CEZADA ADALET, İNFAZDA EŞİTLİK: BU ÇAĞRI DUYULMALI!

Bir süredir sosyal medya üzerinden yoğun şekilde mesajlar alıyorum. Mesajların ortak noktası, Meclis gündemine gelmesi beklenen yeni yargı paketi ve bu paketten beklentiler…

Talep açık: Cezada adalet, infazda eşitlik!

Okuduğum her mesajda ayrı bir hayat hikâyesi, ayrı bir mağduriyet ve ortak bir beklenti var.

Cezaevlerinde yaşanan barınma sorunu, yatak yetersizliği, sağlık hizmetlerine erişimdeki güçlükler ve hijyen koşulları, insan onurunu yakından ilgilendiren meselelerin başında geliyor.

Bu zorluklar, cezaevindeki insanlarla sınırlı kalmıyor; dışarıda yakınlarını bekleyen ailelerin ekonomik sıkıntılarıyla daha da ağırlaşıyor.

Bütün bu anlatımların özünde ise aynı ifade yükseliyor:

“Geçmişte bir yanlış yaptık, bir hata işledik. Bedelini ödüyoruz. Biz de kader mahkûmlarıyız…”

Bu meseleye ilk kez değinmiyorum. Özellikle Diyarbakır’daki cezaevlerinden gelen mektuplar üzerine daha önce de yazdık, konuştuk.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Meclis Başkanı’na, Adalet Bakanı’na ve siyasi partilerin liderleriyle milletvekillerine ulaştırılmak istenen talepleri kamuoyuna taşımaya, mahkûmlarla karar mercileri arasında bir köprü olmaya çalıştık.

O mektuplarda öne çıkan çağrı bugün de değişmiş değil:

Ayrıcalık değil, eşitlik… Lütuf değil, adalet… Sessizlik değil, hakkaniyet!

***

Cezaevlerinin fiziki koşulları, mahkûm sayıları ve kapasite yetersizliği uzun süredir gündemde.

Koğuşlarda yatak bulamayan, yerde yatmak zorunda kalan, dinlenme zamanını dahi başkalarıyla paylaşan insanların yaşadığı sıkıntılar, meselenin yalnızca infaz sürelerinden ibaret olmadığını gösteriyor.

Suç işleyenin cezasız kalması elbette düşünülemez.

Ceza, işlenen suçun hukuki karşılığıdır ve hukuk düzeninin gereğidir. Ancak özgürlüğünden mahrum bırakılan bir insanın sağlık, barınma, temizlik ve insanca yaşam gibi temel ihtiyaçları da güvence altında olmalıdır.

Çünkü ceza başka, insan onurunu zedeleyen koşullarda yaşamaya mahkûm edilmek başkadır.

Adalet, yalnızca mahkemenin verdiği hükümle tamamlanmaz. O hükmün hukuk içinde, insan onurunu koruyan koşullarda uygulanması da adaletin ayrılmaz bir parçasıdır.

Cezanın gereği yerine getirilirken temel insan haklarının gözetilmesi, hukuk devletinin vazgeçilmez sorumluluğudur.

Üstelik cezaevlerindeki olumsuz koşullar, dört duvarın ardında kalmıyor.

Dışarıda bekleyen anne, evladına kavuşmayı özleyen baba, eşini bekleyen kadın ve yolunu gözlediği babasına hasret çocuk da bu sürecin yükünü taşıyor.

Yol masrafları, görüş giderleri, gönderilen harçlıklar ve temel ihtiyaçlar, özellikle dar gelirli aileler için ağır bir ekonomik külfete dönüşüyor.

Böylece cezanın etkisi, mahkûmun ötesine geçerek ailesinin yaşamını da kuşatıyor.

Dolayısıyla mesele yalnızca cezaevindekilerin değil, dışarıda sessizce bedel ödeyen ailelerin de meselesidir.

***

Şimdi gözler, Meclis gündemine gelmesi beklenen yeni yargı paketinde.

Özellikle adli hükümlüler bakımından ceza ve infaz uygulamalarında eşitlik beklentisi öne çıkıyor.

Burada temel ölçü, hukukun eşitlik ilkesidir.

Eşitlik, herkese koşulsuz biçimde aynı sonucu vermek değil; benzer hukuki durumlara aynı ölçütleri uygulamak, farklı uygulamaları ise objektif ve hukuki gerekçelere dayandırmaktır.

Suçun niteliği, verilen ceza, kişinin hukuki durumu ve kanunun öngördüğü koşullar elbette dikkate alınmalıdır.

Bununla birlikte benzer durumdaki kişiler arasında makul ve hukuki bir gerekçe olmaksızın ortaya çıkan farklılıklar, adalet duygusunu zedeler.

Bir kesim için umut olan bir düzenlemenin, benzer durumdaki başka insanlar için açıklanması güç bir eşitsizliğe dönüşmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.

Hiç kimseye ayrıcalık tanınmamalı; hiç kimsenin haklı eşitlik talebi de görmezden gelinmemelidir.

***

Elbette her suçun, her cezanın ve her infaz durumunun kendine özgü koşulları vardır.

Talepler, hukukun sınırları ve somut durumların özellikleri gözetilerek değerlendirilmelidir. Ancak bu gereklilik, cezaevlerindeki insani koşulların iyileştirilmesi ve infaz uygulamalarındaki eşitlik beklentisinin karşılanması sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Tam tersine, adaletin hem hukuki ölçütlerle hem de insan onuruyla birlikte ele alınmasını zorunlu kılar.

Yeni yargı paketine ilişkin beklentiler, yalnızca infaz süreleriyle sınırlı değil.

Cezaevlerindeki yaşam koşullarının iyileştirilmesi, temel ihtiyaçların güvence altına alınması, ailelerin yaşadığı ekonomik yükün dikkate alınması ve benzer hukuki durumlarda eşit uygulamanın sağlanması da bu beklentilerin parçası.

***

Meclis’in önündeki mesele, yalnızca yeni bir yasal düzenleme yapmak değil; toplumun adalet duygusunu güçlendirecek, hukuki öngörülebilirliği koruyacak ve insan onurunu esas alacak bir yaklaşımı hayata geçirmektir.

Ceza, hukuk içinde karşılığını bulmalı; infaz süreci de eşitlik, hakkaniyet ve insan onuru ilkelerinden uzaklaşmamalıdır.

Adaletin gücü, yalnızca yaptırımın ağırlığıyla değil, herkese hukukun belirlediği ölçüler içinde uygulanmasıyla ortaya çıkar.

Cezaevlerinden yükselen mektupların ortak çağrısı da tam olarak budur.

Ayrıcalık değil, eşitlik… Lütuf değil, adalet… Sessizlik değil, hakkaniyet!

Beklenti açık, talep belli. Şimdi bu beklentinin hukuk çerçevesinde karşılık bulması gerekiyor.

Çünkü adalet, yalnızca suç işleyenin cezasını belirlemek değil; o cezayı hukuk, eşitlik ve insan onuru çerçevesinde uygulamaktır.

***

GÜNÜN SÖZÜ…

Adalet, cezanın ağırlığında değil; eşitlik, vicdan ve insan onuruyla uygulanmasındadır.


Yorumlar

Yorum Yap