SÖZ’E VERİLEN EMEK!

1991’de bir söz verdik.

Diyarbakır Söz gazetesi bünyesinde, “Diyarbakır’ın sesi olacağız” dedik.

Bugün, yıllar sonra o ilk günü düşündüğümde, verdiğimiz sözün aslında yalnızca bir gazete çıkarmaktan çok daha büyük bir anlam taşıdığını görüyorum.

Çünkü gazete kurmak kolaydır. Asıl mesele, o gazetenin arkasında durabilmektir.

Şartlar değiştiğinde, dengeler değiştiğinde, güç sahipleri değiştiğinde de aynı çizgiyi koruyabilmektir.

Bizim hikâyemiz, biraz da bunun hikâyesidir.

1991’de, bu kadim şehrin evladı Mehmet Ali Altındağ’la yaptığımız ilk toplantıda, Diyarbakır’ın kendi sesine, kendi sözüne ve kendi basın gücüne sahip olması gerektiğine inandık.

Kararımızı verdik.

Diyarbakır’ın ilk renkli gazetecilik hamlelerinden birini gerçekleştirecek ve Diyarbakır Söz’ü bu şehrin hayatına kazandıracaktık.

***

Ben de o günden bu yana bu yürüyüşün içerisindeyim.

1993 yılına kadar Yazı İşleri görevini yürüttüm. O tarihten itibaren Genel Yayın Yönetmeni olarak gazetenin yayın çizgisinin ve sorumluluğunun başında bulunuyorum.

Aradan geçen yıllar bana şunu öğretti:

Bir gazetenin gerçek gücü, ne kadar yüksek sesle konuştuğunda değil, zor zamanlarda ne kadar doğru yerde durabildiğinde ortaya çıkar.

Söz’le başlayan maceramız, Türkiye’nin en ağır dönemlerinden birinde start aldı.

Terörün, şiddetin ve korkunun hayatı kuşattığı yıllardı.

İnsanların konuşmadan önce düşündüğü, farklı güç odaklarının toplum üzerinde baskı kurmaya çalıştığı bir dönemdi.

Böyle bir ortamda gazetecilik, yalnızca haber yazmak değildi.

Bir irade meselesiydi.

Biz bu iradeyi hiçbir gücün emrine vermedik.

Ne terörün tehdidine boyun eğdik ne baskının karşısında geri çekildik.

Siyasetin günlük hesaplarına da toplum içindeki farklı güç ilişkilerine de gazeteciliğin yönünü belirleme hakkı tanımadık.

***

Bunun elbette bedelleri oldu.

Saldırılar gördük.

Tehditlerle karşılaştık.

Kumpasların içinde kaldık.

Kardeşlerimizi kaybettik.

Keyfi gözaltılara, tutuklamalara maruz kaldık.

Yargı süreçlerinde adalet duygusunu yaralayan olaylara tanıklık ettik.

25 günde, üç ayrı fraksiyonun birer üyesi gibi sorgulandık.

Fakat bütün bunlar bizi asıl sorumuzdan uzaklaştırmadı: Diyarbakır’ın hakkı nedir?

Bizim ölçümüz hiçbir zaman kişilerin, makamların veya güçlerin çıkarı olmadı.

Şehrin ve halkın hakkı oldu.

Bu nedenle Diyarbakır Söz, hiçbir dönemde birilerinin gazetesi olmadı.

Diyarbakır’ın gazetesi oldu.

 

***

Yıllar içerisinde şehir değişti.

Türkiye değişti.

Gazetecilik değişti.

Teknoloji, iletişim biçimleri ve haber alma alışkanlıkları bütünüyle farklı bir noktaya geldi.

Ama gazeteciliğin özü değişmedi.

Bugün haberi saniyeler içerisinde milyonlara ulaştırabiliyoruz.

Fakat hız, doğruluğun yerini tutmuyor.

Bilginin çoğalması, hakikatin çoğaldığı anlamına gelmiyor.

Tam tersine, böylesi bir çağda gazetecinin sorumluluğu daha da büyüyor.

Artık mesele yalnızca haberi ilk veren olmak değil; doğruyu teyit ederek, sorumlulukla ve özgürce ortaya koyabilmek.

Yerel gazeteciliğin önemi de tam burada ortaya çıkıyor.

Diyarbakır’ı uzaktan anlatmak başka şeydir, Diyarbakır’ın içinden bakarak bu şehri anlatmak başka…

Biz yıllardır bu şehrin içindeyiz.

Sokaklarını, insanlarını, sorunlarını, beklentilerini ve değişimini gördük.

Bu nedenle Diyarbakır Söz için yerel gazetecilik, yalnızca haber üretmek değil; aynı zamanda bu şehrin hafızasına tanıklık etmek anlamına geliyor.

Benim için bu yolculuğun kişisel bir anlamı da var.

Mesleğe Yazı İşleri’nde başladım.

1993’ten sonra Genel Yayın Yönetmeni olarak bu gazetenin sorumluluğunu üstlendim.

Nice manşetin başında sabahladık.

Nice haberin arkasında durup sonuçlarını göze aldık.

Nice dönemin içinden geçtik.

Bugün geriye baktığımda, insanın en büyük hesabının sonunda kendisiyle yaptığı hesap olduğunu düşünüyorum.

Yılların sonunda kendime sorduğum soru da şu: bu gazetenin ve bu kentin hakkını verebildim mi?

Eksiklerimiz oldu.

Yanlışlarımız da…

Fakat bu şehrin gerçeklerini yazmaktan, gördüğümüz haksızlıkları dile getirmekten vazgeçmedik.

Bütün mesele de buydu.

 

***

Bugün Diyarbakır Söz’ün sayfalarında yılların biriktirdiği bir şehir hafızası var.

Bu hafızada acılar da var, sevinçler de…

Mücadeleler de var, kazanımlar da…

Değişen Diyarbakır’ın hikâyesi var.

Bizim görevimiz ise bu hafızayı geleceğe taşımak.

Çünkü gazetecilik yalnızca bugünü kayda geçirmek değildir.

Yarına karşı da sorumluluk taşımaktır.

Diyarbakır’ın geleceğinde söz sahibi olacak yeni kuşaklara doğru, güvenilir ve özgür bir basın mirası bırakmak zorundayız.

Bundan sonraki yolculuğumuzun temel amacı da budur.

 

***

Yılların tecrübesiyle, bugünün imkânlarını kullanarak ve yarının Diyarbakır’ını düşünerek yolumuza devam edeceğiz.

Bu uzun yürüyüşte yanımızda olan okurlarımıza, mesai arkadaşlarımıza ve bu gazetenin kuruluşundan bugüne emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Özellikle de gazetenin ve bu fikrin sahibi Mehmet Ali Altındağ’a…

Altındağ’ın taşıdığı bayrağı bugün torunu Süheyl Erkan Altındağ taşıyor.

Hedef aynı.
Amaç aynı.

Ve elbette bir gazetenin gerçek sahibi, onun sayfalarında kendisini bulan okurudur.

Diyarbakır Söz, 35 yılı geride bıraktı; 36. yılına yürüyor.

İlk günkü heyecanla değil belki…

Ama ilk günkü inançla.

Ve hâlâ söyleyecek çok sözümüz var.

Daha söyleyecek çok sözümüz var.

Nice yıllara Diyarbakır Söz…

Hep var olasın.

 

***

GÜNÜN SÖZÜ

Bir gazetenin gerçek gücü, yüksek sesle konuşmasında değil; zor zamanlarda doğru yerde durabilmesindedir.


Yorumlar

Yorum Yap