'NE GARİP BİR DURUM?'

Bilemiyorum!

Anlam 'vermekte de' güçlük çekiyorum.

Şu "garip' ülke olma halimizden.

Düşünüyorum.

Ahali olarak bizde mi bir gariplik var.

Yoksa 'görüp-yaşadıklarımız mı' garip.

Veya 'ülkenin' yönetim anlayışında mı, bir garip söz konusu.

İçinden çıkışmaz, karışık bir durum.

'Nedenler' sıralayıp duruyorsunuz.

Olup-bitenin 'neresinden' tutacağınızı da şaşırıyorsunuz.

Çünkü 'mevzu' garip bir mevzu.

***

Takdir edersiniz ki; 'Garip' kelime anlamı itibariyle 'kapsamı' geniş.

Cümle içerisindeki 'tanımı', kendisine özgü ifade geliştiriyor.

Türkçedeki 'kelime' tanımı itibariyle şöyle;

* Zavallı, kimsesiz, yoksul.

* Şaşılacak şey. Acayip.

* Hüzün, dokunaklı.

Ne yazık ki; bugünkü 'hali ruh-iyemiz', maalesef 'gariplik' içermektedir.

Toplum da, siyasiler de, devletin kurumları da.

Kısacası 'bir bütünlük' içerisinde; 'garip' kelimesinin tüm tanımlarına 'uygun' bir davranış sergiliyoruz.

Ve sergilemeyi de; 'komplike' bir şekilde dolu-dizgin bir performansla devam ettiriyoruz.

***

Akşam 'düşünüyorsunuz'! Yarın 'çok güzel' olacak diye.

Çünkü 'akşam ki' kurgulama size o umudu veriyordu da ondan.

Ama bakıyorsunuz ki; 'akşam' söylenen 'sabah' uygulanmıyor.

Ve 'o çok güzel olacak, sözü değişiyor. Çok kötü icraatlar gelişiyor.

Ne evdeki hesap çarşıya, ne de çarşıdaki hesap eve uymuyor.

İşte ülke ve millet olarak 'şaşılacak şey' dedirten bir mevzu.

Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş.

Ve son 3 yıl içerisinde yaşadıkları. Maruz kaldığı 'uygulamalar'!

Demirbaş'ın 'yaşadıkları', 2,5 yıl öncesine dayalı. Bugüne münhasır değil.

Ama bugün 'yaşanılanla' o gün yaşananları 'kıyasladığınızda' şaşıyorsunuz.

Garipliğin 'tilki' oyunu da burada.

***

Bakınız; günlerdir 'konuşuyor- tartışıyoruz'!

Gerek devletin tepesindeki 'zat-ı muhteremler' olsun.

Gerekse ülkenin 'aydınları' ve gerekse de 'sokaktaki' vatandaş. Herkes 'Kürt açılımından' bahsediyor.

Önemli 'gelişmelerin' sağlandığı ve çözümü noktasında 'geri dönüşü' olmayan bir yola girildiğini.

'Çözümün de' kaçınılmaz hal aldığını söylüyor.

TRT Şeş. Kürtçe müzikler, diziler, filimler, belgeseller yayınlıyor.

Kesintisiz 24 saat yayında. Kürtçe 'kurslar', Kürtçe 'isimler'.

***

Başbakan Erdoğan'ın açıkladığı gibi; 'Cezaevlerindeki görüşlerde artık Kürtçe konuşulabilinecek?'!

Ve daha sayabileceğimiz çok sayıda 'Kürt Kimliğinin' kabulü noktasındaki açılımlar.

Hepsi; Türkiye'nin 'demokrasisi' açısından güç ve kazanım sağlayan.

Kendi vatandaşını 'sahiplenme ve tanıma' noktasında; önemli hamleler.

Gerisi de gelecek.

Ki bugün; 'Diyalogdan' söz ediliyor. Ortak 'konsessyum' geliştirilerek, 'dağa çıkan' PKK'lıları 'aşağı' indirmek.

Toplumsal 'mutabakat' sağlanılması; tartışılıyor.

Ama gel gör ki; 'bazı uygulamalar da', şunu dedirtiyor.

'Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu'!

***

Bugün birçok DTP'li Belediye Başkanı ve partilisi 'Kürtçe' konuştuğu veya 'davetiye-bayram tebriki' bastırdığı için 'davalık'!

Hatta halkın 'iradesiyle' seçilmiş Milletvekilleri hakkında 'hazırlanan' fezlekeler var. Seçim dönemi içerisinde 'Kürtçe' konuştukları için.

Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Suriçi Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş 'bunların' başında geliyor.

Ki Demirbaş'ın durumu daha bir 'şaşırtıcı'!

Önce hafızalarımızı tazeleyeyim. Demirbaş'ın 'davası' neydi?

2007 yılında Demirbaş Belediye Meclisi'nden "Çok Dilli Belediyecilik" diye bir uygulamayı geçirmişti.

Amaç; 'Belediye'ye gelip-giden' Türkçe bilmeyenlere 'Kürtçe ve Zazaca', hatta İngilizce 'hizmet' verebilsin diye.

Bazı yazışmaların da 'bu yönde' olabileceği.

'Sen misin' uygulayan? İçişleri Bakanlığı 'olaya' el koydu.

