EMNİYET MÜDÜRÜ SAĞLAM!
'Gittik' diyorum. Çünkü tek değildim. Sayın Mehmet Ali Altındağ'la birlikteydik.
Sağlam'a 'hoş geldiniz' geleneği yerini bulması anlamında; önceden randevuluyduk.
Bu nedenle bizlerden 'haberdardı' bekliyordu. Yaklaşık bir aydan beri 'görevde'.
Her ne kadar 'muhabir' arkadaşlar kendileriyle 'tanışmış ve bir araya' gelişmiş ise de.
Mesleki noktada 'ilk kez' yüz yüze geldik.
***
Aslında 'bize' yabancı biri değil; mesleki icraatı noktasında. Çünkü Adıyaman'dan tanıyoruz.
Bölgesel gazete olmamız münasebetiyle; oradan gelen 'asayiş' haberleriyle, az-çok 'fikir' sahibiyiz.
Özellikle 'güler yüzlülüğü ve mütevazı' kişiliği noktasında; güven veren bir bürokrat.
'Mütevazılığını' ziyarete ilişkin 'randevu' talebinde hissettirmişti. 'Lütfen çiçek ve çikolata getirmeyin'.
Eğer 'adettendir' deyip elinizde bir şey getirmiş olursanız, 'o da kitap olsun'!
Nitekim makamına girdiğiniz de 'göze çarpıyor'. Gelen ziyaretçilerin beraberinde getirdiği 'kitapları'.
***
Kitaplar istiflenmiş. Tabi Sayın Altındağ'la 'kitap' koşulunu 'Biz kendisine hitap edebilecek' kitaplar olarak algıladık.
Ve o paralelde, 'kitaplar seçtik'! Ama makamına geçtiğimiz de ve 'kitap koşulunun' sırrını sorduğumuzda; 'neden istediğine' vakıf olduk.
Sağlam'ın amacı 'gelecek çiçek ve çikolataların' yerine, 'kitaplarla', Diyarbakır'da bulunan 'varoş semtlerdeki' okullarda.
'Birer kütüphane' açmak. Şu an ki hedefi ilk etapta 15 okulumuzda 'Kütüphane' açmak.
Ve buradaki 'öğrencilerin', rahatlıkla ulaşabilecek ve okuyabilecek bir kütüphaneye kavuşmalarını sağlamak.
Biz de 'Okul Kütüphanesinde' yer alabilecek 'kitaplar düşüncesi' için borcumuz olsun dedik.
***
Buradan bir çağrım olacak. Tabi Sağlam nasıl bir tepki verir bilemem. Ama ben böylesi 'güzide' çalışmaya destek anlamında; okurlarımı mahrum bırakmak istemiyorum. Konuyla alakalı 'imkan sunabilecek', okul kütüphanesinde yer alabilecek 'elinde kitap' olanlar.
En kısa sürede bu 'organizasyona' dahil olup, katkı sunsunlar. Ve İl Emniyet Müdürlüğüne 'kitapları' ulaştırsınlar.
Ki ilk etapta 15 okul'a kütüphane kurulması hedefteyse de, bu sayı 4–5 kat arttırılsın.
Diyarbakır'ın 2008–2009 Eğitim ve Öğretim yılındaki 'başarısızlığını' hatırlamamızda fayda var.
Yani; 'okuyan bir nesil' daima aydınlık veren bir 'lamba' misali, ışık saçar.
***
Aslen Malatyalı. 'Göçmen'! Polisliği 'makamda' oturarak icra etme gibi bir düşüncesi yok. 'Polisin işi sokak'. Siz sokakta varsanız, sokak huzurludur.
Siz sokakta değilseniz, 'sokağın huzuru' olmaz. Polis-vatandaş 'ilişkisine' büyük önem veriyor.
Hatta 'örnek' olarak her ne kadar kendisi ifade etmezse de. "Merhum Ali Gaffar Okan' olarak Diyarbakır'da 'sevilen ve hizmet üreten' biri olmak istiyor.
Yani 'Sosyal Devlet' olabilmenin tüm argümanlarını icra etmek. Ve bunu 'toplumun' tüm katmanlarına yayma amacında.
'Polis' kelimesinin toplumda 'şiddet uygulayan ve şiddeti körükleyen', korku ve tedirginlik 'yaratan' değil.
'Seven-sevilen ve ilgilenen, yardıma koşan, suçluya da 'aman vermeyen' olarak görmeli.
***
Özellikle 'potansiyel suçlu' bakışına bir hayli tepkili. 'Suç' bireysel işlenmişse 'birey' sorumludur.
Eşi çocuğu, yakınlarının 'ne suçu var?'. Yani 'yaşın yanında kuru yanmasın'!
Bir örnek verdi Adıyaman'dan. Geçtiğimiz yıl yaşanan bir uyuşturucu operasyonunda 'üç kişi' yakalanmış.
Zanlılar 'cezaevine' konulmuş. Kurban Bayramı'nda diyor ki; 'Kurban kestik. Bu kurban etlerinin bir bölümünü.
Bu üç kişinin ailesine götürdük verdik. Hem onların bayramını kutladık, hem de devlet olarak onların yanında olduğumuzu söyledik'.
Gittikleri evin büyüğü, 80 yaşında. Güngörmüş bir insan.
