FONLAR KAPANDI, PARA NERDE?

Nasrettin Hoca’nın başına gelen malum…

Eve hırsız girer. Ahalinin ilk işi hırsızı aramak değil, Hoca’yı suçlamak olur:

“Kapıyı kilitleseydin!”

Hoca’nın cevabı tarihe geçer. “Yahu, hırsızın hiç mi kabahati yok?”

Bugün finans dünyasında yaşanan tartışmanın özeti de tam burada düğümleniyor.

***

Fonlar kapatıldı. Şirketler tasfiye sürecine girdi. Yöneticiler hakkında adli işlemler yapıldı. Bazı mal varlıklarına tedbir konuldu.

SPK, 7 portföy yönetim şirketinin kurucusu olduğu 131 fonun tasfiyesine karar verdi. Kurumun açıkladığı son verilere göre bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor. Tasfiye süresi de portföylerin yapısı ve piyasa koşulları dikkate alınarak altı aya kadar uzatıldı.

Bunların tamamı sürecin hukuki ve idari tarafı.

Fakat dosyanın asıl ekonomik meselesi başka: 826 milyar liralık fon büyüklüğü, tasfiye sonunda gerçekte neye dönüşecek?

Ama; Para nerede?

***

Bu rakam, tasfiye kapsamındaki fonların belirli bir tarihteki toplam büyüklüğünü ifade ediyor. Fonların bilançosunda görünen değer ile varlıkların tasfiye sırasında gerçek satış fiyatından elde edeceği tutar aynı şey değil.

Asıl hesap burada başlıyor. Bir varlığın ekranda 100 lira görünmesi, onun kasaya 100 lira olarak gireceği anlamına gelmez.

Özellikle likiditesi düşük, fiili dolaşımı sınırlı ve fiyat hareketleri şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayan hisselerde, kâğıt üzerindeki değer ile gerçek ekonomik değer arasında ciddi fark oluşabilir.

SPK’nın daha önce yaptığı açıklamalarda da bazı fonların düşük fiili dolaşıma sahip paylarda, ekonomik gerçeklik ve şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine neden olduğuna dikkat çekilmişti.

Kurul, daha sonraki düzenlemelerle bazı fon varlıklarının efektif biçimde değerlenmesine imkân vermeyecek değişiklikler yaptığını da duyurdu.

Dolayısıyla bugün yapılması gereken, 826 milyar liranın hesabını sormaktır.

Hangi varlık gerçekten mevcut? Hangi değer gerçek piyasa değerini yansıtıyor? Hangi varlık tasfiye sırasında ne kadara satılabilecek? Ve bütün bunların sonunda yatırımcının eline ne kadar para geçecek?

Asıl bilanço, bu hesap tamamlandığında ortaya çıkacak. Yatırımcının gerçek zararı, fonların kâğıt üzerindeki büyüklüğüyle değil, tasfiye sonunda ortaya çıkan gerçek değerle ölçülecek.

***

Burada kritik mesele yalnızca paranın ne kadarının kaybedildiği de değil. Bu değerin nasıl oluştuğu.

Söz konusu yapı bir gecede ortaya çıkmadı. Fonlar kuruldu. Şirketler faaliyet gösterdi. İşlemler yapıldı. Raporlar hazırlandı. Değerlemeler oluştu. Denetim mekanizmaları çalıştı.

Bütün bunlar olurken ortaya çıkan değerler finansal sistemin içinde işlem gördü.

Öyleyse bugün yalnızca son aşamada yapılan operasyonlara bakmak yetmez. Bu yapıların nasıl büyüdüğüne, hangi mekanizmalarla bu noktaya geldiğine ve denetim zincirinin hangi aşamalarında ne görüldüğüne de bakmak gerekir.

Yatırımcı risk alır. Borsa düşebilir. Fon değer kaybedebilir. Şirket zarar edebilir. Piyasa koşulları değişebilir. Bunlar finansal hayatın doğal riskleridir.

Ancak yatırımcı piyasa riskini satın alır; hileyi, manipülasyonu veya usulsüzlüğü değil. İnsanlar yıllarca biriktirdikleri paralarını finansal yapılara yalnızca daha fazla kazanmak için teslim etmiyor. O paranın güvenli biçimde yönetileceğine de güveniyor.

Dolayısıyla burada tartışılan yalnızca bir finansal zarar değil. Aynı zamanda finansal sisteme duyulan güven.

***

Dosyanın ikinci ve daha ağır tarafı da burada ortaya çıkıyor.

Soruşturmanın merkezindeki iddialar, şirket paylarının karşılıklı işlemlerle yukarı taşındığı ve bu payların daha sonra fon varlıkları içinde yüksek değerlerle yer aldığı yönünde.

Bu iddialar soruşturma sonucunda doğrulandığında ortaya çıkacak tablo, sıradan bir piyasa zararının çok ötesine geçecektir. O durumda tartışılan şey, piyasa koşullarında oluşmuş bir kayıp değil; gerçekte olmayan veya olduğundan yüksek gösterilen bir değerin yatırımcıya gerçek bir servet gibi sunulması olacaktır.

Böyle bir tabloda sorumluluk yalnızca son noktada aranamaz.

Fonların nasıl kurulduğu, işlemlerin nasıl yapıldığı, değerlemelerin hangi mekanizmalarla oluştuğu ve denetim süreçlerinde nelerin görüldüğü bütün yönleriyle ortaya konulmalıdır.

