GÖZYAŞI VE ADALET UMUDU?
Koca bir altı yıl… Tamı tamına, iki bin 190 gün ve bir gece. Bir genç kızdı Gülistan Doku.. O, Munzur’un soğuk sularında kaybolmadı sadece, bir ilin karanlık koridorlarında, güçlülerin gölgesinde yitip gitti. 5 Ocak 2020.. Tıpkı geçtiğimiz yıl, Van’da eğitim gören üç hafta sonra cansız bedeni, Van Gölü sazlıklarında bulunan Rojin Kabaiş gibi.. O da, yurttan ayrıldıktan sonra bir daha, geri dönmedi.
***
İntihar diye fısıldandı yine Rojin gibi.. Sonra o fısıltılar tozlu raflara gömüldü. Ama bir annenin, bir babanın ve bir ablanın gözlerindeki yaş hiç dinmedi. Çünkü onlar içten içe biliyordu, Gülistan’larının bir intihara kurban gitmediğini.. Vakıa, organize bir cinayet ve üzerine ustaca dikilmiş bir örtüydü, intihar algısı..
***
O örtünün altında ilin valisinin oğlu, özel kalemde görevli polisler, kameraların görüntülerini silen ya da analiz eden bürokratlar… Hepsi bir zincirin sessiz halkaları olarak; organizelli cinayeti kamufle eden.. Sevgilisinin babası Tunceli’de görevli bir polisti.. İntihar masalı o kadar ince işlenmişti ki, ilk yıllarda kimse sorgulamaya cesaret edemedi. Ama vicdanlar susmadı. Kalemi eline alanlar, kadın örgütleri, sokakları dolduran analar, kardeşler ve duyarlı yürekler “bu dosya kapanmayacak!” diye haykırdı. Kamuoyu baskısı, o ağır rafları yerinden oynattı. Ve 2024’te Tunceli’ye atanan Başsavcı Ebru Cansu, adaletin kapısını aralayan kadın oldu.
***
Göreve gelir gelmez Gülistan’ın ailesiyle oturdu. Gözleri dolu dolu, ama sesi kararlıydı: “Bir başsavcıdan önce ben bir kız çocuğu annesiyim. Gülistan benim de kızım. Ben bu yola başımı koyarım, Gülistan’a ne olduğunu bulacağım…”
***
İşte bu cümle, altı yıllık karanlığa bir anne şefkatiyle dokundu. Cansu, dosyayı sıfırdan raftan indirdi. Özel bir ekip kurdu. Kentteki her kamera kaydını, her plaka izini yeniden taradı. 700 saatlik yeni görüntü dosyaya girdi. Gizli tanıklar konuştu, teknik incelemeler derinleşti. intihar tezi tamamen terk edildi. Soruşturma artık cinayet ve tabi ki organize delil karartma üzerine yoğunlaştı.
***
O cesaret, Adalet Bakanı Akın Gürlek’le buluştu. Bakan, aileyle görüştüğünde kalpten bir söz verdi: “Hiçbir faili meçhul olay karanlıkta kalmayacak. Ucu kime dokunursa dokunsun…” Savcı Cansu da aynı adaletin sarsılmaz kalemiyle ucu nereye giderse gitsin dedi. Siyasiler peş peşe konuştu. Ve 14 Nisan 2026 gecesi, 7 ilde eş zamanlı operasyonla 13 kişi gözaltına alındı.
Aralarında dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel, Gülistan’ın eski sevgilisi Zeinal Abakarov ve ailesi, valinin koruması, üniversite kameralarından sorumlu görevliler ve eski polisler vardı. Yurtdışındaki kritik bir isim için kırmızı bülten yolu açıldı.
***
O gece, Doku ailesinin evinde zaman durdu. Anne Bedriye Doku, yıllardır ilk kez gözyaşlarını umut diye akıttı. Adliyeye giderken titreyen sesiyle Artık kadınlar ölmesin, Gülistan’lar ölmesin dedi. Baba Halit Doku, Adalet yerini bulacak derken boğazı düğümlendi.
***
Abla Aygül Doku, kardeşinin fotoğrafına bakarken hafifçe gülümsedi ve “Başsavcımız Ebru Cansu tarih yazıyor” diye fısıldadı. O gözyaşları sadece bir ailenin değildi… Türkiye’nin yıllardır biriktirdiği, acıdan doğup umutla yıkanan gözyaşlarıydı.
***
Bakınız, burası Türkiye. Bürokrasi bazen ağır akar, duvarlar örülür, güçlünün gölgesi uzun düşer. Ama er ya da geç o duvarlar çatlar. Çünkü bu topraklar, hukuk devleti olmanın acısını çok çekti. Yargı bazen yavaş yürür, ama yürüdüğü yol adaletin yoludur. Kamuoyu baskısı, sivil toplumun inatçı sesi, kalemlerin ısrarı ve Ebru Cansu gibi anne vicdanıyla teraziyi tutan kararlı isimler bir araya gelince, o ağır çark nihayet dönmeye başlar.
***
Gülistan Doku vakası, basit bir cinayet dosyası değildir. O, Türkiye’nin vicdanıyla yüzleşmesidir. “Güçlü olanın değil, haklının yanında duran” bir devletin, ne kadar zaman alsa da ayağa kalkabildiğinin en çarpıcı hikâyesidir. Evet, altı yıl yürekleri dağladı. Evet, geceler uykusuz geçti. Ama bugün o acının ortasında küçük, serin bir damla var.. O da, Adaletin damlası. Ve o damla büyüyor. Çünkü bu ülkede adalet, gecikse de er ya da geç yerini bulur. Gülistan’ın annesi, babası, ablası artık bunu hissediyor. Biz de hissediyoruz.
***
Adalet yerini bulacak. Hem de en karanlık köşelerde, en zorlu duvarların ardında bile. Gülistan’a bir nebze olsun huzur, ailesine sabır diliyoruz. Soruşturma devam ediyor; umut da devam ediyor… Tabi salt Gülistan için buradan haykırmıyorum.. Belki, onlarca yazım oldu.. Ki daha da olacak.. Derim ki, Rojin Kabaiş için de, Cansu Başsavcı gibi, adil bir soruşturma Van’da da ikmal edilsin.. Ve tabi ki, Dicle Üniversitesi kampüsünde kendini dar ağacına çeken Nur Sena düzgün’e düğümü atanların da yakasına adaletin eli uzansın.. Hak adalet yerini bulsun!
***
GÜNÜN SÖZÜ…
Neslin zihninde şirretlik vaki ise, arıza bireysel değil, toplumsaldır!..
Yorumlar