KÜRT SORUNU VE DEMOKRASİ!

Hayatın 'ders-i ibretidir'!
Aynı zamanda;  'tabiatın' da gereğidir.
Olup-bitene karşı tavır koymak.
Ekseninde 'olması' gerekeni yapmak.
İşte burada 'kararlılık ve umut' ana kuraldır.
Yani mevzuların 'tabiatı' için olmazsa olmazıdır.
Ki; sonuç sağlanabilinsin, çözüm üretilebilinsin.
Aksi tavır; boyun eğmektir, 'karamsarlıktır'.
Getirisi de 'çözümsüzlüktür'.
Ne var ki bir sonraki adım da 'umutsuzluktur'.
O da; 'sonun' başlangıcıdır.
Yani yıkım ve kayıptır!

***

Onun için de; olaylara karşı 'umut ve kararlılık' iki önemli panzehirdir.
Yaşamın 'her aktivitesinde' olduğu gibi.
Toplumsal 'mevzularda da' bu karakterler şarttır.
Önemli olan 'farkındalık' yaratıp, değişimde 'kararlılık' göstermektir.
Çözümde 'ümit-var' olmak, en büyük kazanımdır.
İcra mekanizması olarak şayet bu iki önemli panzehiri 'işleme' koyarsanız.
İşte o zaman 'çözüm' kaçınılmaz olur.
Sorunlar noktasında 'demokrasiye özgü' ifade ettiğimiz;
'Demokraside çareler tükenmez' sözü gibi mevzular da 'ardı sıra' aşılır.
Kararlılık ve Umut'la oluşan 'panzehiri' hep demokrasiyle özdeşleştirmişimdir.
Çünkü 'Demokrasinin' özünde, umut var, kararlılık ve samimiyet vardır.
En önemlisi 'kendin' varsın.

***

İşte Türkiye’mizin 'aşamadığı' ana açmaz da maalesef budur.
Demokrasiye 'lazım' olan panzehiri kendine enjekte edememekte.
Yani 'Kararlılık ve Umutları' yeterince hayata geçirmemektir.
Gerek bireysel sorunlarda ve gerekse toplumsal sorunlarda 'pasiflik' hasıldır.
İster siyasal iktidarlar olsun, ister muhalefetteki partiler olsun.
İsterse de, 'devletin' yine ülkenin yön verici kurumları olsun.
'Denklem' üretmedeki ikilemleri yüzünden; 'demokrasi' kör-topal misali.
Engelli hayat bulmuştur.

***

Bakınız yıllardır var olan bir gerçeğimiz. Kanayan bir yara!
Her geçen gün de; 'yara' genişlemekte, vücudunda yeni yaralar açmakta.
Ağır bedeller 'alarak'! Yeni 'travmalar' yaratarak.
Akan kan, dökülen gözyaşı. Heba olan bedenler.
İster Türk, ister Kürt, ister 'Çerkez' istersen Laz olsun.
Hepsi bu vatanın 'evladı'. Şehit olan da, ölen de, öldürülen de.
Yara büyük. Ve çok derin.

***

İfade edelim gerçeğimizi. Özel ismiyle "Kürt" sorunu diyebiliriz.
Her ne kadar farklı isimler 'nakşediliyorsa da'.
Kimine göre Güneydoğu sorunu.
Kimine göre Terör sorunu.
Kimine göre Kimlik sorunu.
Kimine göre, aş-iş sorunu.
Eğitimsizlik, geri bırakılmışlık.
Mevzuya "isim" noktasında farklı elbiseler giydirilebilinir.
Değişik 'anlamlar' geliştirerek.

***

Ama özü itibariyle, Devletin de artık telaffuz etmeye başladığı gibi mevzuu;
'KÜRT SORUNUDUR'!
Onun için; 'isimlendirme' gibi çıkmaz sokağı aşmamız gerekir.
Çünkü bugüne kadar; 'en büyük handikapımız' ki halen devam ediyor.
Olaya 'isim' ekseninde kavga geliştirmemizdir.
Telaffuz edilen isme göre kişilerin 'sınıflandırılması'!
Ki en büyük çıkmaz sokağımız da yıllardır bu oldu.

