SİLAHLAR KONUŞURKEN, TOPLUM SUSUYOR!

Toplumu ürküten en büyük ses siren değildir. Asıl ürkütücü olan, namludan çıkan merminin sesidir. Daha korkuncu ise o sese hedef olmak… Ve zamanla o sese alışmaktır. Şiddetin normalleşmesi, bir toplumun en ağır yarasıdır.

***

Geçtiğimiz hafta Diyarbakır'ın en gözde yerleşim alanlarından Kayapınar 75'te iki tanınmış ailenin fertleri arasında silahlı çatışma yaşandı. Üç kişi yaralandı. Ancak yaralananların ikisinin olayla hiçbir ilgisi yoktu. Sadece orada, ciğer kebabı yeme adına oturuyorlardı.

Onlardan biri de meslektaşımız, gazeteci Mürsel Acay… Ayağından iki kurşunla yaralandı. Peki ya kurşunlardan biri birkaç santim yukarı isabet etseydi? Ya oradan geçen bir çocuk olsaydı? İşte konuşmamız gereken mesele tam da budur.

***

Olayın ardından Diyarbakır yerel medyası olarak ortak bir çağrı yaptık. "Susma, sokakları koru" dedik. Ruhsatsız silahlarla tavizsiz mücadele istedik. Bireysel silahlanmanın denetlenmesini talep ettik. Bu çağrıya Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya ve Oda yönetimi ortak açıklamayla destek verdi. KAD-ER de aynı duyarlılığı gösterdi.

***

Ortak tepki, Meclis’e de taşındı. Dün de, Vali, Emniyet Müdürü ve Büyükşehir Belediyesi ve Cumhuriyet Başsavcılığı bu noktada, ortak payda için ziyaret edildi. Ancak dikkatimi çeken diğer sivil toplum kuruluşlarının ketum takılması? Toplumu ilgilendiren böylesine hayati bir konuda neden sessiz alırlar? Unutmayalım… Sessizlik, şiddetin en büyük müttefikidir.

***

Aslında yaşananlar sürpriz değildi. Kaldı ki, 14 Temmuz'da bu köşede "Çeteler ve Kaybolan Güven" başlıklı yazımda Diyarbakır'da güçlenen suç örgütlerini ve oluşan korku iklimini anlatmıştım. Özel Genesis Hastanesi'ne düzenlenen silahlı saldırıyı örnek göstermiştim. Saldırganlar yalnızca ateş açmamış, saldırıyı cep telefonuyla kaydederek adeta devlete ve topluma meydan okumuştu. Bugün geldiğimiz nokta, o uyarıların haklı çıktığını gösteriyor.

***

Bir şehrin geleceğindeki belirleyici olan etkenler, insanların kendini güvende hissedip hissetmediğidir. Vatandaş evinden çıkarken… Esnaf kepengini açarken… Yatırımcı yeni bir işe başlarken… Aklındaki ilk soru şudur: "Bu şehirde güven içinde yaşayabilecek miyim?"

Bu soruya gönül rahatlığıyla evet diyemiyorsak, diğer bütün başarı hikâyeleri eksik kalır. Çünkü mesele artık birkaç münferit olay değildir. Asıl tehlike, suç örgütlerinin korkuyu yönetmeye başlamasıdır.

***

Masamda Umut Vakfı'nın yayımladığı 2025 Silahlı Şiddet Raporu duruyor. Her rakam yarım kalan bir hayatı anlatıyor. Dağılan aileleri… Öksüz kalan çocukları… Sessizce ağlayan anneleri… Asıl kaybettiğimiz yalnızca insanlar değil. Güven duygusu…

Mahalle kültürü… Birlikte yaşama iradesi…  Eskiden silah istisnaydı. Bugün öfkenin dili oldu. Trafikte… Kahvede… Düğünde… Komşu kavgasında… En küçük tartışmada… Silahın konuşması artık kimseyi şaşırtmıyor.

***

İşte felaket budur; şiddetin sıradanlaşması… Bu tabloyu yalnızca öfke açıklamaz. Uyuşturucu ekonomisi… Yasa dışı bahis… Suç örgütleri… Kolay para hayali… Şiddeti güç gibi pazarlayan kirli bir kültür… Bugün bazı gençler emeği değil, suçtan gelen hızlı kazancı başarı sanıyor. Bu yüzden kurtarılması gereken sadece sokaklar değildir. Gençlerin zihinleridir.

***

Silah sadece tetiğe basan parmağa ait değildir. O tetiğin arkasında denetimsizlik vardır. Adaletin zedelenmesi vardır. Eğitimdeki eksiklik vardır. Umutsuzluk vardır. Ve en önemlisi… Toplumun sessizliği vardır.

***

Artık yalnızca polisiye tedbirler yetmez. Ruhsatsız silahlarla mücadele… Uyuşturucu ve yasa dışı bahis ağlarının çökertilmesi… Suç örgütlerinin finans kaynaklarının kurutulması… Eğitimin güçlendirilmesi… Ailenin desteklenmesi… Gençlere umut verilmesi… Bunların tamamı aynı kararlılıkla yürütülmelidir.

***

Güvenlik yalnızca sokakta sağlanmaz. Evde başlar. Okulda büyür. Mahallede güçlenir. Adaletle kalıcı olur. Silahın sustuğu yerde hukuk konuşur. Hukukun sustuğu yerde ise silah konuşmaya başlar.

***

Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla silah değil; Daha fazla hukuk. Daha fazla adalet. Daha fazla eğitim. Daha fazla umut. Çünkü hiçbir istatistik bir annenin gözyaşını ölçemez. Hiçbir rapor kaybedilen huzurun hesabını çıkaramaz.

Yarın yayımlanacak raporların daha ağır acılar anlatmaması bizim elimizde. Sustuğumuz her gün silah kazanır. Konuştuğumuz, hukuku savunduğumuz ve mücadele ettiğimiz her gün ise toplum kazanır.

***

GÜNÜN SÖZÜ

Silahın sustuğu yerde hayat yeniden başlar; hukukun sustuğu yerde ise silah konuşur.

 


Yorumlar

Yorum Yap