DİCLE ÜNİVERSİTESİ VE OLMASI GEREKEN
Öncelikle 'Üç ayların' manevi mevsiminin 'habercisi'!
Gönüllerin de 'rahmeti', mübarek Regaip Kandilini bugün 'idrak' ediyoruz.
Bu vesileyle, 'hepinizin' Regaip Kandilini 'tebrik' ediyorum.
Ve özlemle yanıp-tutuştuğumuz barışa, kardeşliğe, hoşgörü ve sevgiye 'vesile' olmasını temenni ediyorum.
***
Öyle ya, 2008–2009 Eğitim ve Öğretim yılı sona erdi.
Okullar tatil oldu, öğrenciler 'karnelerini' aldı.
Onlar Haziran'ın 'sıcak' günlerini 'tatille' buluşturdular.
Kimi 'sevinçli', kimi hüzünlü, kimi de 'bir basamak' öteye.
Bir yılın 'semeresini' alarak.
Evet. Bu kesim 'İlk ve Ortaöğretim'!
Peki ya; 'tüm bunları' aşıp, 16–18 yıllık süren 'Eğitim ve Öğretim' maratonunun son durağındaki Eğitim Kurumları...
Yani Üniversiteler!
Onlar da şu günlerde 'mezuniyet' dönemini yaşamaktadırlar.
Kimi 4 yıl, kimi 6 yıl.
İşte bu zaman diliminde Üniversite 'öğretiminin' sonuna gelmiş öğrenciler.
Artık 'diplomalarını' alıp mezun olacaklar.
Ve böylece gerçek hayata hamle yapacaklar.
***
Evet! Bölge illerimizdeki Üniversitelerde bu alanda 'hummalı' bir çalışma var.
Öyle ki; 'haber merkezine', günde bir-iki üniversitemizin 'mezuniyet törenine' ilişkin haber düşmekte.
Dikkatimi çeken; 'geçmiş dönemlerdeki', çirkinliklerin bu dönemdeki mezuniyet törenlerinde yaşanmaması.
Hani 'laiklik' havarisi kesilip, birçok genci 'eğitimden' mahrum bırakan. Hatta 'ailelerine', annelerine, bacılarına bile.
'Başörtü' bahanesiyle o 'sevinci ve duyguyu' çok görenler. Bugün yok! Demek ki; 'Türkiye de' başörtüden dolayı rejim değişmiyor.
Laiklik elden gitmiyor?
Avrupa'da gördük. Brüksel Parlamentosundaki 'Türk' asıllı 26 yaşındaki Parlamenter Mahinur Özdemir.
En genç Milletvekili. Önceki gün de Parlamento'da 'başörtüsüyle' yemin etti.
Ve dün demeç verdi. 'Demokrasinin ne kadar anlayışlı' olduğunu.
***
Hatırlıyorum. 10 yıl önce 'halkın iradesini' alarak seçilen Merve Kavakçı'yı.
Başörtüsünden dolayı 'ne yemin ettirildi, ne de Milletvekilliği' kabul edildi.
Düşünün. Bir tarafta Avrupa! Ki 'Hıristiyan' kulübü ve ülkeleri diyoruz.
Diğer yanda, 'nüfusunun yüzde 99'u Müslüman' dediğimiz Türkiye.
Galiba bizim 'demokrasi' anlayışımızda 'bireysel' özgürlük yok.
Ve yine galiba bizim ülkemizde bireye yönelik 'demokrasi' süreci işlem görmemektedir.
Çünkü Özdemir'in dediği gibi;
"Avrupa'nın göbeğinde, ön yargıların yoğun olarak yaşandığı bir ülkede demokrasinin ne kadar anlayışlı olduğunu gördüm ve demokrasi sürecinin işleyişinden dolayı ben buradayım"
İşte Türkiye böylesi bir ülke.
***
Ama olsun! Türkiye 'değişimin' evresinde.
Artık 'demokrasiye' güveniyor ve anlayışının 'bireye' yönelik olduğu gerçeğine varıyor.
Üniversitelerimizdeki 'Mezuniyet mevsimine' dönersek.
Dün de, Dicle Üniversitemizin 'mezuniyet' töreni vardı.
Rektör Prof. Dr. Ayşegül Jale Saraç'ın 'resmi davetiyle' katıldık.
Sayın Mehmet Ali Altındağ'la birlikte. Gitmemiz de iyi oldu.
Aslında bugüne kadar; Üniversitemizdeki 'tüm mezuniyet' törenlerine davet edilmiş.
Ve 'imkanlar' ölçüsünde hepsine de katılmışımdır.