Yolsuzluk, usulsüzlük, ihale mafyacılığının 'cirit' attığı pek çok Belediye'yi görmeden.

Bunlar hakkında 'yargılama' izni vermeden; Demirbaş için Danıştay'a başvurdu. 'Hesabı kesilsin' diye.

***

Ki öyle de oldu. 19 Ekim 2007'de Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu 'kararını'! Verdi.

Demirtaş'ın 'itirazı' reddedildi. Böylece Demirbaş 'görevden' düşürüldü.

Belediye Meclisi'nin 'kararı da' feshedildi. Gerekçe; 'Anayasa'ya aykırı'!

Bakın üzerinden 1,5 yıl geçti. Demirbaş 'yeniden' Belediye Başkanlığına seçildi.

Ve bugün 'o makamda'.

Demirbaş ülkedeki 'hukuki yolların' kapanmasından sonra şimdi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde dava açtı.

Muhtemelen de 'önümüzdeki' aylarda 'dava görülecek?'! Demirbaş 'mutlaka' birçok delil sunmuştur.

Düşünüyorum!

Demirbaş 'Kürtçe' isim, eğitim ve televizyon yayını noktasındaki 'uygulamaları' not almıştır.

***

Hatta son olarak, Diyarbakır Valiliğinin ki önceki gün 'ulusal bir gazetemize de' manşet 'projesini de' not almıştır.

Bir süre önce kurulan Çağrı Merkezi'nde 'Halkın Derdine Kürtçe de Cevap' verilebiliniyor!

Bu merkeze tüm kamu kurum ve kuruşları bağlı. Hizmet kalitesini artırmak ve vatandaşların da 'şikâyetlerine' cevap verebilmek için açılmış.

Merkezde Kürtçe ve Zazaca konuşabilen personeller istihdam edilerek, dil konusunda yaşanacak muhtemel bir sıkıntının da önüne geçilmiş.

Proje ofisinin sorumlusu Vali Yardımcısı Mehmet Yeşilbaş, çalışmanın her ne kadar resmî bir boyutu olmadığını vurguluyor ise de;

"Şikâyet ya da talebini iletmek üzere 'Alo 444 21 01' No'lu telefonu arayanlar arasında Türkçe bilmeyen vatandaşlarımız var.

Onların şikâyet ve taleplerini Kürtçe olarak da alabiliyoruz." diyor.

Ve ekliyor Yeşilbaş; "Personel aldığımız zaman onlara Kürtçe bilip bilmediklerini sorduk. O zaman çoğu Kürtçe bilmediğini söyledi. Biz Kürtçe bilenlerin tercihimiz olduğunu belirtince Kürtçe bilmediğini söyleyen personelimiz Kürtçe konuşmaya başladı"

***

Güzel bir uygulama. Önemli bir eksikliği gideren çalışma.

Taktir edilmesi de gerekir. Ve taktir de ediyorum.

Bölgedemizdeki diğer 'valiliklere de' örnek teşkil etsin.

Ancak; Demirbaş'ın 'başına' gelenle, buradaki 'durumu' karşılaştırdığımız da 'gariplik' ortaya çıkıyor.

Benim de 'üzerinde' durmak istediğim bu. 'Neden' karşı çıkılıyor?

Çok Dilli Belediyeciliği 'savunan' Demirbaş bu işi 'resmileştirmişti'!

Meclis'ten de 'karar' çıkararak.

Ama gel gör ki; 'Valiliğin' bu uygulaması resmi değil.

TRT Şeş'in 'varlığı da' henüz resmi ve yasal bir düzenlemeye sahip değil.

O zaman tezat bir durum söz konusu olmuyor mu?

***

Bilemiyorum!

AİHM'deki davada Türkiye nasıl bir savunma verecek.

Diyebilir mi; 'Biz Çok Dilli Belediyecilik' uygulamasına karşıyız. Kürtçe 'davetiye ve bayram' tebriklerinin basılmasına karşıyız. Seçim mitinglerinde 'Türkçenin dışında 'Kürtçe ve Zazaca' konuşmasına karşıyız. Bunlar 'Anayasamıza' aykırıdır?'.

Diğer yandan; 'demokratik' açılımdan söz ederek; 'Devletin resmi televizyonunda Kürtçe yayına izin verdik.

Kürtçe 'kursların' açılmasını sağladık. Kürtçe isimlere müdahale etmiyoruz. Vatandaş şikâyetini 'Kürtçe' bize iletebilir' diyebilir.

Şimdi iki durum karşısında ortaya çıkan 'tezat' durum; sizde 'şaşılacak şey', yanı "Garip' değil mi?

Aslında 'yazılacak' çok 'tezat' durumlarımız var. Çünkü ülke de, millet de, devlet te 'garip'!

Hele uygulamalarımız daha bir garip. Durum böyle olunca da; 'ne adalet' eşit tecelli edebiliyor.

Ne hukuk 'özgür' icra edebiliyor. Ne de 'nizam' dik duruş sergileyebiliyor.

Herkes 'kendi' ufkunda; 'işine' ve sisteme 'nasıl' uygun gelirse.

Birine 'olabilir', onbinlerce 'yasak' olabilir.

İşte halı 'ruh-iyemiz de' bu gariplikler içerisinde; ömür tüketiyor.

Yanlış mıyız?