DİNDEN SOYUTLANMIŞ BİR GENÇLİKLE, MÜCADELE GERÇEĞİ..!?

Selamün Aleyküm.. Malum, bir süre sizden ayrı kaldık; “bazı sağlık sorunları” nedeniyle.. Cenab-ı Allah’ın desteği ve şifasıyla, toparlandık, şifamızı bulduk.. Artık bugün itibariyle, “nerde kalmıştık” diyerek, sohbetlerimize devam diyoruz… Son yazımızın başlığı; “Ülkemiz Büyük Kumpaslarla Karşı Karşıya” idi..

***

Bu başlık altında, ülkenin ve bölgenin sosyal, siyasal, ekonomik pek tabi ki kültürel, bir çok meseleyi irdeleyip, sorgulamıştık.. Özü itibariyle, devletlerin ve milletlerin benimsediği, ya da uygulanan “siyasetin milli ruhu temsil edip, işlev görmediği” sürece, ne istikrardan, ne istiklalden ve ne de istikbalden söz edilemeyeceğine dikkat çekmiştik..

***

Ve şu notu düşmüştük.. “Dinden soyutlanmış bir gençlikle, devletlerin yönetimleri dıştan ve içten gelen tehlikelerle yalnız başa çıkamaz.?” Ki bu söz, Merhum Karadavi’nin İbn Haldun’un mukaddimesinden naklettiği bir ifadedir.

***

Muhtevası önemli olduğu kadar da uyarıcıdır.  Zira görünen odur ki cumhuriyetimizin kuruluşundan bugüne kadar, nerdeyse aradan geçen yüz yıllık bir süreç içerisinde kurulan hükümetler, gelen giden iktidarlar, muhalefetler, mevcut vesayetleri bünyesinde tutan devrimler silsilesini içeren Anayasa dâhil olmak üzere... Beri yanda, ihtilaller.. Kendine, demokratlar, liberaller, muhafazakârlar diye, sınıflandırma yapanlar…

***

Yani yekvücut şekilde düşünürsek, irdelersek, sorgularsak, hakikat gözüyle baktığımızda; “milli ruhu” pekiştiren, tarihsel “kimlikle” buluşturan bir hamle karşımıza çıkmıyor. Yani tarihi mirası sahiplenme ve büyüme, geliştirme, ilerleme noktasında, arpa boyu kadar yol alınabilinmiş değil… Bağımsız ve hür olabilmiş değiliz…

***

Her ne kadar, Anayasamızda bağımsızlık kavramı vaki ise de, fiiliyatta içi boşaltılmış bir kavram olduğunu görüyoruz.. Bağımsızlık, istiklal, demokrasi, hukukun üstünlüğü gibi ifadelerin tümü; halk deyimiyle “teneke!” Çünkü, büyük bir erozyon ve dejenerasyon var.. Her şey, uçmuş gitmiş..

***

Bir önceki yazıda “Hilafet nedir” diye ara başlık kullanmıştık.. Malum hilafetten kasıt, “devlet yönetimi?”.. Yani devlet yönetimi nedir? Tek kelimeyle devletin, yönetimlerin ana görevi; toplumsal bir potansiyeli hem ahiret, hem de dünya hayatının kazandırılması için tarih boyunca koruyup, kollamasıdır..

Ahiret hayatını unutturup sekülarist, yalnızca dünyevi bir hayatla toplumu yönetenler boşta kalırlar ve hiçbir zaman geçerliliğini sağlayamazlar.”

***

Öyle değil mi sevgili dostlar?!

Yüz yıldan beri ülkemiz terörizmle mücadele ediyor.  Ki o mücadele kiminle yapılıyor biliyor musunuz?

Bugünkü başlığımızda kullandığımız ifade doğrultusunda, terörize edilmiş, dinden uzaklaştırılmış bir gençlik potansiyeliyle boğuşuyor… Bu devlet milli gücünü kullanarak, bunlarla mücadele ediyor…

Özellikle kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerinin iman ve inançtan gelen Mehmetçik anlayışıyla, savaş veriyor…

Ama heyhat, dipsiz kuyu misali!!!

