28 ŞUBAT, MACERA BİR KARANLIK!?

Sevgili okurlar.

Gerçekten, Türkiye siyasal ve sosyal, hatta kültürel açıdan “ibretlikler” levhasına sahip!...

Mazisiyle, geçmişiyle, bugünü ve geleceğe dair gidişatını, karşı karşıya getirdiğinizde; “ibret verici” çok ama çok dersler çıkarılabilinir...

Yeter ki “samimi ve ihlaslı” olunsun!...

Ama diyeceksiniz ki; “kime anlatırsınız!..”

Ne yazık ki öyle!...

1,5 asırdan beridir toplum “siyasi kavram” aldatmacalarıyla boğuşuyor...

Gelen-giden iktidarlar olsun..

Mevcut müesses nizam olsun..

Dün olduğu gibi bugün de toplumun genleriyle “uyum” sağlamış değildir..

Çünkü “milli ve yerli” olmadıkları gibi, “millet ve devlet, ülke” gibi dertleri de, olmamıştır..

***

Nitekim “yalan söylemeyen” hakikatleri deşifre eden yabancı tarihçilerin tespitlerine baktığınızda; gerçekleri tüm çıplaklığıyla, görebiliyorsunuz...

Bize anlatılan resmi yakın tarihimiz, hiç de hakikatleri içermiyor...

Denilebilir ki;  yüzde 90’ı yalan.

Zira tespitler açık.

Dayanaklı noktalar ortada.

Ve kocaman cihanşümul bir devletin yok edilişi ve bu milletin gençliğini dininden uzaklaştırma hali, toplumun arasına ithal edilen kirli batı emperyalizminin zehirli oyun ve tezgâhları orta yerdedir.

Gelen giden siyasi iktidarların, her nedense bu memlekete verdikleri sözlerin yerine getirilmemiş olması gerçekten düşündürücüdür.

Ve toplumu her an için uyarmaya değer bir kıymet taşıyor hal-i durumumuz!.

Bu toplum 7’den 70’e kadar tarihine, kültürüne, inancına bağlı bir toplum olmakla beraber en büyük istinatgahı Müslüman bir toplum olmasıdır..

İnandığı kitap yüce Kur’an-ı Kerim’dir.

Gittiği yol da Hz. Muhammed (S.A.V)’in yoludur.

Tüm bunlara rağmen ırkçılığa dayalı taassup hastalığı toplumu her açıdan rencide etmiştir, etmeye de devam etmektedir..

Siyasiler “ne konuşuyorsa konuşsun” bir türlü inandırıcı olabilmiş değiller...

Hangi iktidar gelmişse, muhafazakârından tutun da sosyalistine kadar, solcusuna kadar, laikçisine kadar, Kemalist anlayışına sahip olanlara kadar, vesayetçisine kadar, darbeci hıyanet erbaplarına kadar…

Hiçbiri bu memleket tescilinde artı kaydetmemiştir.

Bu ülke insanının tescil defterine artı olarak bir şey kaydedilmemiştir, illaki eksiye düşürülmüştür.

Tıpkı bugünkü halimiz gibi.

Zira “gelen gideni aratıyor.”

Yüz elli yıllık tarihimize bakıldığında, cihanşümul bir devletin aynı zamanda İslam hilafetini taşıyan ve mazisine sahip güçlü bir devletin kaşla göz arasında yok olup gitmesinin temelinde; “ırkçılık” söz konusu olmuştur...

Jön Türkler Ermeni ve Yahudilerle işbirliği yaparak Fransa’nın başkentinde plan ve projeler ihdas ederek; toplumun arasında “ırkçılık” tohumuyla nifak sokmuştur...

Bunların başını çeken de Sultan Abdülhamid’in özbeöz yeğeni yani kız kardeşinin oğlu Prens Sabahaddin ile Namık Kemal’ler, Boğos Nubar’lar olmuştur.

Paris’te alınan kararlar “meşrutiyet-i meşrua” adı altında yeni bir rejim sistemi getirip Osmanlıya son verme planları olmuştur ve ne yazık ki gerçekten de hedeflerine ulaşmışlardır.

Geçmişten ders çıkarmamız lazım...

***

Sevgili okurlar.

Tıpkı o gün yapılan Turancılık taassubu gibi günümüzde de bu kez değişik siyasi platformlarda “Kürtçülük, bölücülük” taassubu var.

Özellikle bu taassup yüz yıl evvel nasıl ki Fransa’nın Paris kentinde yapıldıysa ve koskocaman bir devletin varlığına son verildiyse.

Bugün misak-ı milli hudutları içerisine sığdırılmış küçük bir coğrafya üzerinde bulunan mevcut Türkiye’nin de ortadan bölünüp parçalanmasını isteyen anlayışın üreme gösterdiğini görüyoruz.

Bu da yine aynı İttihat Terakki Partinin kuruluşuyla jön Türkler nasıl hedeflerine ulaştılarsa, korkarız ki aynı hedefe ulaşma planları bu kez Kürtçülük ırkçılığına dayalı HDP ve PKK gibi tehlikeli unsurların da varlığı vücut bulsun...

Zira bunu körükleyen kaynakta Fransa’dır, İngiltere’dir ve ABD’dir.

* * *

Bir devletin, bir milletin ve bir ülkenin bütünlüğüne yönelik aldatıcı kavramlar kullanarak, hain medyanın kalemşorlarıyla yola çıkanların Türkiye’yi ve tüm İslam dünyasını “bölük-pörçük” hale getirmeleri oldukça düşündürücüdür.

***

Evet, diyoruz ki biz Müslüman’ız.

İnançlı bir ümmetiz.

Elimizde yüce kitabımız Kur’an var.

