DEMOKRASİ NOKTAYI KOYDU
Malumunuzdur!
Cumartesi günü Diyarbakır yine 'sıra dışı' bir gün geçirdi.
Özellikle de 'siyasi anlamda' hayli hareketli ve gergindi.
Günlerin tartışma konusu olan AK Parti'de 'durum' daha bir aktifti.
Çünkü, uzun süreden beri İl Başkanlığıyla alakalı 'polemik' vardı.
29 Mart Mahalli Seçimlerin 'hezimeti' kabul edilir gibi değil.
O nedenle mutlaka bir yerlere fatura kesilmeliydi.
Ve bu fatura da; 'birilerinin hükmüyle' İl Başkanlığı ekseninde düzenlendi.
Yani 'Kan değişikliği' bu mecrada şart olmuştu.
Bunun için de; 'ekseri' görüş 'İl Teşkilatı' üzerine odaklandı.
Doğal olarak da geçtiğimiz yıl atamayla gelen İl Başkanı Ahmet Öcal'dı.
Hüküm değişim olmalı ve mevcutlar 'gitmeli?'.
Yerine 'yıpranmamış', polemik konusu olmayacak biri gerekliydi.
***
Bunun için de; yaklaşık 1.5 aydan buyana 'siyasi trafik' hasıldı.
Kim olur, kim olmaz diye? Milletvekilleri 'ortak' bir mutabakata varmadı.
Parti Genel Merkezi de 'istemler' ışığında, performans ortaya koymadı.
Böyle olunca da; Parti'deki 'güçlülük' seçici ve tercihte söz sahibi oldu.
O isim de, Milletvekili İhsan Arslan oldu. Kendisi de günler öncesi tercihini deklare etti.
Mehmet Baki Aksoy'u destekliyorum diye. Ki nitekim Aksoy 'tek' isim olarak öne çıktı.
Ki kongreye 'günler' kala, 'Öcal görevden alındı, Aksoy yerine atandı' denildi.
Yalanlama ve doğrulama 'bu eksende' iki hafta sürdü.
Milletvekilleri 'Öcal' başarısız diye 'görevden' alındı açıklamasını yaptı.
Öcal ise önce 'görevimin başındayım' dedi, bir süre sonra 'Ben adayım' dedi.
***
'Adaylık' kararlılığını ortaya koyarken, kendisine yönelik 'siyasi' hareketleri de anti-demokratik olarak değerlendirdi.
Tabi bu gelişmeleri kendi 'demokrasi' anlayışıyla değerlendiriyordu.
'Demokrasi dışı' Başkanlık koltuğuna gelişini de 'göz ardı' ediyordu.
Ki bu 'husumetli' zaman dilimi içerisinde, kendisine hatırlatıldı.
İl Başkanlığı makamına 'demokrasiyle mi geldin?' denildi.
Çünkü O da İl Başkanlığına 'atamayla' gelmişti.
Aslında bu 'demokrasi dışılık' AK Parti İl Başkanlığı koltuğunda hep 'varlık' görmüştü.
Bir önceki yazımda da ifade etmiştim.
AK Parti İl Başkanlığı koltuğunun 'işgali', partinin kurulduğu tarihten bugüne hep 'atamayla' olmuştur.
Ve nerdeyse her yıl 'teşkilat' değişime uğratılmıştır.
Sonuç itibariyle AK Parti bugüne kadar hep böyle 'derin belirsizliklerin' yaşandığı bir siyasi yapı içerisinde bulunmuştur.
***
İşte böylesine 'demokratik ve anti-demokratik' söylemlerin 'havasında' kongreye gidildi.
Tartışma büyük, flu görünüm hakim. Kaos ise yüksek. Tabi halen 'Öcal görevden alındı mı?' sorusu cevap bulmuş değil.
Çünkü 'soru' askıda. Cevabında ısrarlıyım.
Şöyle ki; 'soruya gelebilecek' cevap, AK Parti'nin 'önümüzdeki' dönemlerine 'neler olabilecek' anlamında, fikir sahibi olurduk.
Bir de, 'Kongrede' sıcak 'sayısal' sonuç parti içerisindeki 'demokrasi' anlayışının ne alemde olduğunu daha net 'ifade' edebilirdik.
Ama ne var ki; Öcal 'kongreye' görevden alınan biri olarak mı gitti? Yoksa İl Başkanı olarak mı gitti?
Gelelim Kongre'deki havaya. Günler öncesi karşılıklı çekilen 'kılıçların' sesleri.
Siyasi söylemler ise her ifade 'mübah' misali.
Öyle ki, kongrenin yapıldığı Ziya Gökalp Spor salonunda bu 'durum' ilk dakikadan itibaren hissediliyordu.
Sözlü 'sataşmalardan' tutun da, yumruklu müdahalelere.
Ve sandalyeli gövde gösterisine kadar, her şey vardı.
***
Cumhurbaşkanı Gül'ün Çin gezisinde yer alan Milletvekili İhsan Arslan'ın dışında, 'AK Parti' kurmayları tam kadro hazırdı.
Tarım Bakanı Mehdi Eker ve Milletvekilleri ile Parti Genel Merkezi yetkilileri. İl, ilçe ve Belde delegeleri.
