ANNEM NEREDE?
'Dün anneler' günüydü. Tarihi bir zaman.
Anlamı ve değeri büyük bir gündü..
Ama ne var ki; içimde derin bir burukluk hakimdi. Ellerim ise titriyordu.
Bilgisayarın 'tuşlarına' dokunmaktan imtina ederek.
Ben o mukaddes kelimeyi 'içinde' bulunduğum duygularla yazamıyorum' diyordu!
Çünkü Bilge Köyü'nde yaşanan vahşet ve geride bırakılan 'dehşet tablosu' hep gözlerimin önündeydi!
Arka arkaya sıralanmış 'tabutlar'. Kan gölüne 'dönmüş' bir ev. Toprağa gömülen 44 beden.
Günlerdir acısı içimde. Dinmek-bilmeyen çığlıklar yükseliyor.
Büyükler; 'Neden, niçin nasıl, kim?' diye soruyorlar.
Ancak en büyük cevap bulunmaz soruyu; mezar başındaki 'minik yürekler' soruyor.
Kalleş katliamının geride bıraktığı; 70 yetim ve öksüz çocuğun haykırışıdır.
'Hani annem nerede?' diye.
Büyüklere 'bir şeyler' diyebiliyorsun. Ama 'yetimlere' diyemiyorsun.
'Anneni 'amcaların-dayıların' öldürdü. Ya da; 'bekle birazdan gelecek' diye.
Elinde 'kır çiçeği' annesinin mezarı başında; 'soğuk' toprağa abanmış.
İçinde fırtınalar kopartan bir duyguyla; 'yüzünüze' bakıyor.
Hissediyorsunuz; 'çığlığı".
'ANNEM NEREDE'?
***
Düşünün; daha bir hafta öncesini.
Annenin o şefkat 'kucağında' uyuduklarını.
Onların "sevgi kokan' sözcüklerine vakıf olduklarını.
Bitmek-tükenmek bilmeyen 'ana' yüreğiyle; kucaklandıklarını.
Gecesini-gündüzüne katmadan. 'Değer biçilemez' bir maneviyatla; 'baş ucunda' didindiğini.
Ama bugün; yok!
Ne 'ana' gibi kucaklayan, ne sevgisi kadar 'kokan', ne de ana yüreğiyle bağrına basan?
Kimse yok!
Çünkü onlar 'bir anlık öfke ve hırsın' kurbanı oldular.
Babalarıyla, eşleriyle, yavrularıyla, yakınlarıyla 'toprak' altına girdiler.
Katledilen 44 kişiden 19'u 'anneydi'! Geride kalanlar 'annelerinin' yüzlerini bir ölçüde gördüler.
Ama üç bebek vardı ki; 'doğmadan', anneleriyle birlikte 'katledildiler'!
Daha 'anne' kelimesini öğrenmeden ve söylemeden.
***
Bilge köyündeki 'vahşetin' izleri ve 'annem nerde' çığlıkları zor dinecek.
Çünkü hem annesini hem babasını kaybeden 70 çocuktan 15'i.
0 ila 12 yaş arasında. 'Saf' her şeyden habersiz. Büyüklerinin ne yaptıklarını 'kavramaya' çalışan yaştalar.
13 ila 18 yaş arasındaki çocuk sayısı ise 16.
Sadece annesini yitiren 10. Babasını da yitiren 7 çocuk.
Toplam 48 çocuk. Geriye kalan 22 çocuk ise; 'göç eden' ailelerin çocukları.
Öfkenin, şiddetin, acının ve çığlıkların 'aynı' hamura sahip olduğu Bilge Köyü'nün acısı dinecek gibi değil.
Öylesine 'dramlar' var ki; her biri kendisine özgü 'kitaplar' silsilesi oluşturur.
***
70 çocuk 'Annem nerde' diyor? Ve 'anne kokusundan' yoksun bir vaziyette.
Peki ya 'evladım nerde' diyen anneler. Yüreği yanık, gözü yaşlı, öfkesini ve acısını 'içine' atan.
Ayşe Çelebi. En büyük 'acıyı' yaşayan anne.
O hem eşini, hem de oğlunu. 7 tane de 'akrabasını' mezara gömen kişi.
Katliamın üzerinden bir hafta geçti. O acının, o dehşetin izleri halen 'ellerinde'!
Yıkamıyor. Çünkü 'oğlunun ve eşinin' kan ellerinde.
Diğer yandan; eşini ve çocuğunu 'terk' eden anne. Asuman Çelebi.
Severek evlendiği eşi 'karşı' taraftan. 'İsteyerek' eşinden ve çocuğundan ayrıldım diyorsa da.
İçinde acı ve burukluk hâkim. Bir de henüz karnında doğmamış bir bebek daha var.
Asuman 'mırıldanıyor' karnındaki bebeği için;
'Karnımdaki bebeğe babam bakacak'!
***
Mekiye Çelebi. Dün onla alakalı ajanstan haber geldi.
