MAYIN VAKASI TRAJİ-KOMİK
Hani hep deriz ya; 'Burası Türkiye her şey olabilir' diye.
Türkiye 'patentli' bir deyim. Akla-hayale gelmeyen 'mevzular' icra eden bir ülke olduk.
Onun için de; 'olmadık vakalar' sürpriz gelmiyor.
Yani 'traji-komik' vakaların membası gibiyiz.
İşte yine bildik bir mevzuu daha. Günlerdir 7'den 70'e 'odaklanmış' vaziyette tartışıyoruz.
Meclis'in 'çatısı altında', kamuoyunda ve Güneydoğu ahalisinde.
'Şu sınırdaki mayınlı araziler ne olacak?' Sınır 'mayınlardan' temizlensin mi, temizlenmesin mi?
Temizlerse 'kim temizleyecek?'. Ve o araziler 'kime verilecek?'.
Traji-komik bir vakaya dönüştü!
***
Dün 'etnik kimlik' mevzusunda siyasal iktidarın gösterdiği 'babayiğitliği' övmüştük.
Doğru yolda 'soruna' tavır koyduğu ve çözüm geliştirme gayreti içerisinde bulunduğu için.
Muhalefeti de eleştirmiştik.
Ve böylesi 'gerçekçi' bir yolda neden 'takoz' kaldığını ve durumu görmezden geldiğini söylemiştik.
'Yiğidi öldür ama hakkını ver' misali.
Dün böyle söyledik. Ama bugün Muhalefet ve İktidar açısından 'tam aksi' bir icraat hasıl.
Ülkenin ve özellikle Güneydoğu açısından önem arz eden 'Mayınlı Araziler' noktasında; zıt fikir.
Muhalefet 'doğru' yolda hükümet ise 'ısrarcı' bir şekilde 'yanlışın' icrasında.
***
Bakınız! Güneydoğu insanı çok yakından bilmekte. Özellikle de 'sınır bölgesinde' yaşayanlar.
Türkiye'nin 'uzunluk' bakımından en uzun sınır boyuna sahip komşu ülkesi Suriye'dir.
Resmi verilere göre, 500 metre eninde, 877 kilometre de uzunluğa sahip.
Yani 250 bin dönümlük bir arazi.
Kaçakçılığın 'önlenmesi' ve Suriye'den Türkiye'ye geçişleri 'önlemek' amacıyla; 'mayın' döşendi.
1960'lı yıllarda 700 ila 750 bin civarında 'tahrip gücü yüksek' mayın serpiştirildi.
Yıllar geçti. Bölgede binlerce insan 'geçim zorluğuyla' mahkum olduğu 'kaçakçılık' yüzünden canından oldu.
Binlerce kişi 'uzvunu' kaybederek, sakat kaldı. Kimi ayağını, kimi kolunu, kimi de gözünü.
'Kaçağa' diye filmler çekildi. Ağalığın, beyliğin 'feodal' yüzünü gösteren 'kaçakçılıkla' alakalı.
Türküler 'yakıldı', kaybedilen bedenler için. Kimi de 'mahpusa' düşmemek.
Jandarma tarafından 'gözaltına' alınmamak için; 'mayına basıp' canını kaybedenin 'bedenini' tanımazdı.
Yüzünü çevirerek 'tanımıyorum' derdi. Kimi 'babasına' yaptı, kimi yavuklusuna.
Yüzlerce drama sahip.
***
Peki, şimdi ne yapılmak isteniliyor? Fırtınalar 'koparılan' mevzunun 'aslı' nedir?
Ülke olarak 'mayınlardan' kurtulmak istiyoruz. Güzel. Buna itiraz eden de yok.
Olması gereken bir girişim. Yeryüzünde 'sınırları' mayınla döşeli hangi ülke kaldı ki?
Dünyanın 'küreselleştiği', kısaca küçüldüğü bir dönemde halen 'sınırların' mayın terörüyle 'korunması'.
Kabul edilemez olduğu gibi; 'çağın' çok da gerisinde.
Evet. Can yakan o yüz binlerce 'mayın' temizlenmeli. Hem de 'en çabuk' vaziyette.
Ama ne var ki; 'uzlaşılmayan', kabul edilmez görünen 'mayınlardan kurtulmanın' tercih edilen yolu.
Hükümet 'Yasa tasarısı' hazırladı. Şuan mecliste 'üzerinde' haklı kıyametler koparılıyor.
***
Hükümet'in tercihi ve yasadaki 'dayatması' özetle şöyle.
Mayınlı arazilerin temizlenmesi 'teknik ve pahalı bir iş'.
Bunun için de; 'ekonomik güç' yok. 800–900 milyon dolar gerekli.
Biz bunu 'yabancı' bir firmaya ihale edeceğiz. Firma 2014 yılına 'kadar' mayınları temizleyecek.
Ondan sonra da; 'mayından' temizlenen 250 bin dönümlük araziyi 'tarım' amaçlı olarak firma 50 yıl süreyle 'kullanacak'!
Yani bir ölçüde 'Yap-işlet-devret' modeli.
Tabi önemli bir etken de; 'İşi' alacak firmanın İsrail 'olması' da göz ardı edilmemeli.
***
Aslında burada önemli bir ihmal var. Dün bu konuda uzmanlar 'konuştu'!
Mayınlı arazilerin 'temizlenmesinde' Türkiye’nin geciktiği.
Yani 'yıllar' önce yapması gereken işi bugüne getirdi.