Fakat ne yazık ki Kur’anın semtinden bile geçemeyen bir millet olarak Kur’an gerçeklerine sahip çıkmamakla beraber, nasıl olur da bir ilerlemeyi, bir kalkınmayı, bir yücelmeyi aklımızdan geçiriyoruz.

Evet, Jön Türklerle işbirliği yaparak, Turancılık ırkına bağlılığını ilan edenler ile Selanik dönmelerinin işbirliğiyle yola çıkan bir siyasetin sonucu başta Türkiye dahil olmak üzere tüm İslam dünyasını ele geçirmiştir.

Moiz Kohen’lerin, Emanuel Karasu’ların, Theodor Herzl’lerin ve Ermeni silah kaçakçılarının uyguladıkları planların ana unsuru, dayanak noktası Paris’tir, Londra’dır ve Siyonizm’in bulunduğu diğer Avrupa ülkeleridir.

* * *

Evet, biz bunları her zaman yazıyoruz çiziyoruz.

Ama hedefimiz ne?

Hedefimizin ana çizgisi; toplum siyasi kavramlarla aldatılmasın.

Yöneticilerin de yani siyaseti elinde tutan devlet büyüklerinin de sadakatini, koltuklarının idamesi için değil, topluma hizmet olarak vermeleri gerektiğini söylüyoruz...

Kendine “aydınlık” vasfını veren güruhların da gerçek pozisyonuna ve fiziksel davranışlarına bakıldığında hal ve hareketleriyle karanlığın en derininde yürümekte olduklarını da görüyoruz.

Bu karanlık cehaletin, toplumu her 10 yıl içerisinde vesayetçilerin darbeleriyle karşı karşıya bıraktıklarını da biliyoruz...

Bu ipin ucunu kendi elinde tutan hıyanet erbaplarının varlığını, dün olduğu gibi bugün de kimse inkâr edemez.

***

Ülke İslam’la büyümek istiyor.

Adriyatik Denizi’nden Çin Seddi’ne kadar hükümran olan bir cihan devletinin varlığı, bunun temel gerçeğidir.

Ama bugün İslam dünyasının zillete girmesi ve düşmanların, emperyalist haçlı ve Siyonistlerin karşısında büyük bir mahrumiyette olduğunu görüyoruz.

28 Şubat belasının bu ülkede, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yapılan despot uygulamaları, zorba dayatmaları, gece silahlı-gündüz külahlı, kimin elinin kimin cebinde olduğu belli olmayan karanlıklar dönemini yaşattığına yakın tarihimiz şahittir.

* * *

Bakınız, dünkü Sözcü Gazetesinin meşhur (!) kalem sahiplerinden Saygı Öztürk’ün emekli Tuğgeneral Namık Kemal Çalışkan ile yaptığı bir mülakatta...

Her ikisinin ellerinde görülen şu haritaya bir bakın..

Emekli General Çalışkan, 28 Şubat’ta Sincan’dan tankları yürüten Kemalist anlayışa sahip kişi.

Sözcüye şöyle konuşmuş;

“Sincan’da tankları ben yürüttüm.

Ama kimse benim ifademi almaya çağırmadı.”

Yaşları 74 ile 90 arasında değişen 14 komutan 28 Şubat davasında hala cezaevinde.

25 yıl önce tankları Sincan’da yürüten emekli Tuğgeneral Namık Kemal Çalışkan tanıklık için başvurdu ama kabul edilmedi.

Çalışkan, “yapılan vicdana sığmaz” diyor.

* * *

Bakınız, sevgili dostlar.

Saygı Öztürk, sol yapıya sahip bir yazar.

FETÖ ile çalışan Samanyolu TV’de programlar yapan Kemalist bir yazar.

28 Şubat’taki özellikle benim karşılaşmış olduğum macera zorbalığını, ihanetini destekleyen bir kirli kalem sahibi.

Bugün devlet aleyhinde, iktidar aleyhinde, özellikle Cumhurbaşkanı aleyhindeki gazetenin yayın politikası ortadadır.

14 tane generale şahitlik yapan emekli Tuğgeneral Namık Kemal Çalışkan da adeta meydan okurcasına “masumiyetleri hakkında şahitlik yapıyorum” noktasında arz-ı endam ediyor…

Ve iktidar da bunu görmezden geliyor...

General hakkında, yargı herhangi bir takibat açmıyor...

Bu hadise, bizim yazdıklarımızı, dile getirdiğimiz tarihi tespitlerin tescili noktasında; kanıtlayıcı bir delildir.

Peki, sonuç nereye gidiyor?

Sonumuz ne olacak?

Bu hal, bu ülkeyi nereye götürüyor?

Bunları düşünmemek elde değildir.

Ne kadar kötü şeyler varsa, devlet aleyhinde, ülkenin bütünlüğü aleyhinde yazarçizer kalem sahipleri varsa, onların hepsi basın özgürlüğü adı altında adeta mükâfatlandırılıyor..

Yani yaptıkları her şey şayan-ı takdirle karşılanıyor(!)

Oysaki devletin temelini zehirli kalemlerle sarsıyorlar...

Ülkeyi siyasi heyelan haline getiriyorlar..

Ama kime dersin?..

Sonuç itibariyle emekli Tuğgeneral şöyle diyor;

 “Tankları ben yürüttüm, ama ifademi bile almadılar.”

“Yani 31 Ocak 1997’de Sincan’da Kudüs Gecesi düzenlendi, 4 Şubat’ta zırhlı birlikler okulu ve Eğitim Tümen Komutanlığına bağlı tanklar Sincan caddelerinde yürütüldü.

Bu olay 28 Şubat davasına cebir ve şiddet olarak geçti.”

İşte bunu yazan namuslu kalem sahibi (!?) Saygı Öztürk…

En derin saygı ve sevgilerimle.