KOBANİ OLAYLARI…

Sene-i devriyesindeyiz!.. Vahşetin, barbarlığın, insanlık dışı hadiselerin vuku bulduğu; bir zaman dilimiydi "Kobani Olayları!… Acı bilançosu…

***

52 kişi katledildi.. 800 kişi yaralandı.. 140'ın üzerinde "sokak eylemleri" yapıldı.. İşgaller, yıkımlar, tahribat.. 197 okul ateşe verilerek yakıldı.. Kamu binaları tahrip edildi. 270 bina "kullanılmaz" hale geldi.. Bine yakın ev işgal edilerek, yıktırıldı..

***

35 İl'i kapsayan olaylarda bin 500'e yakın "araç kullanılmaz" hale getirildi.. Kısacası üç gün süreyle ülkenin büyük bir bölümü, "vahim" olayların silsilesiyle; "sarsıldı" iç çatışmanın en vahşi halini yaşadı!…

***

Bugün, olayların üzerinden 7 yıl geçti.. Elbette ki, sorumlularının, kışkırtıcılarının, planlayıcılarının, tetikçilerinin, yandaşlarının, "akan kandan, dökülen gözyaşından", yakılan yıkılandan, yok edilenden "sorumlu" her kim ve kimler ise, hesap sorulmalı!…

***

Eğer ki, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti ise!… Hiç bir kişi, zümre, düşünce ve siyasi yapı; "olan olmuş, geçen geçmiş" nedir bu işin peşine, düşme hali" diyemez, dememeli!… Ve de; "üstü" örtülmemeli!…

***

Ne var ki, Türkiye'nin kangrenleşen mevcut müesses nizam!… Yargı… Hukuktaki "kör topal, ayırımcı" işleyiş.. Bir çok toplumsal olayda olduğu gibi; "Kobani" olaylarında da, kendini "hissettirdi?".. Tıpkı "Roboski" katliamında olduğu gibi sorumlular noktasında; "kayırma" var!…

***

 

Hal-i hazırda "olaylarla" ilgili yürüyen bir yargılama süreci var.. 35 İl'de "bireysel ve çoğul" fail noktasında.. Ki, HDP'nin Yönetimini de kapsayan, "siyasi dava da" devam ediyor… 

***

Dava nasıl bir sonuç verir onu zaman gösterecek.. Ancak, sorgulanan en büyük "kayırma" şu!.. Dönemin, "kamu yetkililerinin" yaşanan ve yaşatılanlarla alakalı; "sorumluluklarıyla" ilgili, sorgulama yapılmayışı!…

***

Gerek HDP'lilerin "yargılandığı" davaya ilişkin raporlar ifadeler.. Ve gerekse, illerdeki süren, biten davalardaki "tanıkların" beyanları.. O 72 saatlik süre içerisinde, "güvenlik" zafiyeti kadar bilinçli bir "müdahaleden" kaçış var… Yani; "sokak Vandallara, insanları birbirine kırdıranlara" bırakıldı!…

***

Eksik bir yön ise!… Olayları bir bütünlük içerisinde; "iç ve dış" müdahaleler, senaryo ve planlamalar kadar.. Tüm "sır perdelerinin" aralanması noktasında; bir "Meclis Araştırma Komisyonunun" oluşturulmayışı!…

***

Hasılı; "Kobani olayları" gün ve zaman, dönemin siyasi seyri göz önüne alındığında, Türkiye'nin "iç çatışmaya" sürüklenmek istendiği gerçeği; "geliyorum" diyordu.. Ama; birileri "o geliyorumu" hep masumiyet karinesi içerisinde tuttu!…

***

Sonuç itibariyle!… Türkiye için, "tarihin en vahşi iç çatışması" olarak kayıtlara geçen "Kobani olaylarında" kışkırtıcı, provokatör, planlayıcılar "bir kesim" olarak görülüyorsa.? Yani HDP "sokak çağrısında" bulunmasıyla öne çıkıyorsa da, barbarca vahşiliği sergileyen örgüt ve sempatizanları kadar, "sokakları" boş bırakanların da, "sözün nereye varacağını" idrak etmeden, "politika" üretenlerin de, "vebali" yok değil!!!…

***

Onun için, hesap sorma noktasındaki haklı davanın "haksızlık, sulandırma, keyfiyet" cenderesine sokup boğdurmama adına, olayların üzerinden 7 yıl geçmesine rağmen A'dan Z'ye "irdelenip", "sorumluluğu" bulunan, tüm kişi, kurum ve oluşumlardan tavizsiz, amasız, şusuz, busuz denilerek, "hesap" sorulmalı!.. Ve en ağır cezaya da çarptırılmalı!… Olaylar, Türkiye'nin vicdan davasıdır… Alçakların, terörist sevicilerin, sırtını silahlı yasadışı yapılara dayayan, çarpıtma ve şov arenasına sokulmasına izin verilmemeli!!!…

 

***

Kurban eti "dağıtırken" katledilen Yasin Börü kadar, sokakta yürürken, ensesinden vurulan, çocuğunu sokaktan eve almaya çalışırken, ateşe verilip yakılan babanın; "kanı yerde kalmamalı" yapanın da yanına kar kalmaması lazım… Ki, o dönemin bir çok "güvenlikten" sorumlu yetkililerinin de, 15 Temmuz'un "veletleri" olduğunu da gözardı etmememiz gerekir!?..

***

Eğer ki bunlar yapılmazsa, hesap sorulmazsa!!… Geçmişteki büyük hadiseler gibi; "siyasi ve ideolojik" bir bakışla kalınırsa, "devleti kutsayan" milleti de görmezden gelen yönetimsel anlayış kendini diri tutarsa, yüreklere "kor ateşi" düşüren olayların vicdani, insani ve hukuki yönü 'hep" eksik kalarak, sorgulanır… Ve, adaletin tecellisindeki terazi de hep doğru tartmaz..

***

DEMEK Kİ NİYET BAŞKA!…

Evet, "niyet başka" değilse, Boğaziçi Üniversitesindeki "son hadise" neyle, izah edilebilinir?… Resim çok şey ifade etmiyor mu?.. Bir bakar mısınız…

***

Eylemleriyle Rektör Prof. Dr. Melih Bulu'yu göndermeyi başaran "karışık" öğrenciler, yeni gelen Rektör Prof. Dr. Naci İnci'yi de, "beğenmeyip" karşı, çıkıyorlar…

***

Eğitimi, öğretimi, bilimi, akademik yaşamı bir kenara bırakıp, siyasi ve ideolojik kutuplaşmanın rotasında yürüyen "karışık öğrencilerden" birine bakar mısınız!…

***

Soyunmuş, "yandaşlık" arzıyla Rektör İnci'nin içerisinde bulunduğu aracın önünü kesiyor, racon kesiyor, yetmiyor aracın tepesine çıkıp, tepiniyor!…

***

Eee diyeceksiniz ki!.. Bulu'yu göndermeyi "zafer" gören anlayışa "boyun" eğilirse, "istemezükler" bağımlılık yaratır.. Çünkü niyet halis değil, niyet "ideolojiktir"!..

***

Deriz ya!.. Gaye "üzüm yemek değil, bağcıyı dövmektir?"… Boğaziçi'nde sorun; görünen şekliyle; "çok ama çok bambaşkadır?"… Vahim; bir işgal var!?..

***

GÜNÜN SÖZÜ

Dost vefalı olunca, düşman ne yapabilir.