5 DTP’LİYE İFADE DAVETİ?

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kritik bir vaka daha.
Bu kez mevzu bir hayli ağır. Aynı zamanda da ‘tarihi’ bir sınav. Geçmişte de benzeri yaşandı. Şimdi söylenen; Tarih ‘tekerrür eder mi, etmez mi?’  bilinmez!
Ama görünen o ki; ‘ortalık’ bir hayli karışacak. Tansiyon birhayli yükselecek.
Çünkü çok su alacak bir hamura sahip mevzu.
İki günden buyana ‘Ankara’nın ve Meclis’in sıcak ‘gündemi’ Konu; Savcılık Meclisten 5 Demokratik Toplum Partisine mensup Milletvekilinin ‘ifadelerini’ alabilme izni istiyor.
Yani ‘dokunulmazlıkları’ var, bunu aşarak ifade alınabilinir mi? İfadeleri istenilen Milletvekilleri kim derseniz?
DTP’nin ‘önemli’ isimleri. Medya’nın da sürekli ‘gündeminde’ olan kişiler.
Selahattin Demirtaş, Emine Ayna, Fatma Kurtulan, Aysel Tuğluk ve Sebahat Tuncel.
İstemin gerekçesi ise 5 Milletvekilinin, Milletvekili olmadan önce ‘suç’ işledikleri iddiası.
Ve bu suçlardan ötürü haklarında açılmış olan davalar.
Davaların ‘görülmesi’ ve normal seyrinde devam etmesi için ‘ifadeleri’ alınması gerekiyor muş?
Savcının ‘istemi’ görünen prosedüre göre böyle.

***

Resmi ‘istem yazısı’ bir kaç günden beridir Meclis Başkanı Köksal Toptan’nın masasında bulunuyor.
Toptanın ‘isteme karşı’ açıklamaları ve yol haritası arayışına geçmeden önce.
Yazıda ‘dikkat çeken’ bir nokta var. Havayı gerecek, tansiyonu yükseltecek.
Yeni tartışmaları beraberinde getirecek ‘altı çizilen’ ifade.
Şöyle deniliyor. Şayet istenilen 5 DTP’li Milletvekili ‘Davete icabet etmemeleri’ durumunda polis zoruyla alınacaklar.
Bu demek ki; 1994 yılında DEP Milletvekillerinin ‘akıbetine’ benzer bir durum hasıl olabilir.
Hafızalarda silinemeyecek bir ‘uygulama’ idi. Hatırlayalım, o tarihi günü. DEP’li Milletvekilleri Meclis kapısında ‘yaka-paça’ gözaltına alınıyor.
Polis kiminin ensesinden, kimini boynundan, kimini de yakasında tutmuş. Çekiştirerek zorla polis otosuna bindiriyor.
O gün yaşananlar ‘hafızalardan’ silinemeyecek derece vahim idi. Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Selim Sadak. Bilahare Ahmet Türk. O gün için suçlama; PKK’dan aldıkları talimatla ‘eylem’ yapmak idi...
Dokunulmazlıkları Mecliste ‘alel-acele’ yapılan oylamayla kaldırıldı. Türkiye Demokrasisine ‘tarihi bir ayıp’ olarak yazılan o günkü ‘gözaltı’ bir ibretti...
10 yılı aşan ‘cezaevi’ hayatı. O gün gözaltına alınanlardan merhum Orhan Doğan’ın dışındakiler bugün yine ‘siyasetin’ aktifliği içinde.
Belki mevkilerinde aktif.
Ahmet Türk DTP Genel Başkanı. Selim Sadak Siirt belediye Başkanı.
Leyla Zana DTP’nin adeta ‘Dış ilişkiler’ kurmayı.

***

Bugün yine benzer bir ‘senaryo’ söz konusu.
Yeniden Meclis ‘çatısı altında’  ifadeleri alınmak istenen 5 Milletvekili. Davete icabet etmez iseler ‘yaka-paça’ gözaltına alınacaklar. Türkiye bu alanda ‘sabıkalı’ olması nedeniyle olamaz demeyin. Olabilir.  Dün Savcının ‘istediği’ Milletvekillerinden Emine Ayna.
Ve Selahattin Demirtaş’a soruldu. Ne diyorsunuz diye?
‘İfade vermeye gitmeyeceklerine’ dair bir eğilim var.
Ayna Toptan’la görüşmediklerini ve görüşmeyi de düşünmediklerini söylüyor.
‘Dokunulmazlıklarının’ kaldırılması istenilen ve fezlekeleri mecliste bulunan AKP ile CHP’lileri örnek veriyor.
‘Eğer böyle bir hak varsa ve AKP’li ve CHP’li milletvekilinin ne kadar hakkıysa bizim de o kadar hakkımızdır’
Ve ekliyor;
‘Ne zaman Başbakan hakkında hazırlanan fezlekelerle ilgili gidip savcılığa ifade verir, biz de düşüncelerimizi açıkladığımızdan dolayı açılan davalarla ilgili oturur, yine düşünür, değerlendirir ve bir karar alırız’
Demirtaş da benzer ifadeler kullanıyor.
Daha keskin bir dille; ‘Adam öldürmekten yargılanan milletvekili vardı, ancak milletvekili iken yargılanmadı’
Kendilerine yönelik ‘istemi’ siyasi bir karar olarak değerlendirirken, 1994’ü kast ederek; ‘O halde gelsinler zorla götürsünler.’

