BİLGE KATLİAMI DERS-İ İBRETTİR!
Güneydoğunun 'gerçek' ama karanlık yüzü;
'Bilge Köyü' katliamı.
Kabul 'edilmese de', kimse gerçeklerden kaçamaz.
Çünkü 'şiddetin, kanın, gözyaşının, silahın ve barutun' hâkim olduğu;
'Coğrafyada' ölümler kaçınılmazdır. O nedenle 'gerçek' görmezden gelinemez.
Evet. Bilge Köyü üzerine çöken 'karanlığın kirli ve kanlı yüzünün;
'faturası' bu kez ağır oldu.
Çoluk-çocuk, kadın 'denilmeden'!
Devlet'in 'bahşettiği' soğuk silahların 'namlusundan' çıkan sıcak kurşunlar;
'herkes bedel ödeyecek' dedi. Ve bilânço tuttular.
'Kimse sağ kalmayacak' diye. Öyle olunca da; 'toprakla buluşan' bedenlerin sayısı arttı.
6'sı çocuk, 16'sı kadın 44 ölü. Üç hamile 'kadının' karnındaki bebeleri de sayarsak 47 ölü.
***
Karanlığın 'gerçek' yüzü için büyük bir bedel.
Yürükleri 'dağlayan', gözyaşlarını 'sel gibi' akıtan.
Ülkeyi yasa boğan, dünyayı da 'şok' eden vahşetin üzerinden 72 saat geçti.
Her ne kadar 'failler' diye gözaltına alınan var ise de, bunlardan 10'u tutuklandıysa da.
Köyden 12 aile 'zorunlu' göçe kalktıysa da. Kaybedilen canların deştiği yaranın; 'büyüklüğü'!
Her geçen 'saat' daha bir belirginleşiyor.
Dile kolay. 47 'ölü'!
Öldürülen anaların, babaların, kardeşlerin 'geride' kalanları.
İşte bir 'şok' darbe de burada. 75 çocuk 'yetim ve öksüz'.
Ne ana, ne baba, ne kardeş. 'Yalnız'!
***
Dün feryat ve figanların 'dinmek' bilmediği Bilge Köyü 'mezarlığındaydılar' hepsi.
Ağıtları yükseliyordu, yan yana sıralanmış 'mezarların' başında.
'Havaar, Havaar' diye.
Toprakla bedenleri 'buluşturulan' 45 insanın 'geride' kalanları.
'Biz ne olacağız?' diye gözyaşı döküyorlardı. 'Anamı-babamı' istiyorum diye.
Akıbetleri ne olacak 'meçhul'!
İnşallah 'bu vahşeti' durdurmada 'babalığını' gösteremeyen 'Devlet Baba',
'Öksüz ve Yetim' kalan 70 çocuğa 'baba şefkatliğini' gösterir.
Sosyal 'devlet' olmanın da ana vasfı da; 'yetimin, yoksulun, öksüzün' yardımına koşmaktır.
***
Gelelim; 'mevzunun' acı yarasına.
Yani 'geliyorum' diyen, göz göre 'yaşatılan' katliamın 'gerçek' yüzüne!
Dünkü yazımda ifade etmiştim.
'Bilge Köyü Katliamı' Güneydoğu gerçeğinde 'artık' bir dersi ibrettir diye.
Çünkü birçok 'kalın' çizgiye haiz.
Sorular getiren, 'sorgu' geliştiren dehşetengiz bir vaka.
Bireyden topluma, toplumdan millete. Ve milletten de Devlet'e uzanan bir yelpazeye sahip.
Onun için de; herkes ve her kesim 'olup-biten' karanlık kirli yüzden 'ders' çıkarmalıdır.
Ve şu gerçeği de iyi idrak etmemiz gerekir.
Bu olay salt 'Töre, kan davası, kıskançlık, husumet, gelenek-görenek' üzerine kurgulanmamalı.
Zaten 'yıllardır', hep bu eksende 'olup-biteni' baktığımız içindir ki; bu uğurda 'binlerce' beden kaybettik.
Ağalar, Beyler, Şeyhler, Baronlar 'üretmemizin de tek nedeni; 'bunları' kanıksamamızdır.
***
Bilge Köyü'nün 'kalın bir yüzü' vardır.
O da 'devletin' varlığıdır.
Ki İçişleri Bakanı Beşir Atalay dün 'acı' bir şekilde itiraf etti.
Hem de; "olayın üzücü boyutu' diyerek ifade etti.
Şöyle diyor Bakan Atalay:
"Olayın üzücü bir boyutu korucuların olayın içinde olması. Bizim açımızdan önemli bir noktadır.
Silahlanma diye nitelemiyorum ama korucuların devrede olması...
Hem ölen korucular var hem de zanlılar arasında korucular var ve silahlar da korucu silahları.
Bu önemli tabi. Biz o boyutu üzerinde de çok duruyoruz"
***
Köy Koruculuğu sistemi ne yazık ki; 'Merhum Turgut Özal'ın bir eseri.
Onun zamanında 'yasayla' hayata geçirilen bir uygulama.
Sözde 'Terörle Mücadele' kapsamında. Aslında; 'devlet', al sana silah 'başının çaresine' bak idi.
Zamanla 'sayıları' arttı. Arttıkça da 'kontrol' edilmesi zor oldu. Ve böylece 'suç dosyası' kabardı.
'Silah kimdeyse güç ondadır' mantığı gelişti. Böylece, 'faili belli, faili meçhul' vakalar ardı sıra patlak vermeye başladı.
İşte size resmi veriler.
