EL EMEĞİNE DOKUNMAYIN!
Tezgahların ise hassı. Sabırla ve metanetle 'dokunulmuş'!
O muhteşemliğine renk vermek, desen çizmek.
Alımlı kılmak, beceriyi ortaya koymak.
Her kişinin işi değil. Onun için 'usta' olmak gerekir.
Saatlerce 'tezgahın' başında; 'ilmik' atmak.
Bir gün değil, onlarca gün 'gerekli'!
Evin en gözde 'yerini' alabilmesi için.
***
Halı Dokuma Tezgâhları. Tezgâhın başında genç kızlar.
Onlar için tezgâhın başındaki 'ilmek' bir meslek. 'Altın bilezik' misali.
Hem 'eğitim' alıyor, hem de 'istihdam' oluyor.
Hem de 'küçük' gelirle aile bütçesine katkı sunuyor.
Kimi zaman da; 'çeyizi' oluyor.
Bugünlerde 'bu tezgahların' başında.
Ve halı dokuyan genç kızların üzerinde 'kara bulutlar' dolaşıyor.
'Halı Dokuma Atölyelerine' kilit vurulacak. Tezgâhlar 'lağvedilecek'.
Çalışanlar da 'işsizler' ordusu kervanına katılacak.
***
Karar Özelleştirme Yüksek Kurulu'ndan çıkmış.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 'oluruyla'!
Ülke sathındaki Sümer Halıcılık ve El Sanatları'na bağlı; 'tüm' birimler kapatılacak.
Diyarbakır, Siirt ve Van da bu 'tartışılır' karardan nasibini alıyor.
Karar tarihine bakıyorum; 22.04.2009.
Yani 29 Mart 'seçimleri' sonrasındaki ilk karar.
***
Hatırlıyorum.
1989 yılında 'Halı Atölyelerinin' kurulması yönünde adeta bir seferberlik ilan edilmişti.
Özellikle Güneydoğu için.
Sosyal, Kültürel, Ekonomik ve Anarşi ile İstihdam durumları 'gözetilerek'!
Şehir merkezleri, ilçe, köy ve mezralarda 'Halı Dokuma Atölyeleri' açıldı.
Temel amaç; 'İstihdam' yaratmanın yansıra; 'Eğitim' vermek.
Sosyal ve Kültürel alanda; 'toplumsal' kaynaşmayı sağlamak.
Nasıl ki bugün için 'Kızlar Okula' diye kampanyalar.
Yasal düzenlemeler 'yapılıyor' ise, o dönemde de.
Genç kızlar için 'Halı Atölyesi' aynı anlamı taşıyordu.
***
Sümer Halı'nın bölge kapsamındaki 'Atölyeleriyle'.
Milli Eğitim ve Halk Eğitim Müdürlükleri 'koordine' içerisinde.
Okuma-Yazma, Aile içi eğitim 'gibi' ulvi değerler sağlanıyordu.
Elimdeki bilgi notuna göre; 2000 yıllarında.
Devletin destek sağladığı 'Halı Atölyelerinde' toplam 12 bin genç kız 'istihdam' ediliyordu.
Ki bu salt 'resmi' halı atölyelerindeki sayı.
Özel 'sektör' ve ailelerin kendi evlerinde kurdukları halı tezgâhlarını resmi verilere 'toplama' yaparsak.
Ortaya 20–25 bin kişi çıkıyor.
***
Ne var ki; 'son yıllardaki' çarpık uygulamalar.
Ve bugün alınan 'kararla' bu istihdam imkânı elden alınıyor.
İşsizler kervanına yeni bir kervan daha katılacak.
Geçinmenin 'ateş pahası' olduğu.
İş bulmanın 'imkânsız' bulunduğu bu dönemde; kapı önüne konulacak binlerce insan.
Yoksulluğun, işsizliğin ve fakirliğin 'diz boyu' olduğu Güneydoğu illerinde;
'El emeği göz nuru' tezgâhlarının başında ayda sadece 150 ila 200 TL ücrete yetinen;
Kızlar ve Kadınlar 'sefalete' mahkûm edilecekler.