Çünkü dış güçlerden kaynaklanan bir dayatmayla oluşan dinden uzaklaştırılmış bir gençlik milletin bünyesinde yeşerdiği için, içten vuruluyoruz… Yani içten içe bizi kemiriyor, kemirmektedir…

Dün içtendi, bugün dışarıdan organizeli şekilde; kemirmeye çalışıyor…

***

Nitekim Sayın Cumhurbaşkanımız, bunu tüm ciddiyetiyle dile getiriyor.

Bakınız AK Parti TBMM Grup Toplantısı’nda bu minvalde şöyle dedi Sayın Erdoğan…

“Geçmişten aldığımız dersler ışığında, Türkiye’nin ve milletimizin menfaatleri neyi gerektiriyorsa ona göre hareket ediyoruz..”

***

Tarih boyunca tüm büyük filozoflar, âlimler ve yöneticilerin "siyaset nedir" sorusuna cevap aradıklarını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasetin kelime kökeni olarak yönetmek, eğitmek, yetiştirmek gibi anlamlara sahip olduğunu söyledi.

***

Bu kavramla eş anlamlı olan politikanın ise eski Yunan'da doğrudan devletin yönetimine ilişkin faaliyetlere işaret ettiğini de konuşmasında aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle dedi;

***

 "Siyaset, devletin kimler tarafından, hangi programla ve hangi kadrolar tarafından idare edileceğini anlatır. Demokrasilerde, seçimlerde halk hangi ittifaka, hangi partiye, hangi lidere bu sorumluluğu verirse ülkeyi o yönetmektedir. Daha önce parlamenter demokrasiyle yönetilen ülkemizde güven ve istikrar ikliminin tesisinde ciddi sıkıntılar yaşanmıştır..”

***

Bu beyanlar dikkat çekici.? Ki Sayın Erdoğan gerek Cumhurbaşkanlığı döneminde gerekse de Başbakanlığı esnasında… Yani 20 yıllık iktidarı dönemindeki devlet yönetimi anlayışında; ortaya koyduğu bu tespitlerine bir sözümüz yok.. Çünkü yerli yerinde tespitler.. Kaldı ki Türk Silahlı Kuvvetlerinin “Dosta düşmana göstermiş olduğu o destansı kahramanlık” mücadele ve iradesi bugün, zafiyetsizdir..

Denir ya, Allah var, inkâr edilemez.

Milli Savunma Bakanı Sayın Hulusi Akar ve Genelkurmay Başkanımız Orgeneral Yaşar Güler’in büyük çabaları var; terörle mücadelede…

***

Ancak tarihsel yönde, “Suriye’ye dair” girişimimizde, benim çekincem var.. Elbette ki terör, nereden gelirse gelsin, anında müdahale etmeliyiz.. Gerekirse de, Suriye’ye girebiliriz… Ama gel gör ki son gelişmeler der demez “bir tuzak olmasın mı?” dedirtiyor..

***

Malum, ABD ve diğer dost görünen düşman müttefiklerin,  PKK PYD terör örgütünü bir yem olarak önümüze atıp da bizi savaş tuzağına çekmeye çalışıyor olmasınlar mı? Bunu ince eleyip, sık dokuyarak, düşünmek gerekir.  Zira unutmayalım ki PKK terörü dıştan yalnız olmamakla beraber, arkasında ABD gibi güçler vardır.. Onlara vermiş olduğu lojistik, hayali değildir bunu düşünmek gerekir…

***

İkincisi, PKK’nın içimizdeki bağlantıları, hatta meclisteki odak noktası olan resmiyet kazanmış CHP’nin bazı kesimleriyle ve HDP’nin varlığı, boş durmuyorlar.. PKK’nın yanında olduklarını kimse inkâr edemez.  Tüm bu düşünce paralelinde, bize göre elbette ki devlet bu mücadelede tüm gücünü, imkânlarını kullanmak zorundadır.  Zira olası tuzak ve tehlikeleri de görmesi lazım…

***

Her şeyden evvel unutmayalım ki bu PKK terör örgütünün oluşturduğu gençler, yine bu milletin içinden çıkanlardır…

Dinden, imandan soyutlandırılmış, uzaklaştırılmış ve mevcut Milli Eğitim camiasında okumuş, kendini yetiştirmiş insanlardan oluşan bir potansiyel olduklarını kimse inkâr edemez…

***

İşte yazı başlığımızın ana teması da burasıdır… Ki kullandığımız ifade İbn Haldun’un mukaddimesinden alınmış bir ifadedir.

