KAMUNUN ALEYHİNE, KİŞİNİN LEHİNE!..

(300 liralık hizmet nasıl 1.600, yabancı hastada 3.200 lira oldu?)

 

Hiç kuşkusuz, kamu yönetiminde bazen bir kelime, bir rakamdan çok daha fazlasını anlatır ve ihtiva eder.

“Sağlık hizmeti” denir, başka bir yerde “danışmanlık hizmeti” denir.

Peki, isim değişince hizmetin niteliği, bedeli ve personele yapılabilecek ödeme de değişebilir mi?

İşte işin sırrı da burada!

Bakınız, Dicle Üniversitesi hakkında Sayıştay denetiminde ortaya konulan tespit tam da bu sorunun etrafında şekilleniyor.

Rakamlar dikkat çekici.

Sağlık Bakanlığının tarifesinde, "uzaktan hasta değerlendirmeye" yönelik sağlık hizmetinin bedeli 300 lira.

Tarifede belirlenen ücret bu.

Gel gör ki…

Dicle Üniversitesi Yönetim Kurulu, 5 Mart 2025 tarihinde aldığı kararla aynı faaliyeti “uzaktan sağlık danışmanlık hizmeti” adı altında farklı ve katlamalı bir ücrete tabi tutmuş.

Öyle ki…

Türk vatandaşları için 1.600 lira..

Yabancı uyruklu hastalar için ise 3.200 lira.

Böylece 300 liralık tarife, Türk vatandaşı için yaklaşık 5,3 katına, yabancı hasta için ise yaklaşık 10,7 katına çıkarılmış.

Asıl dikkat çekici olan ise yalnızca ücret farkı değil.

 

***

 

 

Hizmetin niteliği

Sayıştay denetiminde tartışmanın merkezine alınan konu, sağlık hizmetinin “danışmanlık hizmeti” olarak değerlendirilmesinin personele yapılacak ek ödemeler bakımından ortaya çıkardığı sonuç.

Denetim raporunda, bu şekilde yapılan sınıflandırmanın mevzuatın öngördüğü ek ödeme tavanının aşılmasına imkân verdiği ve bunun “kamunun aleyhine, kişilerin lehine olacak şekilde daha fazla ek ödeme yapılmasına” neden olduğu belirtiliyor.

İşte meselenin düğüm noktası da burada.

Yanıt bekleyen soru şu:

Eğer bir hizmet, Sağlık Bakanlığınca “sağlık hizmeti” olarak tanımlanmışsa, aynı faaliyetin üniversite tarafından hangi hukuki ve idari gerekçeyle “danışmanlık hizmeti” olarak adlandırıldığı açıklanmalı.

Kaldı ki…

Bir hizmetin adı, gelirinin nasıl tahsil edileceğini ve o gelirden kimin ne kadar yararlanabileceğini etkiliyorsa, o isim değişikliğinin hukuki gerekçesi de açıkça ortaya konulmalıdır.

Yasa ne diyor?

Kamu parasında isim değişmez; yalnızca hesabın adı değişirse, hesabın kendisi de sorgulanır!

 

***

 

 

 

300 lira neden 1.600 lira oldu?

Burada sorulması gereken soru, “neden pahalı?” sorusunun çok daha ötesinde.

Asıl soru şu:

Sağlık Bakanlığının sağlık hizmeti olarak tarifelendirdiği bir faaliyet, hangi mevzuat hükmüne dayanılarak üniversite tarafından danışmanlık hizmeti olarak kabul edilip farklı bir ücretlendirmeye tabi tutulmuştur?

Sorular bununla da sınırlı değil.

5 Mart 2025 tarihli Yönetim Kurulu kararı hangi gerekçeyle alındı?

Karar öncesinde üniversitenin hukuk biriminden görüş istendi mi?

İstendiyse bu görüşün içeriği neydi?

Bu sınıflandırmanın ek ödeme bakımından doğuracağı sonuçlar değerlendirildi mi?

Bunlar, kamuoyunun cevabını bilmesi gereken sorular.

