KÖY KORUCULARI VE KÖYE DÖNÜŞ?

Bakınız;
Üç günden buyana 'Mazıdağ Katliamının' arka yüzünü yazıyorum.
Yani 'mevzunun', çıkış noktası nedir diye?
Aslında bu yüz 'vakanın' ve Güneydoğu'nun 'gerçek' yüzü!
Ama ne var ki 'her vakada' olduğu gibi; 'hep' gerçekler karanlıkta tutuluyor.
Olayın 'yüzeysel' yönüyle meşgul ediliyor. Gerçek 'görmezden' geliniyor.
Ya da; 'işe' öyle gelindiği için; 'duruma' olur mu 'kılıfı' giydiriliyor.
Tıpkı; 'Mazıdağ Katliamı'na giydirilen 'elbise' gibi.
Gazetelerin ve TV’lerin 'manşet' haberlerine bakıyorum.
Usta 'kalemlerin' köşelerine. Etkili ve yetkili 'zevatın da' açıklamalarına.
Ne hikmetse 'hepsi', aynı membadan su içer gibi; 'tek düşünce' üretmekte.
Vaka 'Kan davası, töre, kız' meselesi?
Hayır! Bu 'fikre' ilk günden beri de 'hayır' diyorum.
Hayır demeye de devam edeceğim.
Ta ki 'deve kuşu misali' kafalarını kuma gömenlerin 'gerçeği' görmelerini sağlayana kadar.

***

Bilge Köyündeki '44 cana kıyılmasındaki' gerçek yüz;
'Köy Koruculuğu ve Köye Dönüştür'!
Bu iki önemli etken bugüne özgü değil, yıllardır var olan 'çatışmayı' körüklemektedir.
Mazıdağ 'katliamı', 4 yıl önce Bismil ilçesine bağlı Üç Tepe'de '8 kişinin' kurşuna dizilmesiyle 'aynı'!
Orda da; 'failler' köy korucusu. 'Toprakla buluşanlar' köye dönmeye çalışanlar.
Dünkü 'yazımda' bu konuyu 'detaylı' bir şekilde ele almıştım.
Şu açılımı yapmıştım.
"Şöyle ki; Bölgenin birçok kesiminde 'zorunlu veya zorunsuz' binlerce aile göç etti.
Evini, malını, mülkünü ve binlerce dönüm arazisini 'geride' bırakarak.
Peki, bu göç dalgasından sonra; 'sahipsiz' kalan araziler ve mülkler ne oldu.
İşte 'çıkmaz sokak' burası.
Elinde silah olan 'en büyük güç' odur düsturuyla her şey 'Köy korucularına' kaldı.
20–25 yıldır 'kendileri' tarafından ekilen-biçilen 'araziler', 'Köye Dönüş' projesiyle 'sıkıntı' oluştu.
Arazileri 'iade' etmeleri gerekir.
Yıllarca 'getirim' sağladığınız bir malı geri vermek 'çok' zor.
O zaman 'silah da bende' olduğuna göre; 'korku ve tehdit' başlar"

***

Tam da bu noktada dün ajanstan gelen bir haber 'tezimin' ne kadar doğru ve gerçek olduğunu 'tescil' etti.
20–22 yıl önce Bilge Köyü'nden, Diyarbakır'a, İstanbul, Mersin, İzmir ve Bursa'ya 'göç eden' aileler var.
İşte bu ailelerden Bursa'ya yerleşen Akyüz, Akbaş ve Acar aileleri 'olup-bitenin' gerçek yüzünü açıkladılar.
Asıl sorunun koruculuk yapan Çelebi’lerin, göç eden ailelerin geride bıraktıkları toprakları paylaşamamaları yüzünden yaşandığını savunuyorlar.
Evli ve 9 çocuk sahibi emekli Mehmet Akyüz şöyle diyor:
"12 yıl önce buna benzer bir olay daha yaşandı. Yine köyde gece baskını yapıldı ve 6 kişi yaşamını yitirdi. Ölenler de öldürülenler de akraba. Hepsi korucu. Toprak için rant için birbirlerine girdiler. Devletin verdiği silahlarla birbirlerini vurdular"
'Koruculuk' sistemiyle elde edilen 'silahların' bölgede nasıl 'baskı aracı' olarak kullanıldığına da değiniyor Akyüz:
"Komşu köyleri huzursuz ederek, mallarını yiyorlardı. Biri fazla yedi, biri az yedi diye oldu bütün bu olanlar. Katliam artık aralarındaki anlaşmazlığın son noktası oldu. Kız meselesi diyorlar. Kız meselesi olsa bile böyle katliam olmaz. Bu töre de değil. Evet, köyümüzde töre maalesef var. Ancak törede kadını, çocuğu öldürmek yok"
Mehmet Akbaş da Devlet'e sesleniyor; 'sorunun çözümü' belli diye?
"Devlet o kişilerin silahlarını bir an önce almalı. Çünkü bu kişiler arkalarında devletin olduğunu düşünerek, yanlış adım atıyorlar"