***

Sonuç itibariyle; vaka bugüne münhasır değil.
Geçmişi öyle böyle 20–30 yıl öncesi de değil.
Osmanlı'nın yıkılışından, Cumhuriyetin kuruluşundan.
Ve ardından gelen yıllara ait bir mevzuu.
Birilerinin dediği gibi;
'PKK'nın 'dağa çıkıp' silahlanmasıyla 'Kürt Mevzusu' oluşmadı'.
Bu sorun 'tarihin' birçok sayfasında ve medeniyet 'kuşağında' var olmuştur.
Resmi veya gayri resmi kayıtlara baktığımızda;
'Kürt Hareketi' olarak ifade edilebilinecek 40'a yakın 'yapılanma' söz konusu.
Küçük 'hareketlenmeleri' sayar isek, 'rakamlar' katlanıyor.
Yani Osmanlı'dan bugüne kadar tüketilen zaman dilimi içerisinde;
'Kürtler' hep duygular ve istemler noktasında 'bastırılmış'.
Yasaklı 'muamelesi' görmüş.
Türkler ile Kürtler 'arasına' mesafeler konulmuş.
Memnuniyetsizlikleri 'hep' göz ardı edilmiş.
Toplumun 'genelinden' saklı tutulmuştur.

***

Dikkat edilirse; 'bastırılma' ve göz ardı edilme 'hep' demokrasinin 'zayıf' dönemlerinde olmuştur.
Et ile tırnak misali, Kürt-Türk, Laz-Çerkez, Sünni-Alevi.
'Ötekileştirme', sınıflandırma gibi 'dışlama' politikalarına maruz kalmışlardır.
Hep bu zayıf düşüncelerin 'gölgesinde' tarihi 'hatalar' tekerrür etmiştir.
Demek ki; 'mevzunun' panzehiri ve doğru denklemi 'konunun' istenilen düzeyde 'tahlilinin' yapılmayışıdır.
Ki bu tahlilde ilk yol 'Demokrasidir'! 
Yer küresine bakalım.
Sorunların 'etnik kimlik' noktasındaki mevzularının 'aşılmasında' tercih edilen yol.
Hep Demokrasinin 'standartlarını' yükseltmek olmuştur.
Yani daha çok demokrasi.

***

İnanıyorum ki; Kürt sorunu noktasında.
Türkiye 'siyasal' tercihini 'doğru' denklemde geliştirirse.
Ve bunu 'tanımına' uygun bir demokrasi 'yerleşkesiyle' hayata geçirirse; 'Sorun' çözüm bulur.
Kimse de, ne kimliğinden, ne inancından, ne de yaşam 'kültüründen' ötürü dışlanmaz.
Kimse de; 'kendini' dışlanmış, ötekileştirmiş 'görmez'!
Bahaneler de üretemez.
Yeter ki, 'demokrasiye' yakışmayan 'siyasi yaklaşımlar' içerisine girilmesin.
Yeter ki 'Kimlik' politikasıyla, 'etnik' milliyetçilik 'ruhuyla', yanlışlar üretilmesin.
Çünkü bu tür düşünceler daima, 'karamsarlık ve umutsuzluk' yaratmıştır.
Ki böylesi bir 'hava' toplumu da 'benliğinden' ve öz değerlerinden uzaklaştırmış olur.
'Kardeşlik' duygusuna da halel getirir.
Her ne kadar; bugüne kadar 'yapılan' provokasyonlara rağmen;
'Toplumun ekseriyetinde' o kardeşlik duygusu hep var olmuştur.
Demem o ki;
Demokrasinin standartları yükseldikçe sorunlar da kendiliğinden çözülür.

***

Bugün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül 'Kürt Sorununun çözümünde önemli gelişmeler' olacak diyorsa.
DTP Genel Başkanı Ahmet Türk'le 'mevzunun' ekseninde düşünce geliştiriyorsa.
Başbakan Erdoğan da '2005'teki' söylemine dönüyorsa.
DTP 'siyasal' söyleminde farklılık geliştiriyorsa.
Hasan Cemal'in PKK'nın önemli isimleriyle yaptığı 'mülakatta' aldığı izlenim ve söylemlerdeki 'olumlu' hava.
Bunlar demektir ki; 'doğru' bir denklem gelişmekte.
Bu da 'Demokrasiyi' güçlendirmektedir.
Ne 'silahlı' çatışma ortamıdır. Ne de; 'kimlikler' noktasında bölünme hayalleridir.
Tek çözüm vardır; ' o da birlikte kardeşçe daha demokratik bir sistemde' yaşamaktır.
Onun için 'çözüm' üreten tek panzehirimiz vardır o da 'DEMOKRASİDİR'!
Ona sımsıkı sarılmamız ve geliştirmemiz gerekir.
Kararlı, samimi ve umutlu bir şekilde.