EMPERYALİST HAÇLI SEFERBERLİĞİ?! (II)
Evet, sevgili okurlar.
Bilindiği üzre dünkü sohbet köşemizde de sizinle samimi hava içerisinde paylaşmak istediğimiz önemli memleket meselelerini bugün yine aynı minval üzere, daha önemli bazı tarihi ilaveler yaparak çok çarpıcı konuları, olup bitenleri de yine bu sohbet içerisinde sizinle paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz.
Ve sizler gibi değerli okurlarımızın okuma potansiyelinin gün gittikçe artmakta olduğu da gerçekten bizi ümitlendiriyor.
İnanın, sevgili okurlar.
Biz bu köşede dilimizin döndüğü kadar, kalemimizin çalışabildiği kadar, hiç kimsenin herhangi bir şahsiyetini, maneviyatını, maddiyatını hedef almadan, rencide etmeden, küçük düşürmeden, aşağılamadan, tarihi konuları dile getiriyoruz.
Bu da medya grubu olarak olmazsa olmazımızdır.
Zaten hedefimiz de; kamuoyuna, sizin gibi değerli okurlarımıza olup bitenleri yansıtmaktır.
Hele hele yakın tarihimizde içten vurulma halimizi, günü gününe tarihi tarihine adres belirterek söylememiz gibi daha tabii bir hal olamaz.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. Maddesi, tüm bunları hukukun üstünlüğüne inanarak, teyit etmiştir.
Onun için biz burada kimseye ne iftira atıyoruz, ne de tenezzül ediyoruz.
Ama bunu da belirtmeden geçmek istemiyoruz.
Bu cumhuriyet dönemimizde kökü dışarıdan olup, içimize ithal edilmiş ve birer fitne unsuru durumunda olan bu olup bitenlerin beş sac ayağı vardır.
• İsrail’in Siyonist emperyalizmi…
• İngilizlerin hegemonyaları.
• Fransa’nın tilki kurnazlığı ve Paris’in şeytan ifritleri.
• İçimizdeki satılmış jön Türklerin taşeronluğu.
• Vesayetçi, laikçi, Kemalist unsurlar.
İşte dünyanın neresine gidersen git…
Toplumun her kesimine sormak gerekiyorsa soralım.
Bu söylediklerimizde, bu tespitlerimizde zerre kadar, ama zerre kadar bir yanılma payı var mı yok mu?
Kesinlikle bu soruya cevap olarak; Öyle inanıyoruz ki yanılma payı sıfır denilecektir.
Bakınız, sevgili okurlar.
Dün Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, İstanbul Beylikdüzü’nde ve Büyükçekmece’de İstanbullulara yaptığı konuşma, gerçekten bizim ileri sürmüş olduğumuz cümlesi cümlesine bir teyit mahiyetindedir.
Güçlendirmedir.
Mesela Cumhurbaşkanı dedi ki;
“'Yüzyıl önce egemen güçlerden çil çil altın alarak şuursuzca Osmanlı'ya isyan edenler, bu coğrafyaya en büyük ihaneti yapanlar vardır.
Bunlar bugün de var.
Yüzyıl önce Arap çöllerinde Osmanlı'yı yıkmak için ajanlar vardı, bugün de var.
Lawrance da Arap görünümlü bir İngilizdi.
Şu anda ajanlar bir hain olarak kendi halkları içinden çıkabiliyor.
Din adamı, hizmet eri görünümünde, gazeteci görünümünde yeni Lawrance'ların bölgeyi ateşe atmak için çabaladığını görüyoruz.
Gerek yakın coğrafyada, gerek Türkiye'de 'hizmet' diyerek, 'basın özgürlüğü' diyerek, 'bağımsızlık savaşı' ya da 'cihat' diyerek Sykes-Picot anlaşmalarının gereğini yapanlar maalesef var'”
Evet, sevgili dostlar.
Cumhurbaşkanı diyor ki; Yüzyıl önce Arap çöllerinde Arap kıyafeti giyen, Arapça konuşan İngiliz ajanı Lawrence ne yapmışsa, bugün yani yüz yıl sonra içimizde de aynı o Arap çöllerindeki İngiliz asıllı Lawrence’lar günümüzde Türkiye’de de varlıklarını sürdürmektedirler.
Keza onlara satılmış taşeron ajanların varlığı da inkâr edilemez.
Bunları ararsan medyasında da bulursun, siyaset alanında da bulursun, hele hele siyasi muhalefetin kilit noktasında rol alanlar arasında bulursun.
Sayın Erdoğan’ın sözlerinde eksik var fazlası yok.
Eser-müessir örneğiyle yola çıkarsak;
Eser ortada varsa, demek ki arkasında o eseri meydana getiren müessir vardır.
Eğer müessir varsa, eser zaten ortada.
