ÇOCUKLARA NE OLUYOR?

Onlar! Evet, onlar. Yine de onlar.

Ve daima onlar.

Çünkü yarınlarımız, geleceğimiz.

En değerli ve tek varlığımız.

Canımızdan, canlarımızdan bir parça.

Candan daha can. Çünkü her şeyimiz.

Kim bunlar, ya da kimlerdir?

Hiç kuşkusuz ki; 'çocuklarımız'!

***

Bu varlığı 'kelimelere' sığdıramayız.

Onun 'tarifinde', sıkıntı çekeriz.

Söyleriz; çok önemsediğimizi. Deriz; değer verdiğimizi.

Gecemizi de, gündüzümüzü de 'feda' ederiz.

Malımız-mülkümüz 'ona' kurban.

Yeter ki 'var olsun', yeter ki 'sağ olsun'.

Gözümüzden 'sakınırız'! Tırnağına 'halel' getirmeyiz.

En küçük bir incinmede; 'yürek' parçalarız.

***

Peki, 'öyle olsun'! Ama değil.

Dün ülke ve millet olarak 'Garip' durumdayız demiştim.

Bugün ise; 'az önce' anlattıklarımın çizgisinde 'ilginç' bir ülkeyiz.

Ve 'şaşırtan' bir milletiz. Neden mi?

Nedenine gelince! 'Tezatlar' içerisindeyiz.

Bu kadar 'önemseme', bu kadar 'değer verme'.

Gel de 'hoyratça' harca, gel de özensizce 'dağıt'!

Olacak şey mi? Maalesef; 'gerçek'!

***

Bugün 'çocuk' denildiğinde 'duraksıyoruz'!

Hem de; 'korku ve endişe' içerisinde.

Herkes birbirine soruyor; 'çocuklarımıza' ne oluyor?

Bu nasıl 'bir nesil'.

Çünkü çocuk 'suç, şiddet ve sahipsizlik' cümlesinde bütünleşir oldu.

Artık bu üç 'kelimeyi' çocuklarımızla birlikte 'inanılmaz' bir bollukla telaffuz ediyoruz.

İşte son bir 'aylık' dönem içerisinde; yaşanan ve yaşatılanlar.

Annesini 'gözünü' kırpmadan öldürebilen 13 yaşındaki kız çocuğu.

Elinde 'bıçakla', okul çıkışında sınıf arkadaşının boğazını kesen 14 yaşındaki çocuk.

***

Bir son dakika vakası. Gaziantep'te yaşandı.

Annesi 'dondurma' isteğini reddetti.

Buna 'öfkelenen' 11 yaşındaki kız çocuğu 'intihar' etti.

Hem de 'yatak' odasında boynuna 'ip' asarak.

Kapkaç, hırsızlık, üç kağıt. Soygun, cebecilik.

Ve 'Satanistlik'!

Bir de 'büyüklerin' çocuklara yönelik 'işlediği' suçlar.

İnanılır gibi değil. Toplu 'tecavüzden' tutun da.

'İntikam' uğruna; 'parçalanıp' çeyiz sandığına konulmasına.

Annesinin başkasıyla 'aşk yaşadığını' öğrendiği için, 'baltayla' başı kesilen çocuk.

***

Korkunç. Ve korkutan bir tablo.

Altındaki sebep; 'tekil' değil çoğul.

Psikolojik, biyolojik, toplumsal ve ekonomik.

Bunları 'ifade' etsek de, bilinmelidir ki 'çocuk' neyi öğrenirse; onu uygular.

Onun için bilinmelidir ki; Çocuk 'kınanarak' büyürse 'suçlamayı' öğrenir.

Düşmanca 'davranışlar' içinde olursa; 'şiddeti-kavgayı' öğrenir.

Sorumsuz, keyfilik, vurdumduymazlıkla büyüyorsa; 'dışlanmayı' öğrenir.

Şefkatten yoksun, aileden ayrı yaşıyorsa, 'acımasızlığı' öğrenir.

Şiddetin, öfkenin, kinin ve kanın 'kokusunu' almışsa, 'vampir' misali 'kansız' durmaz.

***

Ama eğer çocuk hoşgörüyle yaşarsa sabırlı olmayı öğrenir.

Teşvik edilerek yaşarsa güvenmeyi öğrenir.

