DEĞİŞMEZ, DEĞİŞTİRİLEMEZ?..
Tamam ya!.. Ne bu bağırma, çağırma, "ses tonundaki" yüksek volüm haliniz?… Anladık, anladık sizi.. Ki, mutabık değilsek de; anladık… Sesiniz niye bu kadar gürleşti ki.. O maddeler.. Evet, o ilk dört madde "değiştirilemez?.." Dediğiniz gibi; "teklif bile" edilemez!…
***
İsterseniz, bir madde daha eklensin!.. Ya da; "ek bir bent"… Misal; çift dikişli olsun kabilinde bir adım atın!… Artık, "değişmez, değiştirilemez" ilkelerine; bir de "tartışılamaz" maddesi eklensin.. Malum, kul işi değil, "zembille" inmiş ya!…
***
Neyse!… Gördük ki, en radikali, en milliyetçisi, en muhafazakarı, en solcusu, en sağcısı!… Kendilerini anti laik olarak lanse edenler de.. Hasılı; siyasi ve ideolojik noktada en uçta bilinen de; sıkıştığında bile "bu maddelerin" değişiminden, değiştirilmesinden artık "söz" edemez!…
***
Eden varsa; "bir adım öne çıksın" diyeceğim.. Niye mi, "gör başına neler geliyor?.." Çünkü, "kapıda" bekleyen var… O da; zamanın konjonktürüne göre hareket eden "laiklik.." Ha bir de; 12 Eylül'ü de var.. Malum, namerhum Kenan Evren'in dizayn edişi… Aş bakalım!?.. Demem o ki; Anayasanın ilk dört maddesi için; "dereyi görmeden paçaları sıvamayın artık"
***
TÜRKİYE'NİN İNTİHARI OLUR!…
Kaç gündür, "Parlamenter Sistem'e" dair, 90'ların hal-i durumunu, irdeleme adına "zaman" arıyordum.. Özellikle, Levent Kırca'nın bu minvaldeki parodileriyle alakalı, "o dönemde" ne kadar çok bizi "acı bir tebessümle" uyarıyordu… Öyle ya, sabah, öğlen ve akşam "hükümet" değişiklikleri, "bakan değişiklikleri" genel müdürlerin, "skandal istifaları" söz konusuydu!..
***
Kırca bir tipleme oluşturmuştu!.. "Çaycı" tiplemesi!.. Ki o parodide, "Çaycı İntiharı" işleniyordu.. Ama koalisyonlu hükümetlerin, "gel gitlerine" ilişkin.. Dün baktım, Yücel Koç, o parodiyi, "kaleme almış.." İktibas edip, haftasonu keyfini, bu parodiyle geçirmenizi düşünerek, aktarıyorum!?..
***
Tabi ki, komedi gereği biraz abartılı hicvedilse de trajikomik gerçeğin de ta kendisiydi. "Çaycı intiharı" parodisini hatırlamayana anlatalım.. Ki, bugünkü gençlik de duruma vakıf olsun, Türkiye nasıl arıza-i yönetimlerle yıllarını tükettiğini!...
***
Bir çaycı, inşaatın çatısında intihar etmek istemektedir. Komiser Ahmet yanına gider, derdini sorar. “Artık hükûmetler değişmesin. Battım” der. Sonra anlatır başından geçenleri… Devlet dairesinde çaycılık yapmaktadır. Hikâye başlar…
***
Müdire Ayşe Hanım'ın istediği orta şekerli kahveyi hazırlayıp odasına gider.
Aa! Bakar koltukta bir adam oturuyor.
Ayşe hanım nerede efendim?
Ben Hasan Bey'im. Ayşe Hanım şimdi Kars’a doğru yola çıkmış olmalı. Yerine ben atandım.
Niye ki?
53. Hükûmet işbaşına gelince, bütün kadrolar değişti. Buraya ben atandım.
Orta şekerli kahve içer misiniz?
Bana sütlü kahve getir.
***
Çaycı ocağa döner. Ayşe Hanım hesabı ödemeden gitmiş, olan çaycıya olmuştur. “Gidip bulabildiğimden tahsilat yapayım, yeni müdürün de sütlü kahvesini vereyim” der.
Önce memur Leyla ve Nalan Hanımların odasına dalar.
O da ne!
Onların da yerlerinde yeller esiyor, masaya oturan yeni memurlar “Buyur, bir evrak mı imzalanacaktı?” diye sormaktadır.
“Bari müdürü kaçırmayayım” deyip odasına seyirtir ama ne fayda!
Hasan Bey çoktan uçmuş, hatta arada bir hükûmet daha değişmiş, 55. Hükûmetin atadığı yeni müdür koltukta oturmaktadır.
***
“Sen bana bir ada çayı getir” der yeni müdür.
Siz daha burada mısınız?
Akşam mesai bitimine kadar buradayım.
Parasını peşin almadan ocağa döner. Çırağın sözleri başından aşağı kaynar sular döker;
Yeni hükûmet vatana-millete hayırlı olsun usta.
55’inci mi?
Hayır, 56’ncı.
Ne zaman değişti ulan?
Az önce.
Yandık desene. Yeni gelen kadroya ayran dağıtmıştık.
Hemen koşar içeriye.
Masalardaki yüzler yine değişmiştir maalesef.