Bugün, Türkiye bu hale gelmişse…
Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar, hatta daha geriye gidersek…
1909’lardan tut, 1914’lerdeki Osmanlının mağlubiyeti, 1918’lerdeki Mondros Mütarekesi ve 1920’lerdeki Sevr Antlaşması…
Ve bu düzeni hazırlayan ve etrafında birer koruyucu duvar durumunda olan o dönemin askeri komitelerinden tut, sivil oluşumlarına kadar, bu işin başını çeken, özellikle Lozan Antlaşması tabiri caizse bunların bırakın kahramanlığını, kurtarıcılığını, birer muzaffer komutan olarak ortaya çıkmalarını…
Bilakis tümüyle İngilizlerle, içimizdeki Yahudi dönmelerle, jön Türklerle, Paris’te Edebiyat tedrisatını yapan Namık Kemal’lerle, Ali Suavi’lerle, Ziya Gökalp’larla daha neler neler…
Aynı uzantısı ne yazık ki Cumhuriyet kelimesine giydirilmiş bir kaftan ve cumhuriyet kavramının taşıdığı fazilet manasından fersah fersah uzak olan bir uygulama, bir vesayet rejimi ve dayatma sistem bugün Türkiye’yi bu hale getirmiştir.
İngilizler, Arapçayı güzel konuşan Lawrence’ları nasıl oraya göndermişse, aynen Türkiye’de de cumhuriyetin kuruluşundan hemen önce içimize salmış, planlı, projeli, gizli komitelerle işbirliği yapmış, İngiltere’nin Lozan baş murahhası Lord Gürzon ve onun yeğeni durumunda olup, Erzurum kongresini planlayan Rolensan’lar…
Bu Rolensan’lar, bu Lawrence’lar, Emanuel Karasu’lar ve daha neler neler…
Ve günümüzdeki aynı o kuruluşun bir uzantısı durumunda olan Cumhuriyet Halk Parti’nin varlığı ve oluşturulması, geliştirilmesi, adeta o günün uzantısından meydana gelen bir fitne unsuru olarak, hala ne yazık ki bu milletin alın terinden oluşan vergilerinin bütçesiyle besleniyor ve resmiyetini muhafaza ediyor.
Ve Türkiye’ye saldırıyor, Cumhurbaşkanına saldırıyor ve sistemin değiştirilmesini istemiyor.
Deyim yerindeyse sağ ayağını kaldırıyor, bir çırpıda 70 bin tane yalan ve iftira uydurabiliyor.
Daha neler neler var sevgili dostlar.
İşte dün de yazımızın son bölümünde dile getirmek istediğim, bölgemizdeki AK Parti’nin çalışma zafiyeti…
“Hani bir söz var; tarihten ders almak lazım.
Biz de tarihten "ders-i ibret" alma noktasında, hakikatlere bakarsak, hedefimize, temel gayelerimize sanırım daha rahat ulaşabiliriz…
Fazla uzağa gitmeden olup bitenleri daha net anlayabiliriz…
Dünün batı dünyası nasıl haçlı seferberliğiyle, İslam dünyasını yok etme planlarını gerçekleştirdi ise; bugün daha fazlasıyla dik alasını yapma hazırlığı içerisinde bulunuyor…”
Bu tarihi gerçeğe dayanarak diyoruz ki; bölge halkına yani Güneydoğu Anadolu’daki insanlarımıza, daha doğrusu Kürtlere bugüne kadar iftira edilmiştir.
Töhmet altına alınmak istenmiştir.
Hatta 28 Şubat’larda bu yöre insanlarının birçok şerefli birey ve aileleri hakkında çok kirli tezgâhlar, sahte fişlemeler yapılmıştır.
Fakat ne yazık ki AK Parti iktidara geldikten sonra bu yöreyle ilgili herhangi bir somut adım atılamamıştır.
Bölgeye hizmet aşkıyla(!), parti çalışmaları paralelinde gönderilen veyahut belirtilen milletvekilleri olsun, parti teşkilatının bünyesindeki keyfilikler olsun…
Ne yazık ki bu tür zevat her platformda “Kaş yapayım derken göz çıkarmış”, kendi yanlış uygulamaları, AK Parti adına millete enjekte edilmek istenmiş ise de AK Partinin uzaktan yakından alakası yoktur.
Bunların hedef ve gayeleri; iş yapmak yerine aş kazanmaktır.
Kişisel ranttır ve özel, gizli ideolojidir ve o ideolojiler de öyle inanıyoruz ki ermeni dönmelerin 1915 intikam ideolojilerinin uzantısı olacaktır düşüncesindeyiz.
Önemli püf noktalara değinirsek, inanın suçüstü yapmak üzere ne idüğü belirsiz, nesebi hasebi meşru olmayan insanlarla karşılaşırız ve bu insanlar ne yazık ki hala da partinin aktifliğini koruyorlar.
Ama aktifliklerini korudukları sürece, halk AK Partiden değil, bunlardan nefret ettiği için AK Parti’ye sıcak bakmıyor ve nerdeyse hep HDP’yle tanışmak istiyor.
Bu da elbette ki çok üzücüdür.
Hâlbuki tam tersine bu halk, PKK’lı değil.
Bu halk, HDP’nin dönme uşaklarını da sevmiyor ve inanmıyor.
Ama ne yazık ki bölgedeki AK Partinin aktifliği, hala da bu tür insanların elinde olup, halkın karşısına çıkıp kirli varlıklarını sürdürüyorlar.
Bu itibarla bizden dostça tavsiyemiz;
Bu insanlar Diyarbakır’da, Batman’da, Mardin’de her nerde olursa olsun…
Attıkları adım parti adına değil, kendi kişisel rantları adına attıkları adımdır ve hiledir, kirlenmedir.
Bu kişileri halk arasına gönderip, halka yanaşmaları yerine tam tersine halktan uzaklaştırmak gerektiğine inanıyoruz.
En derin saygı ve sevgilerimle.