli artık diyoruz!!!…
***
Benim her eğitim ve öğretim döneminde; mevzu ettiğim ama bir türlü gelen-giden idarecilerin hangi fikre ve zikre, hizmet ettiğini anlamadığım şekilde; “okulları tadilata” almalarındaki zaman dilimi!?.. Koca yaz tatili dönemi bitiyor, “bakım ve onarıma” okulların alınmasına ilişkin ihaleler yapılmıyor.. Ama okulların açılmasına bir kaç hafta kala, bakıyorsunuz ki peş peşe ihaleler yapılıyor… Ve bu ihaleleri alanların da ekseriyeti bildik kişiler.. Ülke genelinde olduğu gibi Diyarbakır’da da, yüksek oranda tadilata alınan okullar var.. Bu yıl, geçici formül üretildi.. Tadilatta olan okullara “taşımalı eğitim sistemi uygulanacakmış?” Bu da ne kadar sağlıklı olacak, öğrenciler okula ulaşımda hangi imkanlara sahip edilecek, bilinmezlik içeriyor?!.. Gelirsek, taşımalı eğitim sistemindeki, “ulaşım ve iaşe” meselesi.. Rant odaklı bir işlem ne yazık ki bu kulvarda dün olduğu gibi bugün de haşin bir icraata sahip…
***
Bir kaç gün önce yazdım!.. Diyarbakır’a özgü.. Ciddi ve vahim “pis kokular” geliyor, öğrenci taşıma ihalelerinde “şaibe” ve taşımalı eğitimden yararlanacak öğrencilere dağıtılan “öğlen iaşelerinde?” diye.. Bir hegemonya hakimiyetiyle, bu kulvarda “tekelleşenler” var.. Yıllar yılıdır, “dokunulmaz” olarak, bu işi yürüten tek kişiler bunlar!.. Feodal ve siyasi nüfuz… Bu yıl yaşanmasın dedik, merkez ilçeler ile kırsaldaki üç büyük ilçede not düştük.. Ama, “aynı tas aynı hamam” misali.. Bu faslı, önümüzdeki günlerde genişleteceğim, çünkü MEB’in diğer mevzular kadar bu mevzuda da “fransız” takılmasındaki sırrı, ifşa etmek için..
***
Vahim bir nokta ise, “Eğitim sistemi” her geçen yıl daha fazla paralı hale geliyor?.. Paran varsa okursun, paran yoksa okuyamazsın.. Milyonlarca öğrenci velisi çocuklarını okutabilmek için bütçelerine göre çok yüksek rakamlarla harcama yapmak zorunda bırakılıyor.. Beri yanda, Devlet okullarına, yurtlarına ayrılmayan eğitim bütçe kaynaklarının eğitim yatırımları yerine “özel okullara çeşitli adlar altında” teşvik adıyla transfer edilmesi de büyük bir handikap!.. Herkese eşit ve parasız eğitim hakkı hayata geçirilmeden, bunun için ülke çapında kamusal eğitim uygulamaları için somut adımlar atılmadan, “eğitimde eşitlik” sağlanamaz!?..
***
Tepe anlayış bu şekilde seyrederken, yerelde de bir çok okullarda “özel sınıf” muamelesiyle, vaziyet kısm-i olarak, “paralı eğitim” olarak işlettiğini söyleyebiliriz.. Sisteme uymak… Öğrenci, veli seçiciliğiyle devlet okulunda açılan bu sınıfların son dönemlerde yaygın hale geldiğini görüyoruz.. Diyarbakırımızda da çok.. Her ne kadar okul idarecileri ve bazı öğretmenlerin rolu yüksek oranda varsa da, işi genelleştiren “geliri yüksek Velilerin kategorisel düşünceleri vaziyeti körüklüyor…
***
Bu arada, Öğretmenlik Meslek Kanunu sadece kamuda çalışan öğretmenlere yönelik olarak ve dar bir çerçevede olması da, “eğitimdeki eşitsizliğin” bir başka yönünü ifade ediyor.. Şöyle ki, özel sektörde çalışan öğretmenlere yazılı sınava katılma hakkı tanınması bu eksikliği gidermediği gibi, ÖMK ve yönetmelik içerik olarak son derece sığ ve yetersiz kalmaktadır.. Geçtiğimiz aylarda sözleşmeli öğretmen alımında yapılan sözlü mülakat sonuçları açıklandığında yazılı sınavdan yüksek puan almasına rağmen çok sayıda öğretmenin düşük sözlü sınav puanı verilerek elendiğini göz önüne aldığınızda, “sağlıklı bir hal” olmadığı görülüyor…
***
Genel idari hizmetler, teknik hizmetler, memur, şef, yardımcı hizmetler sınıfında ve İŞKUR’un Toplum Yararına Program (TYP) bünyesinde çalışanların yıllardır en temel ekonomik, sosyal ve özlük haklardan yoksun olmaları da, önem arz edici bir sorun.. Ki eğitimcilerin ve eğitim alanında faaliyet gösterenlerin sorunlarının da şeffaf ve çözüm getirici ortamda, tartışılmadığı gibi, talepler de gözardı ediliyor…
***
Hasılı kelam, eğitim çok yönlü bir “değişim ve dönüşüm” neşterine ihtiyaç duyuyor.. Çünkü, mevcut sistem, her yönüyle “arızalı..” Eğer ki bugün “nesiller arasında” uçurumdan söz edip, şiddeti, terörü, uyuşturucu ve gayri ahlaki yaşam koşullarından muzdaripsek, bunun vebali verilen eğitimden gelmektedir.. İlkokul’dan başlayıp, Üniversite ve sonrasındaki hayat kadar geçen zaman diliminin de; “sınav, mülakat ve ölçü sınırları” içerisinde yer alması da, “hayatı” vahim bunaltıcı “açmazlara” mahkum ettiği gerçeğine gözleri yummamak lazım.. Onun için, “eğitim sınav yarışıyla” değil, öğrenci ve yaşama mekanizmasıyla imkan olmalı..
