GERİDE BIRAKTIĞIMIZ ÇETİN HAFTA!

Öyle ya...
Ne,
Çetin bir hafta geçirdik değil mi?
Enva-i hadise, vuku buldu hafta içerisinde...
Ki,
En kavga götüren de hiç kuşkusuz ki 102. ila 252. madde oldu.
Yani, tutukluluk süresi ve tahliye olan, cenahın bulunduğu kesimler.
Ekseninde fırtınalar hayli koptu!
Öyle ki;
Vicdanlar mı sızlamadı?
Hukuk mu isyan etmedi?
Adalet mi, yerlerde mekân aramadı?
İktidar mı, sorgulanmadı?
Ve tabi ki,
Etkili, yetkili ve muhatap "suçlama" noktasında, körükleyen mi olmadı...
Daha doğrusu;
Herkes birbirini suçlama noktasında; "karşılıklı" suçlu arama ucuzluğunu icra etti.
Suç benim değil, senin diye!
Aslında;
Vücuda gelen çarpık hal bilumum.
Şöyle ki;
Yasama, Yürütme ve Yargı açısından, hepsinin ortak kusuru var.
O nedenle diyorum ki; "infial" üreten mevzu bir musibettir.
Hani deriz ya;
"Bir musibet, bin nasihattan iyidir" diye!

* * *

İşte,
Akla ziyan "tutuklama süresi ve tahliye olanların" suç dosyaları açısından...
Oluşan vahim durum;
Geri dönüşü olmayan bir tartışmanın hayrıyla, "yargıdaki kör düğümü çözme" kaçınılmaz olmuştur.
Çünkü;
Artık Adalet Mülkün Temelidir.
Ve
Adaletin Kestiği Parmak acımaz...
Vecizelerinin, toplumda itibar görmesi için "kangrenleşen" yaraya, neşter vurulmalı.
Hem de, tez elden.
Tabi;
Bu neşter salt tutukluluk süresi.
Ya da tahliye olanların, yeniden tutuklanıp kodese konulması.
Veyahut,
İçerde olanları "dışarı" bırakmama, gibi "at gözlüğü" bakışlı bir neşter değil.
Komplike bir neşterle "Yargı" reformu icra edilmeli.
Yoksa
Sadece, "cadde" üzerindeki suçlu ve suçluları kovalamak çözüm getirmez.
Bilinmelidir ki;
Ana caddeyi besleyen, "yan sokaklar" vardır.

* * *

İki gün önce;
Buradan Sevgili Anayasa Hukukçusu Mustafa Şenay Canoruç'un bir önerisini aktarmıştık.
Kamu vicdanını rahatlatma.
Ve Yargı reformuna kadar, soruna "geçici" çözüm için Anayasanın "eşitlik" ilkesine aykırı, CMK'nin 2 maddesi Anayasa Mahkemesine götürülmeli.
Mahkemeler,
Eski seyrine dönmeli.
Ardından;
Sil baştan denilip "Yargının" tüm iç organlarına nüfuz edici bir çalışma başlatmalı.
Hakim mi,
Savcı mı,
Mübaşir mi,
Zabıt kâtibi mi?
Bunların "sayısı" mevcudiyetin iki yada üç katı arttırılmalı.
En önemlisi de;
Türkiye'nin Adalet Nizamını "olmayışından" dolayı kör-topal yapan Adli Kolluk sistemini; hayata geçirmesi.
Çünkü,
Cemşit pilavı gibi olacak, sürekli tekrarlıyorum.
Şuanda;
Türkiye'de, polis ve adliye tamamen "suçludan" delile yol bulmaya çalışıyor.
Ama asıl;
İşleyiş delilden suçluya olması gerekir ki, "adil yargılama ve adil hüküm" tereddüt getirmesin.

* * *

CEZAEVİNDE İNTERNET GÖRÜŞMESİ Mİ?

