DİYALOG VE DTP!

Dünden devam diyelim.
Kürt Sorunu ve PKK Mevzusunda;
'Tarihi bir fırsat'!
Çözümsüzlük değil, 'çözümde' fırsat.
Kaçırılmamalı, heba edilmemeli.
Birilerinin 'suyu hürmetine' kurban bırakılmamalı.
Çünkü 'mevzunun' dönüm noktasındayız.
Herşey 'ortama' uyarlanmış. İstenilen 'sinerji' sağlanmış.
İç ve dış 'yapılarda', mesajlar samimiyet çizgisinde yol alıyor.
Ve her geçen gün 'olumluluk' noktasında, mesafe alınıyor.
Anlayacağınız mevzu da şu gerçeğin 'kanısına' varıldı.
Ki yıllardır da bu 'düşünceyi' savunuyoruz.
'Silahla, kanla ve gözyaşıyla' çözüm ve barış sağlanmaz diye.
Bir hak, bir hukuk, istem ve olması gereken varsa.
Bunun 'sağlanması' ve mücadelesi 'siyasal' zemindir.
Demokrasinin 'nimetlerinin' işletilmesidir.
Yani; 'Meclisin' ta kendisidir.

***

İşte bugün 'böylesi' bir hava esmekte.
Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay.
MİT ve diğer 'devlet' birimleri. Beri yanda 'siyasal' oluşumlar.
Ve 'Sivil' irade temsilcileri.
Karşılıklı 'hoşgörü' nizami içerisinde; 'çözüme' hamle geliştiriliyor.
Herkes 'artık yeter' diyor.
Silahlar sussun, kan dökülmesin, şiddet son bulsun.
Barış, kardeşlik, eşitlik ve özgürlükler sağlansın.
Evet. 'Tarihi bir fırsat'!
Takdir edersiniz ki; 'fırsatlar' sürekli gelişme göstermez.
Çok enderdir 'elde' edilmesi. Bir gelir, bin gelmez.
Onun için 'sımsıkı' sarılmalı, fırsatı kaçırmamak için.

***

Şöyle tarih 'sayfalarını' çevirelim; 'tarihi fırsatlar' noktasında.
Türkiye 'Kürt sorunun' çözümünde, PKK'yla olan 'silahlı mücadelesinde'.
Tarihi bir fırsatı Merhum Turgut Özal'la 'geliştirmişti'.
1993 yılına kadar; 'Bölgesel' anlamda; önemli 'mesafeler' sağlanmış.
İlişkiler 'sonucun' hamlesine kadar gelinmişti.
Barzani, Talabani. Tamamen 'Türkiye' üzerinden dünyaya açılıyordu.
Ne yazık ki; Özal'ın 'ölümüyle' o tarihi 'fırsat' heba oldu.
Ondan sonra da; 'her ne kadar' fırsatlar ölçeğinde bazı 'gelişmeler' sağlandıysa da.
'Güven' verici anlamda; etkileyici olmadı.
Ama bugün; yeni bir 'konsept', yeni bir 'konjonktür', yeni 'bir atmosfer'.
Yeni bir 'elverişli' ortam.
Kısacası; 'dengeler' önemli ölçüde 'ince çizgide' sağlanmış durumda.
Onun için de; çeyrek asır sonrası 'oluşan' bu fırsat 'iyi değerlendirilmeli'!

***

Dünkü yazımda; 'ateşe körükle' gidenlerin olduğunu söyledim.
Özellikle de çözümün adresi olan Meclis'teki 'siyasi' varlıklar noktasına dikkat çekmiştim.
Muhalefetin iki önemli partisi. CHP ve MHP.
Algılanması zor bir siyasi söylem içerisinde bulunuyorlar.
Ülkenin 'selameti'. Türklerin ve Kürtlerin 'kardeşliği' için siyasi irade ortaya koymaları gerekirken.
Ateşe körükle gittikleri gibi. İktidarı, sırf muhalefet etmek, sırf köşeye sıkıştırıp 'aşağı' çekme gayesi içerisindeler.
MHP'li Oktay Vural; 'Etnik kimliğin siyasi olarak çözüme kavuşturulması doğru değildir' diyor.
Ve AK Parti Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan'ın; 'dağda-bayırda' yazılı olan;
' Ne Mutlu Türk'üm diyene' sözün 'silinmesi' yönündeki açıklamasına verdiği yanıt.
İlginç. Bir o kadar da; 'derin'!
"Böyle bir tavır doğrudan doğruya Türkiye'de etnik fesadı oluşturmaktır ve hepsi insanlık suçudur''
Değişmeli. Bu zihniyet değişmeli ki; 'Türkiye', etnik milliyetçilik 'politikalarından' arınabilsin.
Çünkü 'etki-tepkiyi', tepki de 'şiddeti' doğuruyor. Tabi 'anlayana'!

