BU DEJENERASYON VE TOPLUMSAL AHLAKİ ÇÖKÜNTÜ, TÜRKİYE’Yİ NEREYE GÖTÜRÜR?! (II)
Sevgili okurlar..
Dünden devam diyoruz.. Ve ülke ile milletin hal-i durumu, “hiç de huzur verici” bir hal, içermiyor... Çünkü insani, vicdani ve rahmani yönümüzü kaybettik..
Kültürümüz de, medeniyetimiz de “erozyona” uğradı...
“Ulvi değerlere” zerre-i miskal saygı gösterilmediği gibi; “inanç nokta-i nazarında” her şey, “batıla ve batıya” odakla kimlik kazandı?...
Bizi biz yapandan değil, “bizi bizden edenden” medet umar hale geldik..
Ve bu “tahrip kalıbını” işleten de ne hazindir ki “mevcut müesses nizamdır.?”
Bu nizam her geçen gün, ülkenin ve milletin “yaşam vücudunda” kangrenleşen hastalıklar üretiyor...
***
Düşünen, konuşan, yazan biri olarak hazin şekilde kurduğumuz cümleye; “ah şu memleket meseleleri var ya” diyerek başlıyoruz...
Bizi, sizi, ahaliyi ilgilendiren mevcut toplumsal sıkıntının varlığı “güne özgü değil..”
“Günübirlik de” bakmamak lazım...
Çünkü ekonomiksel sıkıntıdan tutun da, kültür emperyalizmine kadar, yalan tarihin bize balon gibi şişirdiği sahte kahramanlıklar ile kurtarıcılık kisvesi altında oluşturulan hegemonya, mevcut sistemin bünyesinde üreyen birer urdurlar...
Bu ur, bugün oldukça büyümeye yüz tutmuş.
Nerdeyse devlet, millet ve ülkenin vücudunu “infilak” ettirecek..
Güç kaybı yüksek..
Cılızlaşan, halden düşmüş bir vücut var!
Lakin herkes dertli!
***
Gerçek şudur ki..
Türkiye insanı, doğulusuyla, batılısıyla, Türk’üyle, Kürdüyle, Arabıyla, Acemiyle, Lazıyla, Çerkeziyle çok çalışkan ve çok gayretlidir.
Hamiyetperver, milliyetçidir.
Sebatkardır..
Toplumun bölünmez bütünlüğüne yönelik hep dik durmuştur..
Mücadele vermiştir...
Kendini güçlü bir değer haline getirmiştir..
Tarih sayfası, destanlara şahittir ve not etmiştir..
Ama ne yazık ki “gelinen aşama” itibariyle görünen odur ki bu çalışma stiline engel teşkil eden tek unsur var..
O da mevcut, kokuşmuş bir sistemin var olmasıdır...
Antidemokratik, hukuk dışı, liberal demokrasi(!) adı altında yapılan siyaset, milletin değer varlıklarıyla ters düşüyor.
Zira hep zalimi koruyor.
Dolaylı yollarla rüşvet, suiistimal, adam kayırma, toplumu kötülüklere sürükleyen menfi, münkerat pislikleri yok etme yerine, ahlaksızlığı körükleyen, teşvik eden, güçlendiren, palazlanmasını sağlayan bir anlayış söz konusu!.
İşlenen suçlar karşısında sistemin hazırlamış olduğu müeyyideler yetersiz, hem de oldukça yetersiz.
Suç işleyen gittikçe çoğalıyor.
Dejenerasyon, çürümüşlük, ülkenin her tarafını sarmış..
Hatta nerdeyse önemli çapta ailelerin varlığına etki ediyor.
Hile, tezgâh, oyun, kandırmacalar, kavram kargaşalarıyla toplum adeta morfinleşmiş şekilde, uyuşuk bir hale geldi...
Siyaset dünyası hep batıl ve batıla endeksli stratejilere, ülkenin ve milletin değerleriyle ters düşen işlere imza atıyor.
Tarihi gerçekler, geçmişe yönelik millete yapılan mezalim bugün değil 1,5 asırdır katalog şeklinde yaşatılıyor…
Osmanlının son döneminden tutun da günümüze kadar tüm yapılanlar, vesayetçi bir tahakküm, mutlak bir istibdada dayalı iktidarların görüntüleri, milleti bir hayli hayal kırıklığına uğratıyor.
İki seneden beri toplumun içine yayılan kovid-19 hastalığı yetmiyormuş gibi bu kez “ekonomiksel kovid toplumu” sardı..
Ki bunun etkisi, Kovid-19’dan katbekat fazla...
Ülke ve millet “per perişan” bir hal yaşarken, siyaset dilinde ne hikmetse her şey güllük gülistanlık...
Vaziyet çok yönlü, apayrı bir madrabazlık…
Buna da eyvallah diyelim!
Bu kez müesses nizamın palazlanmış bürokratik uygulamaların varlığı, apayrı bir seviyede yürüyüp gitmektedir.
