ÖFKEN KİME?

Öfken, önemsediğinedir ya bilincinin ya bilinçdışının…

Hayatın akışı içerisinde herhangi biri üzerine geldiğinde, yanlış yaptığında, beklemediğin bir durumu tetiklediğinde sakinliğini koruyabiliyorsan sen ondan daha güçlüsün demektir ve bilincinin bunun farkındadır o yüzden celallenmiyorsun.

Kişilerin ya da durumların üzerindeki, gücünün - kontrolünün farkında olduğunda kasmıyorsun.

Memnun olmadığın sonuçlara veya x kişisinin sana yönelttiği öfke ve sinirli hallere sende öfkeyle yüksek sesle yanıt veriyorsan karşındaki senden daha güçlüdür.

Onun güçlü olduğunun belki sen farkında değilsin ama beyin biyolojin farkında ve karşıdakinin güçlü olduğunu üzerinde soyut hakimiyet kurduğunu bildiğinden sende de öfke oluşturuyor.

Güçlü olan; karşıdaki koşulları ya da kişileri (koşul demeyeyim koşulları da meydana getiren kişilerdir.) “içten içe, sen kimsin ki bana potansiyel rahatsızlık, kötü somut sonuçlar doğuramazsın” mottosuyla sessizliğini koruyabiliyor.

Karşıdaki küçük-zararsız = eşittir öfke küçük!

Kızman, bağırıp çağırman gereken yerde kendine hâkim olabiliyorsan karşıdakini önemsemediğindendir, ciddiye almadığındandır.

Bilinçdışı her şeyi bize vermez, göstermez, anlatmaz otomatik pilot da çalışır kendi işini kendi görür. Ancak sorgularsan sana yanıtlar açıklamalar getirir.

Öfke, sinir, kızgınlık (dengede ise) sanılanın aksine sağlıklı bir biyolojinin dışavurumudur.

Şekillenen olayların yanlışlığını, yapılan haksızlıkları, yerine getirilmeyen görevleri fark ettiğinin kanıtıdır öfke. Ama doz önemli.

Her zaman yazar, çizer, söylerim DENGE bu hayatta yaşamı yaşanılır kılan tek daldır.

Kavgacı yapıya meyilli insanlar gün aşırı mutlaka öfkesini kanalize ettiği kişiler ya da durumlar bulduğu karakterler toplum içinde az değil. Bu başka bir durumdur. Ve bu durum çocukluk ilk gençlik yıllarında yaşadığı kendinden kaynaklanmayan zihne kodlanmış değersizlik, güçsüzlük algısından gelir.

Yetişkinlikteki öfkeli haller kendimizden başka herkese her şeye değer verip önemsemiş olmanın, bilinçdışının küçük küçük biriktirdiği hırs anıları bir zaman sonra öfke olup çıkar.

Yaşamak çetindir her gün bir yığın sorunla, yolunda gitmeyen işlerle karşılaşmamız olağandır. Bazısı ihmalkârdır, bazısı doğrudan kötüdür, bazısı yaptığı haksızlığın farkında değildir, bazısı sorumsuzdur.

Her önümüze gelene önem atfedip değer anlam yüklemeyelim. Kırılıp gücenme, kaygı duyma, kendini haklı görme… saydığım bileşenler bizim yüklediğimiz anlamlardır.

Karşıdaki bizim gibi düşünmüyor olabilir. Özetle kişilere önem atfedip anlam yükledikten sonra kendi kendimize öfkeye kapılmayalım.

Masada duran bir bardak sadece bardaktır onun cam olduğunu iddia eden biziz, içinden su içen biziz, kırılır diye dikkat eden yani tüm bu etiketleri yapıştıran biziz.

Bardağa sorsan belki hâlâ kendini toprak zannediyordur cam olduğundan haberi bile yoktur.

Özetle karşıdakinin güçlü olduğu gerçeğini ona yüklediğiniz anlamı geri çekerek değiştirebilirsiniz. Ciddiye almazsanız öfkeniz yerini derin nefes almaya ve tatlı tebessüme bırakır.

Oğuz Atay bir keresinde şöyle yazmıştı:

“Onları öfkeme layık bulmuyorum, öfkem bana ait. Yakın hissetmediğim birine nasıl gösteririm onu.”


Yorumlar

Yorum Yap