SPK, BDDK, MASAK, bağımsız yönetim kurulu üyeleri, bağımsız denetim ve şirketlerin iç kontrol mekanizmaları bakımından hangi aşamada ne görüldüğü, hangi uyarıların yapıldığı ve hangi tedbirlerin alındığı dosyanın doğal parçalarıdır.

Kimse hakkında peşinen hüküm vermeye gerek yok. Ancak zincirin tamamının ortaya çıkarılması gerekiyor.

***

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da ABD dönüşünde gazetecilerin sermaye piyasası soruşturmalarına ilişkin sorusu üzerine, sorumluluğu bulunanların hukuk önünde hesap vereceğini belirterek şu mesajı verdi:

“Şunun bilinmesini isterim. Sorumluluğu olan kim varsa, bunlardan hukuk önünde hesap sorulacaktır. Bu konuda en küçük bir tereddüt olmamalıdır.”

Erdoğan aynı açıklamada, benzer sorunların tekrar yaşanmaması için hukuki ve idari düzenlemeler dahil gerekli tedbirlerin hayata geçirileceğini de söyledi:

“Ayrıca benzer bir problemin tekrar yaşanmaması için hukuki ve idari düzenlemeler dahil, hangi tedbirlere ihtiyaç duyuluyorsa, bunların da hayata geçirilmesini sağlayacağız.”

Bu iki cümle, dosyanın önündeki iki temel görevi ortaya koyuyor:

Hesap ve tedbir.

Hesap sorulacaksa yalnızca son halkaya bakılmamalı. Tedbir alınacaksa yalnızca bugünkü dosya kapatılmamalı. Sistemin aynı zaafları yeniden üretmesine izin vermeyecek mekanizmalar kurulmalı.

***

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in soruşturmanın mali boyutunun incelendiğine, suçtan elde edildiği değerlendirilen kazancın ortaya çıkarılması, mal varlıklarının kaçırılmasının önlenmesi ve mağdur vatandaşların haklarının korunması amacıyla tedbirler uygulandığına ilişkin açıklamaları da bu açıdan önem taşıyor.

Gürlek, daha sonraki açıklamasında asıl amaçlarının iyi niyetli yatırımcıların paralarını alabilmesini sağlamak olduğunu söyledi. Gürlek; “Kimse korunmamakta, kimse kayırılmamaktadır. Delillerin ortaya koyduğu sorumluluk zinciri takip edilmektedir.”

İşte sürecin gerçek sınavı da burada. Kaç kişinin gözaltına alındığı veya tutuklandığı elbette hukuki sürecin bir parçasıdır.

Ama mağdur açısından asıl mesele başka: Para geri dönecek mi? Fonların içindeki varlıklar gerçek değerinden mi paraya çevrilecek? Kâğıt üzerindeki değerlerle gerçek satış değerleri arasındaki fark ne olacak? Varsa haksız kazançlar hangi adreslere aktarıldı? Ve tasfiye sonunda yatırımcıların eline ne geçecek?

Bu sorular yanıtlanmadan 826 milyar liralık rakamın gerçek anlamı da ortaya çıkmış olmayacak.

Çünkü bu rakamın tamamı kayıp değildir.

Bir bölümü hâlâ fonların içinde olabilir. Bir bölümü şirketlerin bilançolarında veya piyasadaki varlıklarda bulunabilir. Bir bölümü tasfiye sırasında nakde dönüşebilir. Bir bölümü ise değerleme ile gerçek satış fiyatı arasındaki fark nedeniyle eriyebilir.

***

Dosyanın ekonomik bilançosu, bütün bu kalemler ayrıştırıldığında ortaya çıkacak.

Soruşturma sonucunda başkalarının parasının haksız biçimde başka servetlere dönüştürüldüğü ortaya konulursa, o paranın izi de sonuna kadar sürülmeli.

Mal varlığına tedbir bunun yalnızca başlangıcıdır. Asıl mesele, paranın kaynağından son durağına kadar izlenmesi ve mağdurun hakkının mümkün olan en geniş ölçüde yerine konulmasıdır.

Nasrettin Hoca’ya dönersek…

Evet, kapının kilitli olup olmadığı da önemlidir. Ama kapının açık olması hırsızın suçunu ortadan kaldırmaz.

Finansal sistemde de yatırımcının risk almış olması, piyasanın düşmesi veya denetim mekanizmalarında eksiklik bulunması; varsa hileyi, manipülasyonu ya da usulsüzlüğü ortadan kaldırmaz.

Bu dosyada artık yapılması gereken belli: 826 milyar liralık rakamın içi açılmalı.

Varlıkların gerçek değeri belirlenmeli. Tasfiye sonunda yatırımcıya dönecek tutar ortaya konulmalı.

Varsa haksız kazançların izi sürülmeli. Ve bu yapının oluşmasına, büyümesine ve bugünkü noktaya gelmesine imkân veren bütün süreç aydınlatılmalı.

***

Fon kapanır. Şirket tasfiye edilir. Yönetici hakkında işlem yapılır. Mal varlığına tedbir konulur. Ama para kendiliğinden geri dönmez.

Fonlar kapandı. Şirketler tasfiye edildi. Şimdi geriye tek bir mesele kalıyor:

Para nerede?

Bu sorunun ekonomik cevabı bulunmadan dosyanın hesabı kapanmış olmaz. Adalet, yalnızca sorumluların hesap vermesiyle tamamlanmaz.

Mağdurun hakkına kavuşmasıyla tamamlanır.

***

GÜNÜN SÖZÜ..

Kapının açık kalması tedbirsizlik olabilir; ama hırsızlığın gerekçesi değil, olsa olsa hırsızın bahanesidir.

 


Yorumlar

Yorum Yap