ÜNİVERSİTEYE SAHİP ÇIKACAK BİRİLERİ YOK MU?
Dicle Üniversitesi’nde kamu kaynaklarının kullanımı, ihaleler ve tartışmalı uygulamalar konusunda daha önce de çok yazdım, çok sordum, çok eleştirdim.
Bugün yine aynı temel sorunun önündeyiz:
Kamuya ait bir değer, hangi şartlarla ve kimin yararına kullandırılıyor?
Bu kez söz konusu olan sıradan bir ihale dosyası değil.
Dicle Üniversitesi kampüsündeki yaklaşık 45 bin 794 metrekarelik arazi, petrol arama ve üretimi amacıyla 10 yıllığına bir şirkete kullandırılıyor.
Üniversitenin kendi açıklamasına göre, SANKO Holding bünyesindeki PETAR şirketiyle petrol arama ve üretimine ilişkin bir sözleşme imzalandı.
Proje kapsamında altı sondaj kuyusu açılması ve yaklaşık 20 milyon dolarlık yatırım yapılması öngörülüyor.
Üniversitenin petrol gelirinden yüzde 3 pay alacağı belirtiliyor.
***
İlk bakışta kulağa hoş geliyor. Petrol bulunmuş. Yatırım gelecek. Üretim yapılacak. Üniversite kazanacak. Diyarbakır ekonomisi hareketlenecek.
İyi de... İşin ayağı gerçekten böyle mi?
Çünkü kamu yönetiminde mesele yalnızca projenin büyüklüğü değildir.
Asıl mesele, o sonuca hangi şartlarla ulaşıldığı ve kamu yararının nasıl güvence altına alındığıdır.
Atalar boşuna dememiş:
“Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.”
Ortada kamuya ait 45 bin 794 metrekarelik bir arazi, 10 yıllık kullanım hakkı, pazarlık usulü, milyonlarca dolarlık yatırım ve petrol gelirine dayalı bir paylaşım modeli varsa, kamuoyunun soru sorması son derece doğaldır.
***
Ben de tam olarak bunu yapıyorum. Önce bir noktayı özellikle netleştirelim: Ben petrol çıkarılmasına karşı değilim.
Diyarbakır’da petrol varsa elbette çıkarılsın. Türkiye enerji üretecekse elbette üretsin. Üniversite bundan gelir elde edecekse elbette etsin.
Ama bunun adı kamu yararı ise, kamu yararının hesabı da kamuoyuna gösterilmelidir.
Çünkü Dicle Üniversitesi’nin arazisi herhangi bir şirketin özel mülkü değildir.
Kamu malıdır.
Kamu malında ölçü, “Yönetim uygun gördü, oldu” olamaz.
Burada asıl bakılması gereken, üniversitenin bu anlaşmadan ne kazandığı ve bu kazancın hangi şartlarla güvence altına alındığıdır.
***
Meselenin dikkat çekici taraflarından biri, üniversiteye verileceği açıklanan yüzde 3’lük pay.
Üniversitenin açıklamasında bu payın, Devlet hissesi ve yüzde 25 işletme gideri düşüldükten sonra kalan petrol satış hasılatı üzerinden hesaplanacağı belirtiliyor.
Bu açıklama önemli. Ama aynı zamanda yeni soruları da beraberinde getiriyor: Yüzde 25 işletme giderinin kapsamı nedir?
Hangi harcamalar bu giderin içine girecek?
Bu harcamaların gerçekten petrol üretimiyle ilgili olup olmadığı kim tarafından ve nasıl denetlenecek?
Üretim miktarını kim ölçecek? Satılan petrol miktarı ile sahadan çıkarılan petrol miktarı nasıl karşılaştırılacak?
Satış fiyatı hangi yöntemle belirlenecek?
Ve en önemlisi: Üniversitenin alacağı yüzde 3’lük payın hesabını kim ve nasıl denetleyecek?
Bunlar kuru muhasebe ayrıntıları değildir. Bunlar doğrudan kamu hakkının hesabıdır.
Ve kamu hakkı, “Bize güvenin” denilerek hesaplanmaz. Belgeyle hesaplanır.
***
Bir başka önemli konu da üretim rakamları.
Üniversitenin açıklamasında, kuyulardan kuyu başına günlük 150 varil üretim hedefinden söz ediliyor.
Altı kuyu üzerinden bu rakam, günlük yaklaşık 900 varile, yıllık ise yaklaşık 328 bin 500 varile karşılık geliyor.
Elbette bunlar üretim hedefleri ve projeksiyonlar.
Ancak tam da bu nedenle kamuoyunun bilmesi gereken başka bir soru ortaya çıkıyor:
Bu üretim tahmini hangi teknik verilere dayanıyor?
Sahanın petrol potansiyeli nedir?
Yapılan jeolojik ve jeofizik çalışmalar ne söylüyor?
Öngörülen üretim miktarının teknik dayanağı hangi raporlarda yer alıyor?
Çünkü üretim miktarı değiştiğinde, üniversitenin elde edeceği gelir hesabı da değişir.
Rakam değişiyorsa, beklenti de değişir.
Atalarımızın yol göstericiliğiyle:
“Ölç, biç, ondan sonra kes.”
Kamuya ait milyonluk bir işte, önce hesabın kitabın ortaya konulması gerekmez mi?
***
Bir de arazi kullanım bedeli var. Yaklaşık 45 bin 794 metrekarelik arazi için yıllık kira bedelinin 750 bin lira olduğu belirtiliyor.
Bu, ayda yaklaşık 62 bin 500 lira demek.
