BASKI GÜCÜ OLUŞTURMALIYIZ!

Yeni bir haftaya giriyoruz.

Gündem "beyinleri" kavurtan sıcaklık kadar etkili.

Bir taraftan; hükümet, diğer yandan "ateşi" körükleyen muhalefet.

Yargı ve Hükümet arasındaki "polemik".

Asker, Yargı ve Hükümet üçgenindeki "derin takip"!

Saat başı gelişen "senaryolar"!

Garip bir atmosfer.

Neyin nasıl olacağı, gelişmenin sonucu nedir bilinmez bir hava hakim.

Kim dost, kim düşman, kim müttefik belli değil.

İç ve dış etkenler "öylesine" ani kayganlık gösteriyor ki; "yalan" bile gerçeğin önünü alıyor.

Bile bile kanıyoruz ve arka çıkıyoruz.

Araştırmadan, sormadan, dalıyoruz.

"Balık" aklıyla.

İşte Ankara'nın "midemize kramp" düşüren bu bilinmez denkleminin satır arası genişletilebilecek, mevzuu başlıkları.

O nedenle mevcut duruma "nasıl elbise" biçerseniz biçin.

İster kısa olsun, ister dar.

İsterseniz bol ve uzun olsun.

Önemli değil.

Durum "bukalemun" gibi her giysiye uyum gösteriyor.

Her renge anında; sinerji sağlıyor.

Böylesi "girintili-çıkıntılı" ortam içerisinde; sürüklenip gidiyoruz.

Tabi; zaman, zemin ve kişiler "samimi" değil.

Olmadıkları için de; "Allah" sonumuzu hayreylesin diyorum.

* * *

Asıl mevzumuza gelirsek.

Belki garip gelecek.

Bu kadar "kaoslu" ortam içerisinde; durumdan pay çıkarmak nerden çıktı?

Ya da "dikkatleri" üzerine çekmek, istemlerde bulunmak "abesle iştigal" diye söylenebilinir.

Hatta hükümet için denilebilinir ki; "başını" kaşıyacak vakti yok diye.

Veya bu kadar "yüksek ses" tonunun cirit attığı ortamda, sizin çıkabilecek sesiniz ne olabilir ki?

Kaba ve gür seslere karşı; cılız kalırsınız.

Olabilir!

Ama bilinmesi gereken de; "her şerden hayır çıkarmaktır" önemli olan.

Devlette devamlılık esastır.

Hükümette, icraatın başıdır.

Hava bozuk olsa bile; halen iş başındadır.

Onun için de; "ses cılız" bile olsa; söylenmeli, istenmeli, konuşulmalı.

Dinamikleri harekete geçirmeli.

* * *

Hani derler ya; "Söyleyenin bir yüzü, dinlemeyenin iki yüzü kara".

Ya da daha sade bir ifadeyle; "İsteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara" diye.

Neden der gibisiniz; bu kadar "laftan" sonra, meramınıza gelin artık?

Ne söyleyecekseniz söyleyin.

Aslında; günlerdir söylüyoruz.

Yazıyor, çiziyor, konuşuyoruz şu;

"GAP İDARESİ BAŞKANLIĞI DİYARBAKIR'A KURULSUN" diye.

İşte meramımız ve üzerinde hassasiyet gösterdiğimiz mevzuu bu.

Onun için; ülkenin siyasi yapısını önce size sundum.

Sonra da; "meramımı" ifade ettim.

Mevcut "atmosferi" birileri bahane edip, yahu "bu salât-i müstakilde" bu istenir mi? diye.

İstenir. Hem de, "büyük çığlıklar" atarak.

* * *

İşte; bu noktada geçtiğimiz Cuma günü "özel" bir toplantı gerçekleşti.

Ticaret ve Sanayi Odası'nda.

İş dünyası ve Oda Başkanlarıyla "işbirliği" içerisine girilerek; "idarenin" Diyarbakır'a kurulması anlamında "nasıl hamleler" gerçekleştirilebilinir diye?

Olması gereken ve gecikmiş bir toplantıydı diyebilirim.

Ama geç te olsa; vakit geçmiş değil.

İyi oldu; birçok fikir ortaya atıldı.

Atılacak adımlar noktasında uzlaşı sağlandı. Önümüzdeki günlerde yeni toplantılar, yeni veriler sağlanması anlamında "kararlar" alındı.

En önemlisi de; bu hazırlığın "çığlığının" geliştireceği kamuoyu baskısıdır.

Bunun için de; 7'den 70'e herkesin; mevzuya alaka göstermesi gerekir.

Çünkü GAP İdaresi Başkanlığı'nın Diyarbakır'da kurulması ve aktiflik alması; kentin geleceği açısından çok önemli "kazanımlar" sağlayacaktır.

Gerek, sulama alanındaki Tarımsal kalkınma, gerek Sağlık, Eğitim ve Kültürel "projelerle" alakalı adımlara öncülük edecek.

Öyle ki; birçok proje "idarenin" imzası olmadan hayata geçirilmeyecek.

Kapılar aşındırılacak. Günler, aylar beklenecek; işlemin sonlandırılması anlamında.

Onun için de; bir çok "argümanı" kullanmamız gerekir.

* * *

Şuan için; 3 İl'in ismi "ağırlıkta" telaffuz ediliyor.

Şanlıurfa, Diyarbakır ve Gaziantep.

Ancak; Ankara "kulisleri" ve siyasi cepheden gelen "sinyaller", GAP İdaresi'nin Şanlıurfa'da kurulması anlamında "karar" ağırlığı söz konusu.

Gerekçe de; GAP'ın "adresi" imiş?

Yani; Atatürk Barajı'ndan dolayı.

Lakin GAP Eylem Planı'ndaki "projelere" baktığımızda; durumun hiçte "adresi" olmadığı gözüküyor.

Neden mi; Karakaya, Dicle, Kral kızı, Silvan, Göksu "barajlarını" bağrında tutan Diyarbakır.

Komşu il Batman, Mardin, Siirt ve Şırnak'a bu alanda "köprü" görevini sağlayan Diyarbakır.

Sulama alanında "binlerce hektar" alana sahip kent yine Diyarbakır.

Tüm bu mevcut kriterler içerisinde; GAP İdaresini "hak" eden Diyarbakır?

* * *

Sonuç itibariyle; bu saatten sonra artık geri adım atmak yok.

Duruma "ısrarcı" olacağımız gibi, sorgulayan da olmalıyız.

Hele; kentin "iradesini" almış Milletvekilleri başta olmak üzere; Yerel Yöneticiler ve Sivil İnsiyatif sahibi örgütler.

Mevzuuyla alakalı "ısrarcı" olabilmenin çatısı altında buluşmamız gerekir.

"Eller" taşın altına konulacak; hedefe ulaşmak için "hamle üzerine hamleler" yapılacak.

Bakınız; 21 Haziran'da Başbakan Batman'a geliyor.

Mesela; Batman'da bu anlamda "hamle" gerçekleştirilebilinir.

Çünkü; Batman, Siirt, Şırnak ve Mardin gerek sivil inisiyatiften olsun, gerekse siyasi yönde olsun "hepsinin" gönlünden geçen; Kurumun Diyarbakır'da "kurulması".

İşte bu "gönülden" geçeni; iyi bir "baskı gücü" olarak; Başbakan Erdoğan'a "kullanılabilinir"!

"Bölge halkı" istiyor diye.

Milletvekillerimiz "henüz" istemlerini deklare etmemiş olsalar bile.

Güzel bir hafta dileğiyle.