22 ilde 47 bin 819 geçici köy korucusu.
32 ilde 24 bin 88 gönüllü köy korucusu.
Toplamına gelince; 71 bin 907 korucu 'elinde' silah bölgede görev yapıyor.
Nisan 2003 itibariyle muhtelif adli suçlara karışan korucu sayısı 2 bin 376.
Yani haklarında 'yasal işlem' yürütülen korucu sayısı. Bu salt 5 yıl 'için'!
Ya diğer 'yıllar'!
***
Denilebilinir ki; 'beş parmağın beşi de bir mi" diye?
Devletin 'diğer' kurumlarında 'bozuk ve suç işleyen' yok mu?
Doğru ve yerinde bir soru.
Ancak toplumunda, düşünenlerin de 'ekseriyetinin' bahsettiği 'mevzunun' can alıcı sorusu da budur.
'Devletin' bünyesinde 'neden karanlık' yapılar yuva kurar.
Eğer devlet 'sosyal, hukuk ve adalet' ölçülerinde 'inşa' edilmiş bir sistemin işleyişiyle var ise; 'bu yuvalar' olmaz.
Demek ki; 'devletin' kendi inşasına, yani mayasında 'bir dengesizlik' var ki.
'Çeteler, darbeciler, cuntacılar, mafya' barınabiliyor.
Onun için; 'bizim' üzerinde durmamız gereken nokta; 'sistemin' kendisidir.
***
Şöyle bir soruyla 'Köy Koruculuğu' sistemini analize edelim.
'Devletin' tam otomatik silahı köylünün elinde ne arıyor?
Hangi mantığa dayalıdır.
Hiç bir 'eğitime' tabi tutulmayan, hiç bir 'testten' geçirilmeyen.
Hiç bir Psikolojik kontrolden geçirilmeyen, bürokratik araştırmaya tabi tutulmayan.
Okuma-yazma 'durumu' nedir. İnsanı 'duyguları, beşeri kabiliyeti'!
Bunların bir 'teki' dahi göz önüne alınmadan; 'gel seni' korucu yaptım.
Al sana 'tam otomatik' kalaşnikof silah. Bir kaç tane de 'el bombası'!
Yüzlerce mermi. Hadi git 'köyünü ve kendini' koru.
***
Şiddetin, terörün, kanın ve gözyaşının hâkim olduğu. Feodal 'yapının' 300 yıldır 'kırılma' göstermediği.
Aşiret 'düzenin' hüküm sürdüğü. 'Silah en büyük' güçtür mantığının 'güdüldüğü'!
Devletin 'içine' sızmış güçlerin de; 'bu karanlık' yapıdan nemalanıp, güçler geliştirdiği.
Örgütlü yapılara 'yöneldiği', bir zaman tünelinde; 'eline silah' tutuşturulan insanların bilinmelidir ki; 'ateş-barut' misali gibiler.
Her an 'patlamaya' hazırlar. Ki Birge Köyü'ndeki 'katliam'da bu patlamanın bir ürünüdür.
Rakamlar verdik; son 5 yıla ait. Altına imza atmadıkları 'hukuksuzluk' kalmadı.
'Dün' bir satırla 'Köye Dönüş ve Arazi' işgalinden bahsetmiştim.
***
Şöyle ki; Bölgenin birçok kesiminde 'zorunlu veya zorunsus' binlerce aile göç etti.
Evini, malını, mülkünü ve binlerce dönüm arazisini 'geride' bırakarak.
Peki, bu göç dalgasından sonra; 'sahipsiz' kalan araziler ve mülkler ne oldu.
İşte 'çıkmaz sokak' burası.
Elinde silah olan 'en büyük güç' odur düsturuyla herşey 'Köy korucularına' kaldı.
20–25 yıldır 'kendileri' tarafından ekilen-biçilen 'araziler', 'Köye Dönüş' projesiyle 'sıkıntı' oluştu.
Arazileri 'iade' etmeleri gerekir.
Yıllarca 'getirim' sağladığınız bir malı geri vermek 'çok' zor.
O zaman 'silah da bende' olduğuna göre; 'korku ve tehdit' başlar.
Bismil'in 'Üçtepe' köyünü örnek verebiliriz.
8 kişi 'köye dönüş' kapsamında arazilerini isteyince 'korucular' tarafından öldürüldü.
Bilge Köyü'ndeki 'vahşetin' bir önemli halkası da 'bu yöndedir'!
***
Herşey ortada ve yeterince açık.
Şu soruların üzerinde durmak zorundayız:
Bu katliam bir ‘korucu’ katliamı mıdır?
Koruculuk sistemi bu bölgede hangi felaketlere neden oldu?
Koruculuk sistemi nasıl ıslah edilecek?
Bu büyük katliam, belki hepimizin düşünce ufkunu aşan, analizi güç bir olay.
Yörede katliam için uygun bir ortam olduğunu belirtmeye bile gerek yok.
Bu yöre, binlerce faili meçhul cinayetin işlendiği, devletin bazı güçlerinin çukurlara cesetler doldurduğu bir yöre.
Buradaki cinayetlerin faillerinin yakalanamadığını, hesap sorulamadığını cümle âlem biliyor.
Kürt sorununun çözümsüzlüğü en çok bu yöre insanının canını acıtıyor.
Onun için, 'barış ve çözüm' bölgenin demokratikleşmesidir.
Aksi takdirde; 'İddia olunan Ergenekon Terör Örgütü' gibi yapılanmaların 'ağır faturalarını' bölge insanı ödemeye devam edecektir.