'Çocuklara annelik' yapacak diye. Acısını şöyle ifade ediyor:
''Saldırıda annemi, babamı, 2 ağabeyimi, kayınpederimi, 4 amcamı, 4 teyzemi, dayımı, yengelerimi, amcamın çocuklarını ve iki görümcemi kaybettim.".
Toplam 23 yakınını kaybetmiş.
Tesadüf ki çocukları da aynı evde ama başka bir odada yattıkları için 'katliamdan' sağ kurtulmuşlar.
'Çocukların evlatlık verilmesini ve yurda alınmasını' reddeden.
Ve buna tepki gösteren Çelebi şöyle diyor:
'Benim 5 çocuğum var. 23 akrabamdan kalan 30 çocuğa da birlikte bakacağım. Hem anne hem baba olacağım'.
Mardin Sosyal Hizmetler İl Müdürü Fevzi Hamidi şöyle diyor:
"Bu çocukları sahiplenmek için çok sayıda kişi bize başvuruyor.
Çocukları evlat edinmek için yurtdışından bile başvuranlar var. İnsanlarımız çok iyi niyetli, bu çocukları bağırlarına basmak istiyorlar.
Akrabalar, çocukları evlatlık olarak vermek istemiyorlar, çocuklar da akrabalarında kalmak istiyor".
***
Bakınız; 'annelerin' ne kadar vefakâr olduğu 'günlerinde' bile kendini hissettiriyor.
Çünkü yazdığım ve çizdiğimin hepsi; 'annelerin' evlatlarıyla ilgili.
Yani; 'onları' değil, evlatlarını konuşuyoruz.
Barış anneleri de 'dün' yürüdü. 'Anneler' ağlamasın, 'evlatlar' ölmesin diye.
Ama ne var ki; 'yaşadığımız' coğrafya, 'mahkum' edildiğimiz sistem bizlere çok acılar çektiriyor.
Ne zaman ki; 'demokrasi 'tam' işlev görürse.
Barış ve kardeşlik 'eşitlik' noktasında tesis edilirse.
'Ötekileştirme' sinsiliği bertaraf edilirse. Kürt, Türk, Laz, Çerkez 'gözetimine' gidilmeden.
Hoşgörü ve samimiyet elden bırakılmazsa. Analara 'ana' değeri, babalara da 'baba' değeri verilirse.
İşte o zaman; 'ne analar' ağlar, ne babalar dert yanar. Ne de; 'canlar', toprağa gömülür.
Bilge köyündeki 'vahşet' vakaları da; 'tarihte' kara leke olarak anılır.
Evet. Tüm anaların 'ellerinden' öpüyorum.
Tabi ki; sevgili annemin de ellerinden öpüyorum.
Yazıyı da, 'ders-i ibret' anlamında; özellikle evlatlar noktasında 'düşünmeye' zorlayan bir hikâyeyle bitirmek istiyorum.
Çünkü bizim 'yaşadığımız' zaman diliminde; 'hayati derslere' ihtiyacımız vardır.
Kendimizi ve yaşadığımız ortamı 'sorgulama' anlamında.
***
TEK GÖZLÜ ANNE!
-Annesi bir gün bir çocuğunun kaza yaptığını görür ve çocuğunun bir gözü çıkmıştır.
Anne hiç düşünmeden bir gözünü, çocuğunun kopan gözünün yerine ameliyat edilmesini ister.
Çocuk tekrardan iki gözle görür, fakat anne tek gözlü yaşamaya devam eder.
Zaman geçer, çocuk okula başlar ve okula bir gün annesi onu merak ederek gider ve annesinin tek gözlü olması arkadaşlarının kendisiyle alay etmesine sebep olur.
Akşam vakti, annesine bağırır, çağırır ve 'benim yanımda sokakta dolaşma' der.
Oğlunun üzülmesine dayanamayan kadın bunu kabul eder ve çocuk büyür ve evlenir. Annesinden uzak bir mahallede ev tutar.
Ara-sıra yanına uğrar ve ihtiyacını gidermeye çalışır.
Anne der, 'ALLAH kahretsin ya sen neden tek gözlüsün, neden bunca yıl arkadaşlarım benle alay ettiler' diye sorar.
Annesi ise asla kendi gözünü yavrusuna verdiğini söylemez:
'Oğlum takdir ilahi, o ne verirse razı olmalıyız' der. Bu sözden sıkılan çocuk evi terk eder. Torunlarını da göstermez.
Aradan zaman geçer ve vicdanı rahat etmez ve annesinin yanına gider.
Annesi ölmüştür yatağının yan tarafında bir mektup görür ve okur:
'Oğlum, sen küçükken beni çok severdin, hep bana yardım eder işlerime bakardın.
Sonra sen oyun oynarken araba sana çarptı ve bir gözünü kaybettin.
Sen daha küçüktün bu hale dayanmazdın diye sana kendi gözümü verdim.
Ama sen dünya hırsına büründün seni kurtarmak için çok dua ettim, inşallah yaptıklarından pişman olur ve dönersin annen"...