“Dinden soyutlanmış bir gençlikle, devletlerin yönetimleri dıştan ve içten gelen tehlikelerle yalnız başa çıkamaz.”

İşte bu tespit sıradan bir tespit değildir sevgili okurlar.

Tarihi bir tespittir, bilimseldir, gerçektir.  Ama kime anlatırsın?

* * *

Bakınız, sevgili dostlar.

Buraya kadar ifade etmeye çalıştığım konuları ispatlamak bakımından devletleri, özellikle devlet yöneticileriyle onlara bağlı olan milleti uyaran yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in bu iki ayet-i celilesi çok şeyleri anlatıyor…

Bizler için, ders-i ibret olması gerekir diye düşünüyorum…

Nisa suresinin 58. Ayeti ile 59. Ayeti…

Kutsal anlamlı meallerine bir bakalım…

58- “Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”

Ayette geçen adalet kelimesi ile emanet kavramı demektir ki her şeyiniz, milletin yararına, menfaatine, toplumun büyümesine, bütünleşmesine ve ülkenin bölünmez bütünlüğüne yönelik bir adl-i ilahiyle milleti yönetin uyarısı yapılıyor…

Ki bu da bize göre yeter de artar, tarihsel kimliğe dönüş için!

Bu ayetin tersyüz edilmesi vahim sonuçları doğurur…

Hiç kale alınmaması, hafife alınması da apayrı zarar verir..

O zarar da, o ülkenin derinliklerine kadar sirayet edici yıkıma dönüşür…

Zira insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor.

O adalet de sıradan bir adalet değildir.

Yani CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun istediği gibi bir Adalet değil.

Buradaki kasıt nettir; o da Kur’an adaletidir.

***

59. ayet ise aynen şöyle;

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan, sizin inancınız paralelinde hüküm veren yöneticilere de itaatkâr olun. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.”

Bu birinci ayette geçen ilahi hitap, devleti yöneten u’lül emirlere yöneliktir, onları uyarıyor.

Özellikle yargı mekanizmasını uyarıyor.

Özellikle Adalet Bakanlığını uyarıyor.

Diyor ki;

Sakın ha! Size tevdi edilen emanetlere riayetsizlik etmeyin. Bir milleti yönettiğiniz zaman adl-i ilahiyle yönetin, dışarıdan ABD’den veya AB’den ithal edilmiş sömürgen bir yasa sistemiyle toplumunuzu yönetmeyin.

Aksi takdirde emaneti ve adaleti elden kaçıran bir toplum, bir yönetim şekli haline gelirsiniz…

Bir devlet, bir ümmetin ve bir ülkenin helakine neden olursunuz…

***

İşte bakınız, ülkenin ve toplumun hal-i durumuna…

Gerçekçi olmak gerekir; başımızı maddi ve manevi yöndeki bela ve musibetlerden kurtarabiliyor muyuz…

Yok…

Bir yandan zelzeleler, depremler, zaman zaman yer sarsıntıları, büyük çapta milleti korkutuyor.

Bu da Allah’tan gelen bir uyarı olması gerekir.

Öbür yandan ülkemize, İstanbul’umuza, Mersin’imize, her tarafımıza Suriye’den gönderilen terör kuryelerinin tehditleri…

Denir ya, daha neler neler.

Tek kelimeyle Cenab-ı Allah bizi bu ayetlerle uyarıyor ve istikametinizi doğrultun diyor.

Aksi halde olumsuzluklarla karşılaşırsınız..

En derin saygı ve sevgilerimle.

HAYIRLI CUMALAR.