***
Düşünmüyor değilim.
Devlet bir taraftan 'Sosyal Devlet' olmanın gereklerini yerine getiriyorum diye;
'Buzdolabı, Çamaşır makinesi, Fırın' dağıtıyor. Beri yandan; 'Ev kirası' diye bin 200 TL dağıtıyor.
Ev onarıyor, aş sağlıyor.
Güzel de.
Ama bu yanda; ayda sadece 150–200 TL’ye razı olan binlerce kadın ve genç kız 'kapı dışarı' ediliyor.
Yılda 5–10 Milyar TL 'kaynak' sağlanırsa.
Ve burada 'halı' ticaretine 'şeffaf' bir yönetim geliştirilirse.
Bu kurum 'hem istihdam' sağlar, hem de ülke ekonomisine 'katkı' sağlar.
Yani 'kendi' yağında kavrulur.
***
Önceki gün Halı Atölyesinde çalışan genç kızlar ve kadınlardan bir mektup aldım.
Mektupta 'çığlıklarını' şöyle dile getiriyorlar.
Okudum. Sizlerden de paylaşmak istedim.
Tabi bir de, 'seslerinin' ulaşmasını istedikleri kişiye de; 'mesaj' olsun diye.
'Bizi Kime Bırakıyorsun, Sayın Başbakanım!' diye başlayan mektupta şöyle diyorlar:
"Bizler maalesef sesleri çıkmayan, çıkmasına müsaade edilmeyen "Sessiz çığlığımızı" size duyurmaya çalışan yaklaşık 4 bin kız çocuğuyuz.
Size olan sevgimiz, sizi zor durumda bırakmama arzusu, bizi dosyalarla maalesef 6 milletvekili ve bunlardan biri bakan olmak üzere kurallarla, prosedürlerle bu işin halledeceği düşüncesiyle durdu.
Ancak şimdi kaybedeceğimiz hiçbir şeyimiz yok.
Kazancınız neydi derseniz, ayda 150,00 ve 200,00 lira arasında değişen ücretlerimiz.
Ama ya bize kazandırdıkları.
***
Köy yerinde bir kız çocuğunun alın teriyle okula, tarlaya sonra da koşa koşa halı dokuma tezgâhına gitmesi ne demektir bilir misiniz?
Suçumuz "pankart açmamak mı, yoksa tezgâhlarımızı çıkarıp yakmamamız mı?"
Belki muhtemelen bu da duyulmayacak ve biz MAKUS kaderimize terk edileceğiz.
Biz yardım istemiyoruz, halı tezgâhlarımızı istiyoruz. Okuma-yazma öğrendiğimiz özgüvenimiz, dokuduğumuz, sevgimizi desen haline getirdiğimiz tezgâhlarımızı.
"Bizi kimlere bırakıyorsunuz Sayın Başbakanım."
Bizi görmeniz için Meclis bahçesine gelip yolunuzu mu gözleyelim.
Bilin ki; Allah her şeye kadirdir. Hazırladığımız pankartları son ziyaretinizde bile ters etki yapar diye açmadık.
Biz sizi kolladık, düşündük. Ama siz bizi çukura mı atıyorsunuz?
Denetleme kurulunun raporlarını, tezgâhları dolaşmanızı, bizlerle konuşmanı istiyoruz.
Bu kadar yeni finansmanlar ve projeler düşünürken, var olanları bozmak neden?
Bu kadar kız aklımızla bunu idrak edemiyoruz.
Ne olur bize anlatın.
Yoksa dünyada yetişmesek de, ahirette vebali olanların 2 yakasındadır elimiz, haberiniz olsun!'
İşte o genç yüreklerin 'çığlığı ve talebi' bu..
Umit ediyorum ki; 'yetkili ve etkililer' duruma vakıf olur.
Onların bu çığlıklarını duyar, 'sorunlarına' formül üretip çözüm getirirler.
Yoksa 4 bine yakın kadın ve genç kız'ı 'Ekonomik Kriz ve alınan karar' teğet değil.
Yüreklerini 'parçalayarak' geçecek.
Hayırlı Cumalar