Çünkü burada yalnızca bir fiyat tarifesi değil, kamu gelirinin niteliği ve bu gelirden personele yapılacak ödemelerin sınırları tartışılıyor.

Bir işlemin adı değişebilir; fakat kamu kaynağına ilişkin sorumluluk değişmez.

 

***

 

 

Yabancı hastanın ücreti neden iki kat?

Dosyanın bir başka dikkat çeken tarafı ise yabancı hastalar için belirlenen ücret.

Türk vatandaşı için 1.600 lira olarak belirlenen bedel, yabancı uyruklu hastalar için 3.200 lira.

Bu farkın da açık ve hukuki bir dayanağı olmalı.

Yabancı hastaya sunulan hizmetin kapsamı farklı mı?

Hizmet aynıysa, yalnızca hastanın vatandaşlığı nedeniyle ücret neden iki katına çıkarılmış?

Burada sorgulanan, tercihin kendisinden çok bu tercihin hukuki ve mali gerekçesidir.

 

***

 

 

“Düzeltme yapıldı” demek, geçmişi açıklamıyor

Dicle Üniversitesinin, Sayıştay tespiti sonrasında söz konusu uygulamaya ilişkin düzeltme işlemlerine başladığını bildirdiği ifade ediliyor.

Önemli bir aşama…

Ancak bu durum, geçmiş döneme ilişkin soruları ortadan kaldırmıyor.

Ya da işlemleri?

Bugün düzeltilen bir uygulamanın dün hangi sonuçları doğurduğu ayrıca hesaplanmalı ve sorgulanmalı.

Kaç hasta bu hizmetten yararlandı?

Kaç Türk vatandaşı 1.600 lira ödedi?

Kaç yabancı hasta 3.200 lira ödedi?

Toplam ne kadar gelir elde edildi?

Bu gelirden personele ne kadar ek ödeme yapıldı?

Sayıştayın işaret ettiği ödeme tavanının üzerinde fiili bir ödeme gerçekleştiyse bunun toplam tutarı ne kadar?

Kaç personel bu ödemelerden yararlandı?

Ve söz konusu uygulama hangi tarihte, hangi işlemle sona erdirildi?

Bu soruların yanıtı ortaya konulduğunda, tartışmanın gerçek mali boyutu da daha net anlaşılacaktır.

Kamu yönetiminde düzeltme, hesabın son satırı değil; hesabın nasıl yapıldığını açıklamanın başlangıcıdır.

 

***

 

 

Hasılı…

Sağlık hizmeti neden danışmanlık hizmetine dönüştürüldü?

Bu değişikliğin hukuki dayanağı neydi?

Bu değişiklik ek ödemeleri nasıl etkiledi?

Ve kamu açısından ortaya çıkan gerçek mali sonuç ne oldu?

Kamu kurumlarında şeffaflık, yalnızca karar almak veya sonradan düzeltme yapmak değildir.

Şeffaflık; kararın gerekçesini, uygulamanın sonucunu ve ortaya çıkan mali tabloyu açıkça ortaya koymaktır.

Çünkü kamu kaynağı söz konusu olduğunda, vatandaşın hakkı yalnızca hizmet almak değildir.

Aynı zamanda hesabını sormak da vatandaşın hakkıdır.

Kamu malının hesabı kuruşuna kadar verildiğinde, kamu güveni de kuruşuna kadar korunur.

Şimdi top Dicle Üniversitesinde.

Sayıştayın tespiti ortada.

Düzeltme sürecinin başladığı da ifade ediliyor.

Geriye tek bir şey kalıyor:

Hesabı bütün ayrıntılarıyla ortaya koymak.

Bu iş ikmale gelir mi?

İşte o mesele, Dicle Üniversitesinin hâlihazırdaki yönetiminin ortaya koyacağı şeffaflık ve açıklıkla belli olacak.

İkmal edilir mi; işte o meçhul!..

***

GÜNÜN SÖZÜ

Kamuya ait olanın hesabı sorulduğunda, verilen cevap yalnızca bugünü değil, yarının güvenini de belirler.


Yorumlar

Yorum Yap