***
Yukarıda, kısmi olarak değindiğimiz ki, “veliden öğrenci kayıt parası, kırtasiye, okul aile birliklerinin veliyi söğüşlemesi” ve son yıllarda siyasi ile ideolojik kutuplaşmanın körüklendiği halleri de, göz önüne aldığımızda, derin bir boşluk söz konusu.. Her öğretim yılında ifade etiğim gibi; yeni bir öğretim yılına girerken var olan eğitimdeki ciddi sıkıntıları en etkili şekilde çözme ve çözebilme iradesinin ortaya konulması gerekirken, maalesef halının altına süpürüyoruz.
***
Bugün, on binlerce lise öğrencisi ya açıkta ya da istemediği okulda, eğitim görüyor.. 14, 15 yaşındaki çocuklar sokağa bırakılır mı, açık lise adı altında, onları adeta kaderlerine terk ediyor, suç şebekelerine yemlik yapıyoruz.. Ki eğitimde küsen öğrencilerin sayısı, korkunç rakamlarla ifade ediliyor… Biz bunları dile getirirken de, Eğitim camiasından kısm-i olarak destek görsek de idareciler, kent yönetimi ve siyasiler ise “hoşnut” olmuyorlar.. Netice itibariyle sorunlar, ötelenerek ya da halı altına süpürülerek çözülmez. Hele hele parlak sözler ve vaatlerle hiç çözülmez. Sorunlardan kurtulmanın yolu, onları doğru tespit edip, bir an önce çözüme kavuşturmaktır. Ki genel baktığınızda, çözülmeyecek sorun yoktur. Yeter ki, salih amel noktasında sorunu çözme hakkaniyetiyle istensin.
***
Öyle inanıyorum ki, ağzını açan herkes daha iyi bir eğitim istiyor ve madddi ve manevi olarak her türlü desteği sağlamayaya hazır.. Ki burda, gerisi, eğitimcilere ve eğitime yön veren kurumlara kalıyor.. İşte onlar da bu misyonu, layıkıyla yerine getirdiklerinde “sorunlar kendiliğinden” çözüm moduna girer…Çünkü bu başarı, ülkenin ve nesillerin yarınlarının “aydınlık olacağına” teminattır… Keyifli. Sağlıklı ve bir o kadar da başarılı bir öğretim yılı dileğiyle...
***
12 EYLÜL..
Ve bugün, 12 Eylül.. Demokrasi’nin en vahşi, en şirretli ve “kara lekesidir” 12 Eylül darbesi.. Kenan Evren, Türkiye’yi her yönüyle “şiddetin, kanın, gözyaşının, inkar ve asimilasyonun” cenderesine sokup, vahşi bir “vesayeti” ikmale getirdi… İnsan haklarını, özgürlüğü, eşitliği ve bağımsız hürriyeti “askıya” aldı.. Anayasayı kaldıran darbeciler, ardından TBMM'yi lağvederek antidemokratik faaliyetlerine hız verdi. Ülke genelinde sıkıyönetim ilan edildikten sonra sivil toplum kuruluşlarını hedef alan darbeciler, Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay dışındaki dernekleri kapattı. 650 bin kişi gözaltına alınıp “işkencelerden” geçirildi.. 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı. 7 bin kişi için idam istendi.. 517 kişi ölüm cezasına çarptırıldı.. 50 kişi ise darağacına çekildi. Yaşı küçük olanlar, büyüldükten sonra idam edildi.
***
14 bin kişi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarıldı, 30 bin kişi "sakıncalı" olduğu iddiasıyla işinden edildi. Ve 12 Eylül Anayasıyla “kendilerini birer kahraman, kurtarıcı ve dokunulmaz” kıldılar.. Ama darbeden 32 yıl sonra, değişen yasa ve anayasa maddeleriyle; “dokunulur” oldular.. Ki, hakim karşısına çıkan darbeci generaller Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya yargılandı. Ancak yargılama sürecinde öldükleri için dava düştü, hak ettikleri cezayı görmediler.. İşte bugün bu vahşi sürecin, sene-i devriyesindeyiz.. O günden bugüne, “demokrasiyi” askıya almak isteyen olmadı mı?.. Hem de, 12 Eylül’den iki sivil yönetim sonrası.. İşte 28 şubat , 2007 e-muhtıra, aralardaki sızmalar ve 15 Temmuz başarısız darbe girişimi..
***
Yani, mevcut ülkenin hal-i durumu ve demokrasisi tarihsel seyirde hep “dış orjinli, yetme iyi çocuklar” tarafından, sürekli prangalanmıştır.. Çıkarılan dersler var, ki 15 Temmuz’da halkın verdiği ders bunun göstergesidir.. Artık “iyi çocuklar” yok, yerli ve milli, atasını, tarihini, geçmişini bilenler var.. Onun için de; bir daha “karanlık tünellere” sokulmak isteyen zihniyetlere karşı, darbeler ve darbeci siyaset bütün yanlarıyla halka anlatılmalı ve aydınlatılması gerekir.. Yoksa herkes kendi dönemine özgü, “bendensin” hesabını yapmaya dün olduğu gibi bugün ve görünen o ki, yarın da öyle deyip, bakacak!..
***
GÜNÜN SÖZÜ
Eğitim?n kökleri acıdır, ancak meyveler tatlıdır.