***
56. mısınız?
Evet. Uzak yoldan geldik. Bize birer bardak su getir.
Ötekiler nerede?
Sivas’a sürgün.
Suları getirir. Neyse ki bu defa aynı memurlar yerinde oturmaktadır.
Parasını almadan çıkmamaya kararlıdır bu defa.
Masanın önündeki koltuğa oturup, suyu bitirmelerini bekler.
O arada ayakkabısının bağcığının çözüldüğünü fark eder.
Eğilip bağlar…
Kafayı kaldırır ki, memurlar yok.
Sonra odaya başkaları girer apar topar.
Onların da üstlerini çıkarmaları ile giyinip gitmeleri bir olur.
***
Ve nihayetinde 59’uncu hükûmete kadar gelir hikâye.
Çırağı “Abi çay götürelim mi?” diye sorar.
“Yok, bu işi kapattım gitti” der ve başından geçenleri anlattığı mevzu biter.
O bunları anlatırken komiser Ahmet de çoktan gitmiş, hikâyenin başından sonuna üç komiser değişmiştir.
İntihardan vazgeçen çaycı, “Gömlek değişir gibi hükûmetin değiştiği ülkede yapılacak en iyi şey nakliyecilik. Bundan sonra bu işi yapacağım” der ve parodi sona erer...
***
Şimdi hikâyeyi bırakıp, gerçeğe dönelim.
59. Hükûmet, Türkiye’nin istikrarı yakaladığı dönemin başlangıcıydı.
Levent Kırca’nın hicvettiği önceki hükûmetlerin aksine, AK Parti çok çetin imtihanları milletin desteğiyle atlattı.
En nihayetinde Türkiye bir daha o yıllara dönmesin diye MHP ile birlikte parlamenter sistemi de tarihin çöplüğüne gömdü.
Bunu da Başkanlık sistemine yüzde 50+1 sınırı getirerek, kendi işini zorlaştırma pahasına yaptı.
***
Şimdi birileri çıkmış, yeniden Levent Kırca’nın parodisine dönelim diyor.
Kemal Amca ve Meral Abla'da hikâye bol…
Gençler bilmez nasıl olsa, ikisi de “Eskiden Türkiye şöyle güzeldi, böyle bilmem neydi” güzellemeleriyle kafa bulandırıyor!
Olmaz da…
Velev ki başardılar…
Bu defaki çaycının değil, Türkiye’nin intiharı olur!..
***
DEVR-İ SABIK..!
Sahi ya, "iktidar" olabilmek için, "gönül kazanan" vaatler lazım değil mi?.. Ki, siyasetin "ruhunda" bu hakikat vardır.. Eğer ki, "iktidarı" hedefliyorsanız seçmenin "sorunlarına" çözüm, beklentilerine de "gerçekçi" vaatlerde bulunmanız gerekiyor…
***
Ne var ki, ana muhalefet "vaatlerden" daha çok, "asarım, keserim, biçerim, yakarım, yıkarım" ülkeye terk-i diyar ettiririm, "tehditleriyle" meşgul.. İktidar olmak mı, istemiyor.. Yoksa, "devr-i sabık" dönemini, ikmale getirmenin, görevini mi icra ediyor?… Siz karar verin..
***
VETO MU…?
Şu "veto" kelimesi, hafta sonu ti oldu!… Bakar mısınız, "sosyal medya" bu minvalde yıkılıyor.. Artık, retler "veto" odaklı, icra ediliyor…
***
Sahi ya!.. Akşener'in "Cumhurbaşkanlığı adaylığını" HDP mi "red" etti.. Pardon "veto" etti.. Yoksa; bu "vetonun" Lazca söylemi olan "istemezük’ün" adresi, CHP mi?..
***
Vallahi kim; "red ya da veto" çektiyse!.. Görünen o ki; taraflar birbirlerine "samimi" olmadıkları gibi; "kurgu" açık değil, kapalı… Eee; kapalı kapılar ardında "çok şeylerin" döndüğü bir Türkiye siyaseti var iken!..
***
.jpg)
BİR YANLIŞLIK VAR…
Olmaz mı…?. Elbette ki olur.. Eğer ki, "kentin değerlerinden" ırak ise.. Zihni de, "ırak" odaklı işliyorsa.. İcra ettiği görevi de; "keyfiyete" hasıl, görüyorsa.. Pek tabi ki, "hesap sorucu" olmadığı için de "ben ben olurum?".. Haliyle; "işlerin" tümü tabeladaki, arz-ı endam olur?..
***
Bakar mısınız, "tabeladaki" isme ve yazılışına!… Denir ya, 40 yıllık "kani" olur mu yani!.. Diyarbakır'ın yetiştirdiği şair, edebiyatçı "Cahit Sıtkı Tarancı'nın" ismi muhtemelen birilerinin çok canını sıkmış olacak ki, "Sıktı" diye, yazmışlar.. Bu resim iki gündür kentin gündeminde, "çok şeyler" söylenip duruluyor.. Ne diyelim; ortaya koydukları zihnin eseri; içlerinin dışa vuruşu olsa gerek!?..
***
GÜNÜN SÖZÜ
Bu seçim, 20 yıllık iktidarı mı düşürecek, yoksa 70 yıllık Ana Muhalefeti mi düşürecek?