***

Ne yazık ki; Türkiye'nin 'siyasal' kaderidir. 'Çözümler' konuşulurken, çatlak seslerin çıkması.
Ondan değil midir ki; 'Türkiye' bugün 'karanlık oluşumlardan'.
Derin devlet 'yapılanmalarından' arınmaya çalışıyor olması.
Ortadoğu'nun 'göz bebeği' diyoruz. Uluslararası 'itibar' diyoruz.
Ülkeler arasındaki 'güç dengemizi' maalesef göremiyoruz.
Göremediğimiz için de; 'hep kaybeden', hep kan kaybeden oluyoruz.
Artık yeter diyelim. Hem de topyekûn diyelim.
Eğer bugün 'Şehit' anası da 'bağrı yanık' bir şekilde haykırıyorsa.
Eğer bugün dağda ölen Kürt gencinin anası da; feryat ediyorsa.
Ülkenin 'tüm' sağduyu düşünen ahalisi 'Bi dokun, bin ah işit' misali.
'Akan kana, dökülen gözyaşına', yeter artık diyorsa.
'Barışın, kardeşliğin' sağlanması 'hemen şimdi' diyorsa.
Buna birileri 'kendi' cüzzi çıkarları ve siyaset gelecekleri için karşı çıkıyorsa.
'Vay hallerine'!
Onlar 'siyasal' hezimeti peşinen kabul etmişler.
Ki 'sürekli kaybettiklerini de' görüyoruz.

***

Dedik ya; 'Tarihi bir fırsat'! Şu ana kadar da gelişen 'atmosfer' ve altı aylık süreç içerisindeki 'adımlar' hep 'konuşulanlara' dayalı.
Yani sözlerden söz ediyoruz. Şu böyle dedi, şu bu geziyi yaptı.
Somut ve elle tutulur bir 'hamle' yani 'diyalog' harekatı yok.
İşte bugün 'o somut' adımların atılması gerekiyor. Tarihi fırsatın kaçırılmaması için.
Burda 'kilit' bir mevzu gelişmiyor da değil. 'Adımlar' hangi eksende atılacak.
'Çözümde' muhataplar kimler olacak? Masaya kimlerle oturulacak.
Soruların cevabı noktasında farklı düşünceler yok değil.
Kimi ABD 'üzerinden', Kuzey Irak'a ulaşma.
Kimi de Bağdat üzerinden Kuzey Irak'a.
Kimi de direk Kuzey Irak'la.
Kimileri de 'doğru' adresin PKK'yla 'taban' bağı bulunan DTP'yle.
Aklın yolu birdir derler ya!
Çözümü ve muhatabı 'Siyasal İktidar' ve Siyasal İrade demiyor muyuz?
Diyoruz.
Sorun da 'kendi iç sorunumuz' demiyor muyuz?
Diyoruz.
Öyle ise, 'diyalogda' doğru tercih. Ve muhatap kılınması gereken de; DTP'dir.
Ki DTP'nin yıllardır hayata geçirmek istediği politika da 'Kürt mevzusu' üzerinedir.
Onun için; DTP 'çözümün' muhatabı ve diyalog 'kanalı' olmalı.
Ve bu aksiyon içerisinde siyasal iktidar dahil olmak üzere, sorunun her iki kanadı tarafından şu politika güdülmelidir.
DTP'nin 'elini' güçlendirmek. Konumunu 'yükseltmektir'!

***

DTP Genel Başkanı Ahmet Türk dün meclis çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Son siyasi gelişmeleri nasıl yorulmuyorsunuz diye.
"Barışçıl ve demokratik bir sürecin gelişmesi için diyalog en önemli adımdır'!
Demek ki; 'çözümsüzlüğün' panzehiri 'diyalogdur'!
Türk 'Parlamentonun' Ülkenin bir aynası olduğunu vurgularken, 'Siyasi irade' ortaya konulmalı çağrısını yaptı.
Ve Siyasi partilere de seslendi:
"Siyasi partilerin tavırları barışçıl sürecin gelişmesi konusunda önemlidir ve katkı sunar. Bu konuda bütün partilere önemli rol düşmektedir.
Biz MHP ile bile görüşmenin yararlı olacağı kanısındayız. Ülkenin temel sorunları konusunda oturup tartışabilmeliyiz.
CHP Türkiye'nin en eski ve köklü partisidir.
CHP'nin ortaya koyacağı sorumluluk ve yaklaşım bu açıdan önemlidir.
Ortak aklı geliştirebilirsek mesafe alırız.
Bu noktada CHP'ye de tarihi bir rol düşüyor.
CHP'nin bu gün çözüm konusunda ortaya attığı tezlerin geçmişteki raporlarla birbirine çok yakın olduğunu görüyoruz.
Elbette bunların oturulup tartışılması gerekiyor.
Önemli olan demokratik süreç için bir niyetin ortaya konulmasıdır.
71 milyonun hassasiyetlerini gözetmemiz lazım."
Sonuç itibariyle; 'tarihi bir fırsat' sağlanılmış.
Önemli olan 'buna hassasiyet' göstermek ve Demokrasi'yi 'güçlü bir şekilde' işletmektir.
Yoksa 'Kürtlerin ve Türklerin' açılar çektiği 'Kürt Sorunu ve PKK Mevzusu' daha yıllarca var olup-konuşulacaktır.
Gerçeklerden kimsenin kaçmaması gerekir.