KIRIM NİRE, KONGO NİRE, DİYARBAKIR NİRE?

Hafta sonu keyfine göre kendimi hazırlamıştım.

Şöyle stresli haftanın yorgunluğunu atacak, pazar yazısıyla sizleri buluşturmak.

Ve bu mevzuuyla alakalı sohbet etmek istiyordum.

Ama ne var ki; "sıcak gündem" ve ani vakalar bir kez daha izin vermedi.

İstemi ve beklentiyi öteledi.

Zorunlu bir istikamet gelişti.

Son günlerde sıkça telaffuz edilen ve duyulan bir hastalıktan söz ediliyor.

Bir çoğumuz "telaffuzunda" bile zorluk çekmektedir.

Lakin kasıp-kavuruyor. Ve gelecek günler için de "tedirginlik" yaratmaktadır.

Kısacası; 'Kırım Kongo Kanamalı Ateş' hastalığı.

Bulaşıcı bir hastalık.

Adı gibi kendi de ilginç.

Peki, bu isim nerden çıktı?

İşte bu nerden çıktı; sorusunu dün iki misafirime sordum.

 

***

 

Sağlık sektöründe görev yapan iki dostumla, öğleden sonra çay içiyoruz.

Bir taraftan da Diyarbakır'ın "sağlık" alanındaki gelişimi ve sıkıntılarını konuşuyoruz.

Tam bu esnada; ajanstan flaş bir haber düştü.

Uyarı ziliyle düşen flaş haber; koyu sohbetimizi araladı.

Bi saniye deyip; haberi okudum.

Ankara'da kene alarmı?

KKKA Hastalığı doktora da bulaştı?

Şeklinde ön başlıklı haber.

Ankara'da kene maruziyeti sonrası KKKA gelişen bir hastaya müdahale eden hekimin enfekte olduğundan bahsediliyordu.

Hani bir atasözü vardır; "İyi olacak hastanın doktor ayağına gelirmiş" diye.

Tam bu mimbalde sordum;

"Neden Kırım-Kongo Kanamalı Ateş" hastalığı.

Bu hastalık ilk olarak 12. Y.Y'da, Orta Asya'da rastlanmış.

Ama rastlanılmasına rağmen asıl tanımlama 1944 yılında 200 Rus Askeri'nin "Kırım" yarımadasında bu virüse bağlı olarak hastalanması.

Ateş ve kanama ile seyreden ciddi bir hastalık olarak yayılmış. O tarihte "hastalıktan" kurtulmak ve virüsü yok etmek için de; Kırım yarımadasında büyük bir alan insanlardan arındırılmış.

Hastalık 1956 yılında bu kez Afrika'nın "Kongo" bölgesinde görüldü. 1967 yılında yapılan araştırmalar neticesinde, Kırım Yarımadasında ve Afrika'nın da Kongo bölgesinde görülen "kanamalı ateşli" hastalığın aynı virüs olduğu tespit edildi.

Ve böylece de; "ölümcül" virüse Kırım-Kongo Kanamalı Ateş hastalığı adı verilmiştir.

 

***

 

Hastalığın görülme ve isimlendirme sürecini böyle öğrenirken, misafirlere sordum.

Tabi misafirlerim doktor.

Yani mevzunun da bir ölçüde uzman doktorları.

İyi de, bu hastalık daha önce yok muydu, şimdi de hortladı?

Son dönemlerde, ülkede garip vakalar yaşanıyor. Tüm bunlar tesadüfî mi?

Zaten; "keneler" hep vardı. Ama bu hastalıktan bihaberdik.

Hatta sorumu daha bir "komplo teorisi" ruhuyla genişlettim;

"Yoksa birileri bu virüsü laboratuar ortamında" oluşturup ta içimize soktu?

Taktir edersiniz ki; "komplo" teorileri son dönemlerde her kesimden "rağbet" görmektedir.

Soruya muhatap olan doktor dostlar;

Önce bi süre, gülümsediler.

Tabi bu tebessüm; acı bir dramı da ifade etmekteydi.

Şöyle dediler.

"Mevzuu komplodan uzak. Tamamen hastalığın yayılımı ile ilgili bir konu.

Bu hastalık Türkiye’de ilk defa 2002 yılında tanımlandı. İlk etapta Kelkit vadisi denilen Giresun, Sivas, Çorum, Yozgat bölgelerinde görüldü.

Bu virüs konak olarak kuşları da seçtiği için Göçmen kuşların güzergâhı üzerinde birçok yere yayılım göstermektedir.

Ayrıca Dünyamız ısınmakta. Küresel ısınma bazı hastalıkların da yayılmasını artırmaktadır".

 

***

 

Aslında toplumda; büyük bir tedirginlik var.

Mesela Diyarbakır'da "artık" vatandaşlar pek pikniğe çıkmakta cesaret etmiyor.

Çünkü geçtiğimiz hafta sonu bunu hissettim.