***

Bilge Köyü 32 haneli.
Ve erkeklerinin tümü 'dışarıda çalışanlar hariç' hepsi 'Köy korucusu'!
Anlayacağınız; Devlet hiç bir araştırma-eğitim ve kriter ortaya koymadan; 'Al sana silah, kendini koru(!) demiş.
Böyle olunca da; 'bölgenin kendisine' özgü 'Silah kimdeyse o güçlüdür', ilkesiyle 'kol gezilmiş'!
Tapulu-tapusuz 'tüm araziler' bizim. Köyden 'göç edenlerin de’ malı bizim.
Bir de Bilge Köyü'nün verimliliği ve çevresindeki 'Balık Çiftlikleri'.
'Yedirilir mi' kimseye! Nasıl olsa 'Devlet Baba' arkamda, bir de vermiş 'Keleş'.
Hangi güne 'kullanacağım'(!). Zaten mazeret ve senaryo da hazır.
Ya karşı çıkanı 'Örgüt yandaşı, militanı' diye gammazlar.
Ya da Bilge Köyü'ndeki gibi 'Maske' takar köyü basıp 'herkesi kurşuna dizer'.
Sonra da 'Örgüt' yaptı denir. Binlerce faili meçhul vakanın arasına karışıp gider.
Ama olmadı. Yaşayan 'kaldı', şahitler oldu.

***

Onun için diyorum ki; 'Koruculuk' sistemi 'masaya' yatırılmalıdır.
Tartışmaktan kaçınanlar da 'kan gölüne' çevrilen Bilge Köyünü görmeli.
Ki yıllardır 'Koruculuk' sistemi 'hep' tartışılır olmuştur.
'Altına imza' attıkları suçlardan dolayı. Bu gerçeğin görülmesi lazım.
Çünkü 'Kürt sorunu' ve 'çıkmaza' sokulan atmosferden bu 'kesim' çok derin nemalandı.
Feodal 'yapı' büyüdü. Şeyhlik, Ağalık, Beylik ve Aşiretler.
Öylesine bir 'palazlanma' gelişti ki 'silahlı' adam oluşturma noktasında.
'Mutlak egemenlik' sağlandı. 'Devletin' tahsis ettiği 'Tam otomatik' silahlar sayesinde.
Bir de; 'maaş'. Hem 'silahlı kuvvet' hem de 'maddi kuvvet' sahibi oldu.
Bir de devletin 'sorgusuzluğu ve denetimsizliği'.
Kırsalda; 'suçlar' artı, faili meçhul vakalar 'önlenemez' boyuta ulaştı.
Uyuşturucu ticaretinden, silah kaçakçılığına kadar.
Tecavüz mü, gasp mı, soygun mu? Bunlar 'sıradanlık' kazandı.
Devlet bunları koruyup kolladı geçmişte.