Kongrede kim ne dedi, kim kime 'eleştiri' getirdi mevzusu pek önemli değil.
Kongrede önemli olan 'demokrasinin' dediği yani 'delegelerin' ortaya koyduğu 'irade' önemliydi.
Çünkü o karar kimin İl Başkanı olacağına hükmediyordu. Evet. Salonda bulunan 493 delege oy kullandı.
Bunun 9 tanesi geçersiz sayıldı. Geriye kalan oyların 205'ini Ahmet Fikret Öcal aldı.
Mehmet Baki Aksoy ise 279 oy aldı. Sandıklardan çıkan bu sonuçla Öcal 'devre dışı' kaldı.
Aksoy ise AK Parti'nin yeni İl Başkanı oldu.
Peki, bu sonuçla, AK Parti'de 'sular' durulacak mı? Parti içi 'çekişme' ve derin muhalefet yok olabilecek mi?
Biraz muğlak bir durum. Ne 'yok denilebilinir, ne de hayır?
***
Şöyle ki, Öcal'ın aldığı 205 delege oyu 'küçümsenecek' bir oran değil.
Her ne kadar Aksoy 74 oy fazla aldıysa da, 'muhalifiyle' arasındaki fark o kadar büyük değil.
Onun için; önümüzdeki zaman dilimi içerisinde 'iç muhalefet' daha belirgin bir düzeyde kendini hissettirecektir.
Burda şu kıstas da var? Bazı Milletvekilleri ve delegeler 3'üncü bir alternatif olmadığı için mi, 'Öcal'a destek verdi.
Yoksa, Aksoy'u şahsına değil, kendisini destekleyenlere 'karşı' duruştan mı, destek 'yek vücut' hasıl olmadı.
Ne var ki; bunların 'hepsi' çıkan sonucun resmini çiziyor.
Zaten AK Parti 'iktidara' dahil olduğu günden buyana, özellikle Milletvekili 'noktasında' hep 'kırılganlık' olmuştur.
Kimi zaman 'iki grup', kimi zaman da üçlü grup.
Anlayacağınız, Cumartesi günü yapılan 3. Olağan Kongre'de, 'üçlü bir grup' sonucu çıktı.
Her ne kadar, Öcal ve Aksoy 'oyları' alanlar olduysa da, üçe bölünmüşlük söz konusuydu.
Bakalım önümüzdeki günlerde, 'bu üçe bölünme' nasıl bir 'gebelik' geliştirecek onu göreceğiz.
***
EVREN İNTİHAR EDECEKMİŞ?
Ne güzel! Ne güzel. Ne güzel!
Kenan Evren. Darbeci bir general.
12 Eylül İhtilalinin 'mimarı'!..
'Yargılanırsam intihar ederim' demiş.
Kimin umurunda. Hemen şimdi, vakit geçirmeden.
Tabi bir de kendine Anayasa'nın 'yargılanamaz' dedirten 15. Maddesini kalkan kullanıyor.
Yani şöyle diyor:
—Halk yüzde 92 gibi rekor bir sayı ile bizim hazırladığımız Anayasa'ya oy verdi. Darbecilerin yargılanmasını engelleyen 15. madde de oylandı. Halka gidelim, halk yargılanmamıza karar verirse, ben yargılanmadan intihar ederim."
İyi de, 'o halk' o maddeyi oylamadı ki.
Ve bugün 'halk oylamasına' gidilirse, halkın yüzde 92'si 'yargılansın' diyecektir.
***
Çünkü biliyor, 12 Eylül'deki 'infazları'. Cezaevindeki 'işkenceleri'.
Özellikle de Güneydoğu insanı. Kürtlere yönelik 'o dönemdeki' infazlar.
Diyarbakır Cezaevinde 'yaşananlar'. Unutulur mu?
Cezaevi'nin 'dili olsa da' anlatsa..
O 'yakıp-parçalanan, katledilen' bedenlerin 'nasıl' oldukları..
Evet bugüne kadar hesapları soruldu mu?
İnsan dışkısını 'insana' yediren zihniyet.
Sorgusuz, sualsiz. Aylar, yıllarca 'işkence' odalarında tutuklu kalmak.
Kim diyebilir ki, 'o günün' açılan yarası iyileşmiş.
Hayır! Yıllardır üzerinden çeyrek asır geçmesine rağmen.
Daima 'kanamakta'! Hem vicdanlarda, hem de insani 'değerlerde'!
***
DTP, Anayasanın 15'inci 'maddesinin' değiştirilmesi için 'yasa önergesi' verdi.
Evet, 'o dönemin' kapısı aralanmalı.
Ve bir gecede 'bıçak gibi' kesilen o dönemdeki olayların 'iç yüzü' aralanmalı.
AK Parti, CHP ve DTP 'önemli' bir misyon yüklenip, bu durumu 'reva' görmemeli.
Türkiye'nin dününe, bugününe ve yarınına hani derler ya 'ot tıkayan' zihniyeti 'yargı' önüne çıkarmalı.
Yoksa 'Kenan Evren' intihar etmiş.
Ya da 'kendini' masum göstermeye çalışmış. 85'ini devirmiş.
Kimin umurunda?
Yeter ki; 'O yasakçı' zihniyet, hukukun nizamı önünde 'hesap' versin.