Değer verilerek yaşarsa saygı duymayı öğrenir.

Eşitlik ortamında yaşarsa adaleti öğrenir.

Güven duygusu içinde yaşarsa inanmayı öğrenir.

Beğenilerek yaşarsa kendisinden hoşlanmayı öğrenir.

Kabul ve dostluk içinde yaşarsa dünyada sevgi aramayı öğrenir.

Sevgi içinde büyürse güvenmeyi öğrenir. 

Çocuk ailenin, aile de toplumun ürünüdür; çocuk yaşadığını öğrenir.

***

Haklar ve özgürlükler.

Yaşamın en değerli ve en önemli kavramlarından ikisi.

Çocuklar gibi bir değerle çatışma bir araya geliyorsa bu çarpıklığı bir düşünmek gerekiyor.

Bu yamuk yapı devrildiğinde herkes altında kalacak.

Bunu da unutmayalım.

Demek ki; 'çuvaldızı' çocuklara batırmadan önce.

Biz büyükler ve ebeveynler olarak; 'iğneyi' kendimize batıralım.

Kusurumuz, ihmalimiz çok büyük. Hem de çok!

***

AİHM MAHKÛMİYETİ!

AİHM'de 'sabıkamız' çok. Kabarık bir 'sicil' var.

Avrupa 'ülkelerinde', eşi yok. Türkiye kendisine 'münhasır' bir sicile sahip.

İşte son 'mahkûmiyet'! Eşi ve benzeri yok. Bugüne kadar da 'olmamış'!

'Aile içi şiddeti' önleyemediğinden dolayı 'mahkûm' oldu.

Ankara'yı 'bu cezaya' çarptıran da Diyarbakırlı bir kadın.

Nahide Opuz! 2001 yılında eşi tarafından yedi yerinden bıçaklanıyor.

Şikâyetçi oluyor. Eşi Hüseyin Opuz 'para cezasıyla' kurtuluyor.

2002 yılında yeniden 'kocasından' şikâyetçi oluyor.

'Hayati tehlikemiz var' diye! Ama 'şikâyet' yerinde görülmüyor.

***

Annesiyle birlikte "göç' etmek istiyor.

Şiddet ve baskılardan kurtulmak için.

Ne var ki; kocası Hüseyin Opuz 'yolda' yollarını kesiyor.

Elazığ yolu üzerinde 'kamyonu' durduruyor, kayınvalidesini 'öldürüyor'!

Yargılama sonucu 15 yıl hapis cezası alıyor. Ve geçtiğimiz yıl 'koca' serbest kalıyor.

Bir iddiaya göre de, 'öldürdüğü' kayın validesi aynı zamanda 'üvey' annesiymiş.

***

Halen 'sır gibi' saklı tutulan Nahide Opuz, 2002 yılında 'hukuk yolları' kapanınca.

AİHM'e dava açtı. 'Aile içi şiddette' kendisinin korunmadığını iddia etti.

Tarihi karar da önceki gün geldi.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ilgili maddelerini ihlal eden Türkiye;

—Aile içi kötü muameleye izin veriyor.

—Yaşama hakkına saygı göstermiyor.

—Kadın aleyhine ayrımcılık yapıyor.

Sonuç itibariyle Mahkeme şu kanıya varıyor:

'Türkiye'nin şiddet gören bir kadını, savcılığa başvurduğu halde, kocasından koruyamayarak ayırımcılık yaptığına' hükmediyor.

***

Nahide Topuz, şimdi 36 bin 500 Euro 'tazminat' alacak.

Tazminat bir yana, önemli olan mahkûmiyet.

Bu yüz karası durum AİHM kararıyla tescil ediliyor.

Ve 'nihayet' denilecek bir ifadeyle, 'Adalet Bakanlığı', müfettiş görevlendirdi.

Bugünlerde Diyarbakır'a gelip, 'ihmali' araştıracak. Bakalım ve bekleyelim; 'ihmal' ortaya çıkarılabilecek mi. Göreceğiz!..

Demek ki; 'aileye, kadına, eşe' sahip çıkamayan bir anlayış.

Çocuklara, geleceğimiz ve yarınlarımızı emanet edeceklerimize 'nasıl' sahip çıkar.

Birilerinin kulağı çınlasın.