Metrekare hesabıyla bakıldığında ise yıllık kira yaklaşık 16,38 lira, aylık kira yaklaşık 1,37 lira seviyesine geliyor.
Koca bir üniversite arazisi... On yıllık kullanım...Petrol arama ve üretimi...
İşte burada da doğal olarak şu soru ortaya çıkıyor. Bu kira bedeli hangi ekonomik hesaplamaya göre belirlendi?
Arazi için bağımsız bir değerleme yapıldı mı? Bölgedeki emsal taşınmazlar dikkate alındı mı?
Petrol arama ve üretim faaliyetinin araziye kazandırdığı ekonomik değer hesaba katıldı mı?
Varsa bu değerleme raporu nerede? Çünkü kamuya ait bir taşınmaz söz konusu olduğunda, “Ne güzel, yatırım geliyor” demek kadar,
“Kamu bunun karşılığında ne alıyor?” diye sormak da gerekir.
***
Asıl kritik noktalardan biri ise yöntemde karşımıza çıkıyor. Bu iş neden pazarlık usulüyle yapıldı?
Pazarlık usulünün somut hukuki gerekçesi nedir? Ekonomik gerekçesi nedir? Başka şirketlerin teklif vermesine imkân sağlayacak rekabetçi bir süreç neden oluşturulmadı?
Üniversitenin daha iyi şartlar elde etmesini sağlayabilecek alternatif teklifler değerlendirildi mi?
Burada peşinen “usulsüzlük vardır” demiyorum. Bunu söylemek için belge gerekir. Ama aynı şekilde, “her şey yolundadır, sorgulamayın.” demek için de belge gerekir.
Gazetecilik tam da burada başlar.
Sormakla...Belge istemekle...Rakamların peşine düşmekle... Ve gerektiğinde rahatsız edici soruları ısrarla gündeme getirmekle...
***
Dicle Üniversitesi’nin ihaleleri ve kamu kaynaklarının kullanımı konusunda daha önce de benzer sorular sordum.
Bugün mesele yalnızca bir petrol projesi değil.
Mesele, bir kamu üniversitesinin sahip olduğu değerin nasıl değerlendirildiğidir.
45 bin 794 metrekarelik araziyi konuşuyoruz. Yarın başka bir araziyi, başka bir şirketi, başka bir projeyi konuşabiliriz.
Kamu malının kullanımında temel ölçü “Yönetim uygun gördü” noktasına indirgenirse, kaybedilen yalnızca bir taşınmaz olmaz.
Kamusal denetim anlayışı da yara alır.
***
Oysa yapılması gereken çok basit: Sözleşmeyi açıklayın.Pazarlık usulünün gerekçesini ortaya koyun.Arazi değerlemesini gösterin.Kira bedelinin nasıl hesaplandığını anlatın.
Yüzde 3’lük gelir paylaşımının matematiğini ortaya koyun.Yüzde 25 işletme giderinin kapsamını ve denetim mekanizmasını açıklayın.
Üretim tahminlerinin dayandığı teknik verileri paylaşın. Sahanın petrol potansiyeline ilişkin teknik raporları kamuoyuna sunun. Çevresel yükümlülükleri ve saha rehabilitasyon şartlarını açıklayın. Kaldı ki bunların açıklanması üniversiteyi küçültmez.
Tam tersine, güçlendirir. Çünkü gerçekten kamu yararına bir anlaşma yapıldıysa, belgeler ortaya konulduğunda soruların önemli bir bölümü zaten cevabını bulacaktır.
Şeffaf bir anlaşmanın saklayacağı ne olabilir?
***
Üniversite arazisine sahip çıkmak, petrol çıkarılmasına karşı çıkmak değildir. Kamu malının hesabını sormak, yatırımı engellemek değildir.
Şeffaflık istemek, üniversite yönetimine düşmanlık hiç değildir. Tam tersine kamu malına sahip çıkmanın kendisidir.
Dicle Üniversitesi bir kamu kurumudur. Arazileri bugünün yöneticilerinin kişisel tasarruf alanı değil;
toplumun ve gelecek kuşakların emanetidir.
O emanet birkaç parlak yatırım rakamıyla, bir protokol töreniyle, birkaç güzel fotoğrafla korunmaz.
Belgeyle korunur.Denetimle korunur.Hesap verebilirlikle korunur. Mesele yalnızca petrol çıkarmak değil.
Mesele, kamu adına kimin hesap soracağıdır.
Petrol çıkarılsın. Üniversite kazansın. Diyarbakır kazansın. Türkiye kazansın.
Ama bütün bunlar olurken kamu kaybetmesin.
***
İşte mesele tam olarak budur. Eğer bu anlaşma gerçekten kamu yararına ise, bunu kanıtlamanın en kolay yolu bellidir:
Belgeleri açıklayın.Sözleşmeyi ortaya koyun.Değerleme raporunu gösterin.Kira hesabını anlatın.Gelir paylaşımının hesabını kamuoyuna sunun.
Yüzde 25 işletme giderinin hangi kalemlerden oluştuğunu açıklayın.Üretim projeksiyonunun dayanağını gösterin.
Çünkü kamu malı söz konusu olduğunda, “Bize güvenin” yetmez.Kamuoyu hesabını görmek ister. Ben de o hesabı sormaya devam edeceğim. Kimse yok mu?
Varsa şimdi tam zamanı. Çıkın ve hesabını sorun.
Çünkü Dicle Üniversitesi’nin arazileri rantın değil, kamunun hizmetinde olmalıdır.
***
GÜNÜN SÖZÜ
Devlet malı deniz değildir; yiyen de domuz değildir.
Yazarın Önceki Yazıları

Yorumlar