Vatandaşa “bugün git, yarın gel, iki ay sonra gel” deniliyor.
İki ay bitiyor, gidiyor.
Bu kez “git, üç dört ay sonra gel” deniliyor.
Böyle yalan oyun tezgâhları ne yazık ki bazı önemli kamu kurum ve kuruluşlarının bünyesinde meydana geliyor.
Bu nedenle vatandaş, iktidar partisi olan AK Parti hakkında şimdiye kadar her ne kadar iyi niyet beslemişse de o tamamıyla her gün biraz daha yıkıma doğru gidiyor.
Bu da, toplumun ümitsizliklerle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Hele hele iktidarın Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki belediye başkanlıkları, hele hele kayyımların başkanlıkları altındaki maceracı kadrolar apayrı bir tezgâh peşinde...
Vesayetçiler gibi, PKK gibi terör odaklarının gizli loca tipi çalışmalarının hala yaşamakta olduğunu düşünüyoruz.
HDP belediye başkanlarının gidişiyle sanılmasın ki gelen kayyımlarla ortalık güllük gülistanlık olmuştur.
Kamuoyunun araştırmalarına göre elde edilen bilgiler doğrultusunda diyoruz…
HDP’nin Belediyeleri yönetme anlayışında, “vergiler” adı altında milletten katlama para alıyorlardı.
Parayı devlet bütçesine harcamak yerine dağa gönderiyorlardı.
İktidar, devlet bunu engelledi.
Onları görevden aldılar...
Ancak yerlerine atadıkları kayyımlar, her ne kadar içinde iyi niyetle devlete hizmet verenler varsa da ki vardır ki bu inkâr edilmez.
Ancak bu yetmiyor ki.
Denir ya bir gülle bahar mı olur?
Zira orada yıllardan beri öylesine çöreklenmiş tehlikeli kadrolar mevcuttur ki o başkan ne kadar güçlü olursa olsun, ne kadar yerini değiştirirse değiştirsin; o çarkla bir türlü baş edemiyor...
Belediyelerin bizatihi yaptıkları yanlışlıklar, hukuk dışı uygulamalar, kendini allame-i cihan olarak bilen bazı yetkililer, ne yazık ki belediyeleri çok kötüye kullanıyorlar.
Hem de iktidar partisinin gölgesi altında.
Hem de mevcut bölgedeki, Diyarbakır’daki bazı siyaset erbaplarını kendilerine arka bahçe olarak kullanıp, çok rahat bir şekilde güvenle bu yolsuzlukları yapabiliyorlar.
Dünkü yazımızda da belirtmiştik.
Aylarca, senelerce sürüncemede bırakılan imar müdürlüklerinin bünyesindeki imar planları, hep tezgâhlı, paralı, rantiyeli işlerle günler gün ediliyor...
Ve vatandaş da inim inim inliyor..
Çünkü iş yapılmıyor..
Bunlarla ilgili elimizde belgeler mevcuttur.
Bunu bugünkü sohbetimizde deşifre etmeyeceğiz.
Ancak günü gelince tüm çıplaklığıyla deşifre edeceğiz.
* * *
Bir de şu Organize Sanayi Bölge Müdürlüğüne de göz atalım.
Yahu Allah aşkına!
Vatandaşın, köylünün “mera” vasıflı arazisini alıyorsunuz, uyduruk yasalarla kaşla göz arasında “hazine arazisine” çeviriyorsunuz.
Hazineden de devralıyorsunuz.
Sonra da vatandaşa yüksek fiyatla satıyorsunuz.
Köylü; aç, perişan, sefalet içerisinde gezinirken, bu kadro palazlandıkça palazlanıyor.
Para, pul o biçim.
Vatandaşa verilen arsanın bir dönümünü 85 bin liraya satıyorlar.
Ve bu para nereye gidiyor, nasıl harcanıyor, kimin kasasına ve cebine giriyor?
Elbette ki bu meçhulümüz olmakla beraber, onların da paranın nerede harcandığına dair sadra şifa verebilecek rahatlayıcı bir açıklamaları da yok?
Hep gizlilik içerisinde “vur-kaç” misali..
Orada çöreklenmiş bir iki tane HDP tandanslı veyahut MHP veyahut CHP anlayışına sahip ve hatta bugünkü siyasetin gölgesinde çok fazla hukuk dışı mezalimler yapıyorlar.
Tamamıyla keyfiyete dayalı adaletsizlik diz boyu.
Peki, nereye kadar gidecek bu durum?
Bu soru; iki gündür “BU DEJENERASYON VE TOPLUMSAL AHLAKİ ÇÖKÜNTÜ, TÜRKİYE’Yİ NEREYE GÖTÜRÜR?!” başlıklı yazımıza konu başlığı...
Gerçekten de Türkiye nereye gidiyor?
En derin saygı ve sevgilerimle.