***
Diyor ki, 'Adam yürümekte güçlük çekiyor'. Hatır isteyip tam ayrılacaktık. Dur sizi uğurlayacağım, siz evime kadar geldiniz?
Bin bir güçlükle bastonla kapıya kadar geldi. Ve bize dedi ki; 'Ben oğlumu evlatlıktan red etmiştim. Bu pis işi yaptığı için.
Ama bakıyorum ki, devlet suçlu olmasına rağmen onu defterinden silmemiş. Ailesine, çocuğuna şefkat elini uzatıyor."
Demek oluyor ki; 'Devlet kucaklayan' olmalı. Vatandaşın 'suçu ne ise, kabahati ne kadar büyük olursa olsun' tu kaka diye görülmemeli.
Mutlaka 'onu nasıl kazanabilirim? diye düşünmelidir.
Çünkü önemli olan 'suçluyu' yakalamak değil, suça eğilim gösterme aşamasında olanı 'suçtan caydırmaktır'.
***
Sokağın 'cıvıl cıvıl-cıvıldarına' da, hassasiyeti var. Yani çocuklar için. Asayiş'ten tutun da trafik uygulamalarına kadar.
Büyükler kadar çocuklar da, 'polisi' korku salan değil 'Polis amca' olarak göre bilmeleri için 'yaptırımlar' uygulayacak.
Hatta kendisini ziyaret ettiğimiz esnada şahit olduk. Ülker Firması'nın 'sahibiyle' görüştü. Ve bizle yaptığı 'sohbetin' özetini anlattı ona.
'Yarım elma gönül alma' sözüyle, çocuklara 'şeker dağıtmak' istiyoruz diye.
Tabi bu 'şekerin' bir de eğitici yönü var diyor. Ve şöyle açıklıyor; 'Trafik uygulamasında polis sürücüyle işlemleri bitirdikten sonra araçta çocuk varsa. Ve arka koltukta oturmuşsa; 'ona denilecek ki, aferin bak. Kurala uyduğun için, arka koltukta oturduğun için seni ödüllendiriyoruz. Buyrun sana şeker'
***
Bir saati aşkın süre oturduk. Ve koyu bir sohbet içerisinde; 'dağa gidip gelmiş' bir koz çocuğundan bahsetti.
Yıllarca kırsalda kalmış, şimdi gelip teslim olmuş. Ve serbest. ÖSS sınavlarına girip kazanmış. Yani Üniversiteli olmuş.
Terörle Mücadele Şubesindeki 'personellerden' gördüğü yakın ilgiden dolayı 'teşekküre' gelmiş.
Emniyet Müdürü Sağlam'da 'genç kıza' destek sözü vermiş. 'Üniversiteyi okuyabilmesi için burs temin edecek'.
Tabi bizden de isteği oldu. Özellikle de 'kentin imajı' noktasında. Çünkü diyor; 'Diyarbakır yıllardır öcü' gösterilmiştir.
'Terörün, şiddetin, kavganın, kanın ve gözyaşının' mekanı huzursuz bir kent denilmiş. Ama öyle değil.
***
Diyarbakır binlerce yıl yüzlerce medeniyete beşiklik etmiş. Tarihiyle, kültürüyle, turizmiyle, inanç değerleriyle.
Diyarbakır 'bunlarla' anılmalı, bunlarla 'gündeme' gelmeli. Huzurun, güvenin, istikrarın ve yaşam hareketliliğinin olduğu yere insanlar gelir.
Sanayi de, ekonomi de, turizm de 'güvercin' gibidir. Huzur ve güven ister. Bu olmadığı zaman 'uçar'. Kimse de gelmez.
Tabi bunu ifade ederken, 'sansürleme ya da görmeme gibi' bir düşüncenin hasıl olmasını da istemiyor. Varsa 'görülmeli, eleştirilmeli'!
Ama bu anlayış 'tekil' olmalı, potansiyel geliştirmemelidir. Son olarak 'basın mensuplarından' resim istenilmesi 'tartışmasına' değindi.
Yanlış anlaşıldık. Amacım sizleri tanımak. Ve gördüğüm de, 'direk hitap' edebilmek. Siz hangi basın kuruluşundansınız.
Ya da adınız nedir sorusuyla muhatap bırakmamak için. Ama yanlış fikirler gelişti.
***
Hatır isteyip ayrılıyoruz. Sağlam henüz 'çiçeği burnunda' bir müdür. Şu an için; 'kesin kanaatlar' geliştirmek yanlış olur.
Ama şunu ifade edebilir mi, 'Güler yüzlülüğü, mütevazılığı ve gözünü budaktan esirgememe' düşüncesi.
Kendisi ifade etmezse de 'örnek kişi' olarak Gaffar Okkan'ı 'benimsemesiydi'.
Ve neden onun gibi Diyarbakır halkı 'beni ve bende onları' sevmeyeyim diyen biri olması münasebetiyle 'güzel' bir intiba bıraktı.
Biz de buradan 'kendisine hoş geldiniz diyor, yeni görevinizde başarılar dileyerek', haydi hayırlısı.
Kendileri 'icra' ifa edecekler, bizler de 'icra' edeceklerini okurlarla Diyarbakır'lılarla birlikte 'değerlendireceğiz'!