Bir de;
Hizbullah'ın Ana davasından yargılananların tahliyesiyle ortaya çıkan "internet" görüşmeleri.
Cezaevinden,
Dışarıyla "internet" üzerinden görüşme yapıldığı skandalı!
Olabilir mi?
Doğrusu;
İlk etapta inanmadım.
Ama sonra, Savcılığın açıklamasıyla demek ki "olabiliyormuş?"
Yani;
Eğitim "amaçlı" ve filtrelenmiş sitelere girme noktasında, cezaevindekiler için gezinti hak imiş.
Her ne kadar;
Cezaevi kuralları ihlali yapılmış denilerek, disiplin cezası uygulanmışsa da.
Biraz;
Kafa karıştırıcı durum.
Ancak,
Aklıma 2000 yılı öncesinde "itirafçıların" cezaevi dışına çıkarılması gelmedi desem yalan olur.
Geldi,
Hem de ürkütücü bir hatırlamayla.
Çünkü;
O dönemlerde işlenen faili meçhul cinayetler ve katillerin bir anda "sırra kadem" basması, ekseriyetiyle bu hikmetten kaynaklandığını bilmeyenimiz yok.
Garip bir durum.
Velhasıl;
Vuku bulan bu musibet, yarınlar için bin nasihattan iyidir diyorum...

* * *

BAY ÇETİN SÜMER'DEN TIK YOK!

Gelelim;
Bay Çetin Sümer'e!
Diyarıbekir'in "hal-i pür melali" perişan.
Değişen bir şey yok.
Kampı terk eden futbolcular
Ha bire diğer takımlarla "sözleşme" imzalayıp, formayı terk ediyorlar.
Ama hala da;
Bizim Bay Çetin Sümer'den "tık" yok.
Bakalım;
Belki haftanın ilk gününde "duyan" kulağının üzerindeki uyku modundan çıkar da, ses verir.
Şu Diyarıbekirspor'un;
Salih-i selamete kavuşması için "Artık yokum" diyebilme erdemliğini(!) gösterir.
Haydi;
Sevgili Bay Çetin Sümer!
Bizler için yeter,
Senin için de, yeter deyip, kapıdan çık git.
Yoksa,
Korkarım ki, akıbetin geçmişte Diyarıbekirspor'u mekân edinen.
Fahiş,
Para ve borçlar inşa ettiği için, adliyelik olanların akıbetine uğramasın.
Bilemiyorum.
Senin de;
Sonun böyle olmasın sakın...

* * *

SEZGİN'E SORULAN SORULAR?

Bilir misiniz;
Şu rojevakurdistan.com internet sitesini.
Doğrusu,
Önceki güne kadar ben de, varlığından pek haberdar değildim.
Ama;
Bir dostumun uyarısıyla haberdar oldum.
Vakıf olmam da;
CHP'nin, yeni gözde ismi Diyarbakır Barosu eski Başkanı Sezgin Tanrıkulu'yla alakalı, kaleme alınan yazıyla oldu.
Hasan Bildirici,
İsmiyle kaleme alınan "Tanrıkulu'na sorular" başlıklı yazıyı okudum.
Doğrusu;
İçerik ve özellikle sorular, hayli ciddi iddialar ihtiva ediyor.
Aslında,
Daha önce iddialara ilişkin kulağımıza çarpan ifadeler vardı?
Ama,
Bu kadar bariz ve detaylı değildi?
O nedenle; pek te burada sohbet konusu etme fırsatı gelişmedi.
Neyse;
Yazının ön safhası genel bir görüş ihtiva ettiği için, uzak kalıyorum.
Ancak,
Sorular noktasında yakınlaşmak istiyorum.
Çünkü;
Hayli itham edici, iddialar söz konusu.

* * *

Bir fırsat deyip;
Biz de buradan Sezgin'e soruları cevaplama noktasında imkan diyerek, soruları aktaralım.
Belki, cevap verir de.
Herkesin,
Kafasında geçmişte olduğu gibi bu yazıyla gelişen kuşkular giderilmiş olur.
Söylenen doğru mu, değil mi babında.
Denildiğine göre;
Müvekkillerinin AİHM'den kazandığı tazminatları ödemediği, kendi zimmetine geçirdiği.
Yine Baro Başkanı olduğu dönemde, AB fonlarından alınan paraları, ne kadar harcadınız diye soruluyor?
Tabi cevap bekliyoruz.
Eğer,
Sorulara yanıt gelirse, onu da buradan size aktaracağız.
Tabi;
Sezgin'e daha önce bakiyede olan sorularım da yok değil.
CHP öncesi;
Siyasal düşüncesi
Ve CHP sonrası siyasal düşüncesi arasında; bir fark cereyanı olacak mı demiştim?
Buna da;
Bir cevap verirse, seviniriz.
Güzel bir hafta dileğiyle.