***

Meclis bir hayli gerilecek gibi görünüyor. En büyük ‘açmaz’ ise Köksal Toptan’da.
Çıkmaz sokağı nasıl aşacağını araştırıyor. Gazeteciler soruyor; durum ne olacak diye?
‘Ben inceliyorum, arkadaşlarıma incelettiriyorum, Adalet ve İçişleri Bakanları ile de konuştum’
Anayasanın 83. maddesinin ‘dokunulmazlığı’ düzenlediğini, bu maddede Anayasanın 14. maddesine atıfta da bulunulduğunu anımsatıyor.
‘14. maddenin; Milletvekili seçilmeden önce belirtilen suçların işlenmesi halinde dokunulmazlığın söz konusu olamayacağını ve yargılamanın devam edeceğini hüküm altına aldığını’ söylerken, karşı görüş belirtenlerin de olduğunu söylüyor.
Yani hukukçuların bir bölümüne göre ’sistem mutlak dokunulmazlığı düzenlediği için’ bu halde bile dokunulmazlık devam eder. ‘Bütün bunları incelemeye, hukuki sonuca varmaya çalışıyoruz’

***

Aslında ‘ortaya’ çıkan bu vakada ‘taraflar’ ve muhatapların kafaları bir hayli karışık.
‘Dağınıklar’!
Yani ‘kafalar’ net değil. Mevzuatın işleyişinde ‘bir gariplik’ söz konusu. Şöyle ki; Milletvekili seçilmeden önce ‘işlenen’ bir suçtan bahsediliyor.
Öyle ise, ‘savcı’ neden söz konusu kişilerin ‘adresine’ davetiye çıkarıp. İfadeye çağırmıyor da. Meclisten ‘yetki’ istiyor.
Nitekim bu ‘karışıklığı’ dün AK Parti hukukçularından Bekir Bozdağ’da dillendirdi. ‘Savcının kafası net değil’.
Savcı TBMM’ye yazı göndererek bu konuda inisiyatifi Meclise bırakmıştır.
Bozdağ şayet diyerek, ‘Mahkeme buraya yazdıysa mahkemenin de kafası bu konuda net görünmüyor.
Prosedüre baktığınız zaman böyle işlemediğini görüyorsunuz.  Bu nedenle Meclis Başkanı bir tavır alacaktır, bir görüş belirleyecek ona göre bir inisiyatif alacaktır.  Bu konu değerlendirmeye muhtaç bir konudur. Çünkü Meclis Başkanı bir açıklama yapmadığı zaman konu ortada kalır.’
Yani Savcı ‘topu’ Meclise atıyor.
Bakalım Meclis ‘gelen topa’ nasıl vuracak?
Tarihi bir ‘demokrasi’ ayıbıyla mı topu ‘savuracak’.
Yoksa ‘nizami’ bir irade ortaya koyarak; ‘demokrasiye’ yeni bir ivme kazandıracak.

***

Aslında mevzu ‘karmaşık’ görünüyorsa da; ‘işlem’ açık ve nettir.  Çünkü Anayasa’nın 83 maddesi bu duruma açıklık getiriyor. Yeter ki ‘satır aralarını’ iyi yorumlamak ve okuyabilmek.
‘Yasama Dokunulmazlığı’ maddesinin ikinci paragrafı bakınız aynen şöyle diyor:
‘Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, ‘Meclis’ kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz’.
Tabi 14’üncü ‘maddeye’ atfediliyor Savcının istemi.
Yine maddede şuna dikkat çekiyor; ‘Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali’ var ise.
Evet. Türkiye Büyük Millet Meclisi ‘önemli’ bir sınavın eşiğinde.  ‘Tarih tekerrür eder mi?’
Bilinmez. Ama şu gerçeği iyi idrak etmemiz gerekir.
‘Siyasal’ söyleminden dolayı ‘dokunulur’ olunuyorsa..
Yolsuzluktan, uyuşturucudan, rüşvetten, suistimalden.
Hatta ‘adam öldürmekten’ zanlı olanlar ‘dokunulur’ olmuyorsa. 360’ı bulan ‘Dokunulmazlık’ dosyalarına ilişkin fezlekelerden salt 5’ine ‘eğilim’ var ise.
Burada ‘demokrasi’ aksaması var demektir.
Bir de; DTP’nin önündeki ‘Kapatma’ davasını göz önüne alırsak. Her şeyin; ‘hoş ve gelişim’ kaydettiği bir zaman diliminde mevzunun ‘vuku’ bulması biraz manidar.

***

Konuşulmuyor da değil. ‘Kürt Sorununda ‘önemli gelişmeler’ sağlanacak. Türkiye bu sorunu çözmesi gerekir’.
Şeklindeki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün açılımları.
Başbakan Erdoğan’ın ‘Kürtçe isimler’ konusundaki çıkışı.
DTP’ye ‘randevu’ vermesi. PKK’nın Dağ kadrosundan Hasan Cemal’la gelen mesajlar.
Alt alta sıralandığında; ‘önemli’ gelişmeler.
Ancak tarihin zaman diliminde, ne zaman ki ‘böylesi’ önemli gelişmeler vaki olmuşsa.
Mutlaka bir yerlerde ‘arıza’ çıkmıştır. Ortaya çıkan bu arıza gibi. İnanıyoruz ki; her zaman olduğu gibi yine ‘Demokrasi’ galip gelir. Hukuk, adalet ve yasaların eşitliği ‘söz sahibi’ olur.
Güzel ve bol güneşli bir hafta sonu dileğiyle.