Hatta kentin hemen dışındaki "yeşil alanlara" sahip işletmeler bile, deyim yerindeyse "sinek avlar" düzeydeydi.

Aslında; garip bir durum; şu kene davası.

Son günlerde Diyarbakır'da da bu vakanın görüldüğü biliniyor. Bingöl'deki "köy muhtarı"nın ölüm vakasından sonra; "kene" varlığı daha bir aleni hale geldi.

Şu an için; eldeki verilere göre, Çınar ve Çüngüş bölgesinden gelenler var.

"Kene ısırması" şüphesiyle tedavi altına alınan, insan sayısı Devlet ile Tıp Fakültesinde 6–7 civarında.

Neden, niçin ve nasıl?

Ortak kanı şu; "Şimdiye kadar yoktu da bu Kırım Kongo Kanamalı Ateş Hastalığı nerden ve nasıl geldi?"

Kafamı kurcalayan çok soru var aslında.

Şöyle;

Takdir edersiniz ki; "doğada her şey bir denge" içinde içtima eder.

Olabilecek bir müdahale, "doğada denge" değişimine neden olduğunda; onu alınmaz "vakalar" oluşur.

Ben düşünüyorum.

İnanıyorum ki; "Bilim adamları" bu yönde hak vereceklerdir.

Çünkü misafirim olan doktorlar da, bazı zirai uzmanlar da aynı fikirde buluştu.

 

***

 

Bildiğiniz gibi; iki yıl önce Türkiye'de fırtına "koparıldı".

Kuş gribi diye.

"Ölümler" gerçekleşti denildi; ardından ülkenin dört bir yanında "kanatlı kümes hayvanları" kıyım şeklinde itlaf edildi.

Güneydoğu'da hatırlıyorum, "ev ev, köy köy" gezilerek, ne varsa, ne yoksa alıp, itlaf edildi.

Kimi yerde daha dehşet verici bir şekilde; "canlı canlı" toprağa gömüldü, ateşe atıldı.

Ama bugün bakıyorum; bilim adamları ve uzmanlar; "keneye karşı" keklik doğaya bırakılıyor.

Yani kanatlı kümes hayvanlarından medet umuluyor.

Demek ki; keneleri yiyen tavukların azalması "kene" artışına katkı sağlamıştır.

Peki, bu olay bölgemizde ne boyutta diye sordum sevgili misafirlerime.

Aldığım cevap tüylerimi ürpertti "vahim olabilir" yanıtı gözlerinden okunuyordu.

Telaffuz etmeden, hissediliyordu.

 

***

 

Sonuç itibariyle; şunu ifade etmek istiyorum.

Toplumu telaşa vermenin ve panik ortamının oluşmasının hiç kimseye bir faydası yok.

Olamaz da.

Ama yetkili ağızlardan halk bilgilendirilmelidir.

Bilinçlendirme gibi organizasyonlara gidilmelidir.

Çünkü aldığım bilgilere göre, Haziran-Ekim ayı hastalığın en fazla görüldüğü dönemmiş.

Onun için; geç olmadan "etkili ve yetkili" zevatlar harekete geçmelidir.

Valilik, Sağlık, Tarım İl Müdürlüğü, Üniversite.

İşbirliği ile halkı hem bilgilendirmeli, hem de "ivedi" bir şekilde; hastalığın ve kenelerin olabileceği muhtemel alanları kontrol altına almalıdır.

 

***

 

Tabi misafirleri uğurladıktan sonra; "araştırmacı" yönümüzle durumu mercek tuttum.

"Ne var ne yok" diye araştırma yaptım.

Korkunç bir veri!

Sağlık Bakanlığı'nın verilerine göre;

2002–2003 yıllarında 150 kişiye KKKA tanısı konurken, bu hastalıktan hayatını kaybedenlerin sayısı 6.

2004 yılında vaka sayısı 249, ölüm sayısı 13.

2005 yılında vaka sayısı 266 ölüm sayısı 13.

2006 yılında vaka sayısı 438 ölüm sayısı 27.

Geçtiğimiz yıl ise, 717 kişi KKKA nedeniyle tedavi görürken bunlardan 33’ü hayatını kaybetmiş.

Peki, 2008'deki rakam nedir.

Teşhis noktasında kesin veri yok ama hayatını kaybedenlerin sayısı 22 olarak kayıtlara geçmiş.

Yani; son 6 yıl içerisinde KKKA’ dan hayatını kaybedenlerin sayısı 114

İşte "ivedilik" arz eden bu mevzu nedeniyle; pazar sohbetini öteledim.

Bir kez daha; "etkili ve yetkili zevattan" beklentimiz; mevzu ciddi.

Ciddi mevzu ya; ciddi müdahale gereklidir.

Sonuç itibariyle diyorum ki;

Kırım nire, Kongo nire Diyarbakır nire?

Güzel bir hafta sonu dileğiyle.