***
Öncelikle ifade edeyim, 'kentin' temsiliyeti noktasında 'katılım' yüksekti.
Hatırlıyorum 'geçmişteki' mezuniyet törenlerini. 'Küskünlükler-kırılganlıklar'.
Veya kenti temsil eden 'zat-ı muhteremlerin', kabullenmeme?
Ya da 'benden değil-ondandır' düşüncesiyle 'protestolarda' bulunulması.
Gibi 'mevzular' aşırı derecede söz konusu olurdu.
Ama dün gördüm ki, 'büyük ölçüde' bir toparlanma vardı.
Her ne kadar; 'Sivil ve Kent" temsiliyetti noktasında 'eksiklik' hâkim idiyse de.
Özellikle 'Yerel Yönetimlerden' katılımın olmayışı. Askeri 'erkânın' yokluğu.
Vukuyduysa da; 'sahiplenme' anlamında 'geleni-gideni' önemliydi.
***
Tarım Bakanı Mehdi Eker, İl Valisi Hüseyin Avni Mutlu.
Öğretim üyeleri. Öğrenciler. Ve onların 'gözde' aileleri.
Bir bütünlük içerisinde 'Kapalı Spor Salonunda' bütünleşmesi.
Sevindirici ve göz yaşarttı. Coşku hakim olduğu kadar.
Orada verilen mesajlar da, özellikle 'üniversitenin' konumu.
Ve toplumsal 'talepler' noktasındaki 'yapması' gerekenler 'ölçeğinde' önemliydi.
Ki bunda Tarım Bakanı Eker'in 'iğneli' ama haklı tespitleri vardı.
Konya Selçuk Üniversitesi'yle 'yaşıt' olan Dicle Üniversitesi'nin bugünkü konumu 'çok düşük'!
40 yıllık maziye sahip bir üniversitede; 'öğrenci sayısının' 13 binlerde olması 'kabul' görmez.
***
'Üniversitenin' gelişmesi anlamında 'açık çek veren' Eker şu gerçeğe dikkat çekti.
Üniversiteler 'toplumdan gelen talebe çözüm olmalı, cevap bulmalı proje üretmelidir'.
Ama ne var ki 'Çok akademisyen kendi oluşturduğu, belirlediği bir sorunu çözümleme, ona cevap verme işiyle uğraşmaktadır'!
Ancak olması gereken;
'Üniversiteler birikim, güç ve enerjisini doğrudan sahadaki bir sorunu çözme aracı olarak kullanmalıdır'!
Ne var ki, Dicle Üniversitesi dahil olmak üzere. Güneydoğu illerindeki bir çok üniversite.
Güneydoğu'nun 'kanayan mevzularının' hiçbirinde 'çözüm üretici' mekanizma olmadığı aşikardır.
Çünkü 'varlıklarıyla-yoklukları' salt, 'Tıp Fakülteleriyle' gündemdedirler.
Gerisi, 'olsa da olur, olmazsa da olur(!) düşüncesinde.
***
Rektör Saraç ifade etti, bu yıl 3 bin 500 mezun verdik.
Küçümsenecek bir rakam değil.
Ama gönül isterdi ki; 'kendisinden' ayrılan ve üniversite olan 'fakültelerin' kurucu üniversitesi olaydı.
Ne var ki; 'çok görüldü'! Çünkü 'kırılganlık' vardı. Küskünlük, sen-ben ve öteki 'kavgası' vardı.
Zihniyetler 'farklılık' üzerine kurgulandığı zaman, 'sapla-saman' karışıyor.
Böyle olunca da, 'hak batıla' kayıyor.
Evet. Bu durum 'artık mazide' kaldı diyelim.
***
Bizim yarınlara ve üniversitemizin geleceğine bakmamız lazım.
Ki Güneydoğu'nun 40 yıllık geçmişi bulunan. Ve 27 bin dönümlük kampüs alanı olan.
27 'medeniyeti' bağrında yeşerten ve adını Dicle'den alan Dicle Üniversitemiz.
İnanıyoruz ki, 'daha çağdaş, daha rekabet edici ve daha toplumsal yaklaşımcı' bir eğilim yakalayacaktır.
Üniversitemizin 'yeni yönetimine' teşekkür ediyorum.
Dün bize böylesi 'bir düşüncenin' oluşmasına vesile oldukları için.
Tabi bu arada, 'mezun olup' yeni hayata adım atmaya başlayan 'öğrencileri' kutluyor ve başarılar diliyorum.
Ve sabırla, metanetle ve özveriyle 'onları' yarınlara yetiştiren 'ailelere' minnettar olduğumuzu unutmamamız gerekir.