Sıkıştığı için de 'hükümet', ihmalini ve unutkanlığını 'kapatmak' için.
'İşi' yasal düzenlemeyle çabucak bitirip; durumu kapatmaktır.
Şöyle ki; Ottowa anlaşması'nı Türkiye 1999 yılında imzaladı.
Anlaşmaya göre 'ülkedeki' mevcut mayınların 2014 yılına kadar 'temizlenmesi' gerekiyor.
Anlaşmanın 'ana' koşulu bu. Ne var ki; 'unutuldu'! 2003 yılına kadar.
Siyasal iktidar 'önce' topu Türk Silahlı Kuvvetlerine attı. 'Siz temizleyin'!
Hatırlarsanız o dönemde 'mayınlı arazinin' haritası yok diye tartışma yaşandı.
Haberler ve kamuoyuna yansıyan bilgiler. 'Mayın Haritası' kayıp.
***
Aslında 'doğruydu'. Ne Türk Silahlı Kuvvetlerinin elinde.
Ne de devletin arşivinde 'mayınlı arazilerle' alakalı 'mayın haritası' yok.
Böyle olunca da 'risk' büyüdü.
İkinci bir kapıya yöneldi. NATO'nun bu konudaki uzman kuruluşu 'NAMAS'ın kapısı çalındı.
Bu işi 'siz yapın' diye. Nusaybin bölgesinde 'ilk adımlar' atılmaya başlandı. Mayınlar 'bir bir' ehil bir şekilde 'söküldü'!
Ancak; 2014'te 'işin bitmesi' gerektiği şartı NAMAS'ın önüne konulunca. İş tekrar başa döndü.
'Biz 5 yılda bu işi bitiremeyiz' denildi.
Zaman da 'işlemesi' münasebetiyle hükümet şimdi 'çıkmaz' sokağı toplumda infial yaratan bir 'yasal düzenlemeyle' aşmak istiyor.
Olabilir mi? Gelinen nokta 'zurnanın zırt' dediği deliğe.
Şimdi ne olacak?
***
Toplumdaki 'genel beklenti'! Muhalefetin de 'doğru' tercihi.
Mayınlar 'temizlensin', ama araziler 'yabancılara' peşkeş çekilmesin.
Ülkenin 'sınır' güvenliği tehlikeye girer. Kontrolünün sağlanması 'mümkün' olmaz.
O araziler 'mayın' mağdurlarına bölgedeki topraksız köylülere dağıtılsın.
Çünkü kiminin kolu yok, kiminin bacağı.
Kimi kaçakçılık yaparken, kimi de okuma-yazma bilmediği için araziye bilmeden girdiği için.
Kimi de güttüğü davarların peşinden koşunca basmış mayına.
O günden bugüne kimse de 'onlara' sahip çıkmamış. Ne tedavisini üstlenen, ne de sakat kaldığı için 'maaş' bağlayan.
Önceki gün Meclis’teydiler. 'Biz mağdur edildik' dediler.
Ve hükümete seslenerek; "Madem bunları buraya döşemek hataydı. O hatanın bedelini ödeyen mağdurlarına da devlet elini uzatsın".
***
Yasa tasarısı 'Meclis'te' görüşülüyor. Meclis'ten çıkması 'eli kulağında'. Hükümet 'kararlı'.
Hem yasayı çıkarmada, hem de mayınları yabancılara temizlemede, hem de araziyi 44 yıllığına 'bedel' karşılığı vermede niyetli.
Ve ne de; 'topraksız köylüye' ve mayın kurbanı ailelere 'arazileri' dağıtmaya niyetli.
İşte bu niyet 'yanlış' ve doğru bir niyet değil. Tartışması 'yüksek', polemiği 'derinlik' arz eden 'traji-komik' bir mevzu.
Bakınız 2003 yılında Kilis'li bir vatandaş.
Sefer Aslan adlı vatandaşın Başbakanlığa yazdığı mektuba yanıt veren MSB Genel Plan ve Prensipler Dairesi Başkanı Tuğamiral Can Erenoğlu şöyle diyor.
Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesi ve mayınlı bölgedeki arazilerin bölge halkının kullanımına açılması konusundaki faaliyetlerin sonuçlandırılması için gerekli tedbirlerin alınmakta olduğu bildiriliyor.
Ama gel gör ki, bugün 'olamaz' deniliyor.
***
Sonuç itibariyle, burada 'bir ihmal' ve iki yanlış söz konusu.
İhmal 1999 yılında imzalanan Ottowa Anlaşması'nın 'rafta' unutulması.
Ve 2003 yılına kadar 'uykuya' tutulması.
Yanlışlar ise. Bugün için geçerli.
Stratejik 'öneme' haiz olan ve Ortadoğu'da 'değişimin' konuşulduğu bir zaman dilimi içerisinde;
'Sınır güvenliği', yabancı şirketlerin 'insiyatifine' bırakılamaz.
Hele 50 yıldır 'hiç sürülmeyen', arazilerin 'söz konusu' firmaya 50 yıllığına 'işletme' hakkı devredilemez.
İkinci yanlış ise, 'mayın mağduru' binlerce ailenin 'görmezden' gelinmesi.
Yıllar önce 'araziler size verilecek' vaadi verilip umutla beklemelerinin sonucunda 'size bir karış toprak yok' demek.
Ne yazık ki, "ihmaller ve yanlışlar' yüzündendir ki; Ülke ve millet olarak 'bir türlü' selamete kavuşamıyoruz.
Unutulmaması gereken de budur.