***

Yazılarının müdavimi olduğum Gülay Göktürk’ün;
'Köy Korucuları Rezaleti' başlıklı 15 Şubat 2009 tarihli yazısı.
Çok önemli 'tespitler' içeren bir yazı. Bir bölümünü sizinle paylaşmak istiyorum.
Bakın neler diyor?
"Yıllardır, bitsin artık bu köy koruculuğu rezaleti diye bekliyoruz.
Ama bir öğreniyoruz ki 10 bin yeni kadro daha açılmış! Gel de karamsarlaşma. Muhalefet, açılan kadroların AK Parti tarafından seçim yatırımı olarak kullanılmasına tepkili ve elbette bu tepkisinde haklı.
Ama açıkçası, işin özünde yapılan hata yanında bu eleştiri devede kulak kalıyor. İşin özü şu ki, bu yapının aslında tamamen -ve çoktan lağvedilmesi gerekiyor(du).
Bilmem biliyor musunuz; bunların tam adı "Geçici ve Gönüllü Köy Korucuları" Bu nasıl geçicilikse, kuruluşunun üstünden çeyrek yüzyıl geçti, hâlâ kapatılmasından bahseden yok; üstüne üstlük genişlemeye devam ediyor. 
Sosyal güvenlik kapsamına alındılar; derneklerini kurdular; hatta ilk korucular yavaş yavaş emekli olmaya da başladılar.
Allah bilir emekli olanlar yetişkin oğullarını yerlerine koyacaklar. Böylece bu iş artık babadan oğul’a geçen bir meslek haline gelecek.
Gönüllülüğe gelince, kimi köylere korucu olmaları için nasıl baskılar yapıldığı (gece baskınlarıyla korkutma operasyonları dahil) koruculuğu kabul etmeyenlere köylerinden çekip gitmekten başka çare bırakılmadığı bin bir örneğiyle İnsan Hakları Raporlarına girmiş durumda.
Evet, bu fikir daha baştan berbat bir fikirdi.
Halkın bir kısmını devlet eliyle silahlandırıp diğer kısmı üzerine salarak terörle mücadele edilebilir mi?
Bölge halkını böyle "devlet yanlısı" "devlet düşmanı" diye ikiye bölüp birbirinin üstüne sürmekten daha bölücü, daha tehlikeli bir fikir olabilir mi? 
Böyle bir yapının mutlaka ve mutlaka yozlaşacağı, silahı eline geçirenlerin bu gücü nasıl kullanacaklarının kontrol edilemeyeceği, yapılan şeyin devlet eliyle eşkiya çeteleri yaratmaktan başka bir anlamı olmadığı, Güneydoğu halkının sırtındaki jandarma zulmünün üstüne bir de korucu zulmü bineceği ve bunun Kürt sorununu daha ağırlaştırmaktan başka bir sonuç doğurmayacağı baştan belliydi.
Nitekim her şey tahmin edildiği gibi oldu."

***

Evet. Mazıdağ "ders-i ibret' bir vaka.
Ki sanırım bu 'ders-i ibret' durumu 'nihayet' diyeceğim.
Devletin büyükleri de gerçeğin farkına varmış oldular ki.
Dünden itibaren 'Bu sistemi' sorgulamaya başladılar.
Cumhurbaşkanı Gül'ün bu yöndeki ifadesi önemli.
"Koruculuk sistemi büyük bir sistem. Aksaklıkları varsa gözden geçirilebilir".
Cemil Çiçek te, 'Islahı gerekiyorsa ıslah edilebilir, kaldırılması gerekiyorsa kaldırılabilir"
Sonuç itibariyle, 'Demokrasinin', Hukukun, Adaletin ve İnsan Temel Hak ve Özgürlüklerine 'yakışmayan'.
Ve içerisinde barınması mümkün olmayan 'sistemler' daima yıkıcı olmuştur.
Kanın, gözyaşının, şiddetin ve silahların susmadığı 'ortamda' türeyen 'karşı şiddet' politikası; 'çözüm' üretici olamaz.
Bilakis 'akan kana', dökülen gözyaşına, yanan ateşe 'körük' olmaktan öteye gitmez.
Onun için; 'toplumun' huzuru, barışı, kardeşliği ve demokrasinin güçlenmesi için 'uygulama ve sistemler', insani odaklı olmalı.
Hayırlı Cumalar!