'NE SÖYLENİLEBİLİR Kİ?'

Bazen 'kalem' ne yazacağını şaşırır. 'Donar' kalır. Hem kendisi hem de 'kullanıcısı'.
'İşlev' dışı kalır. Duygular, düşünceler ve kelimeler 'kilitlenir!'.
Boğazınız düğümlenir, acı ve öfke duyarsınız. 'Kalbinizin' ta derinliklerinde.
Kelimeler kifayetsiz kalır, yaşanan ve yaşatılan 'vakayı' tarif etmeye.
Ya da 'ne olduğunu' söylemeye. Meramını anlatmaya.
Dün işte böylesine 'derin' bir duygu içerisindeydim.
'Mardin'de Katliam'! Bilgisayarın başında 'dakikalarca' durgun kaldım.
İçimdeki 'duyguları' anlatabilmek için. Ama 'beyin hücrelerim' kilitlenmişti.
Gördüğüm 'manzara', vakaya ilişkin 'gelen' bilgiler noktasında. Nasıl olur diye söylenip durduk?
Beyaz ekran bana bakıyor, ben ona bakıyorum. Ne zaman 'içimdekini' dışa vurabileceğim.
Yaşatılan 'dehşeti' nasıl anlatabilirim.

***

Aslında 'yabancısı' değilim, değiliz. İlk kez 'olan' bir vaka da değil. Nice vakalar 'yaşadık'!
Çünkü Güneydoğu'da 'benzeri' onlarca vaka vuku buldu.
'Beşikteki' bebeğe kurşun sıkıldı. Onlarca ceset 'yan yana' sıralandı.
Ama Mardin'deki 'geçmişte' yaşadıklarımızın 'çok' ötesinde.
Onun için de kelimelerin ifade edemeyeceği 'dehşet-engiz' bir vaka!
İşte Mardin. İşte Mazıdağ İşte Sultan Şehmus. Ve işte 45 kişiye 'mezar' olan Bilge köyü.
Düğün ve Cenaze! Birbirine ne kadar 'yakışmayan' ve zıt iki kelime. Ne yazık ki; Bilge köyünde 'bu iki kelime' buluşturuldu.
Hem de 'insanlık' dışı bir tabloyla. Çoluk-çocuk, kadın 'demeden'! 'Katledildiler'!
Erkekler 'yatsı-namazında'. Secdede bulunurken.
Yarınlara "umutla' hazırlanıp, evliliğe ilk adımı adan damat adayı ile nişanlı genç kız bile.
Vücutlarına binlerce 'kurşun' sıkıldı. Yetmedi. 'Cansız' bedenler kontrol edildi. Kıpırdanan var mı diye?
Varsa "bir kurşun' daha denildi. 'Ayırım' gözetmeden.
Minberdeki 'İmamı' bile hedef aldılar.

***

Evet. Korkunç bir manzara.
İnsanların hayallerini, isteklerini, beklentilerini ve dualarını 'bir anda', tarumar ettiler.
Sorgusuz-sualsiz. Bir köyü 'insanlarıyla' birlikte 'haritadan' sildiler.
Ailesini-yakınlarını kaybeden Osman Çelebi'nin dediği gibi; 'Soyumuzu kurutmak istediler'!
Çünkü sadece 'Çelebi' ailesinden 35 kişi 'öldürüldü'.
Köylülerden Abdullah Akan gördüğü manzarayı anlatıyor:
"Eve girdiğimde her taraf ceset doluydu. Önde imam arkasında erkekler, hepsi ölmüştü.
Diğer odada kadın ve çocuklar vardı. İçerisi kan gölüydü. Ben hayatımda böyle vahşet görmedim" 
Bu manzara karşısında; denilebilinir mi? Bunu yapanlar 'İnsan mı?' diye.
Denilebilinir mi; bunlar Müslüman diye.
Denilebilinir mi bunlar 'Kürt' diye?
Denilebilinir mi bunlar 'Amca çocukları' diye?
Denilebilinir mi bunlar 'Aynı soydan geliyorlar' diye?
Denilebilinir mi bunlar 'Akrabadır' diye?
Denilemez. Hiç denilemez.
Yapanlar her 'kim olursa' olsun. Ne amaçla yaparlarsa yapsın.
Gerekçeleri ne olursa olsun? Kabul edilemez. Ve Affedilemez.
Çünkü 'yapılan', çoluk-çocuk demeden 'katleden' insan olamaz.
Olsa olsa 'insan postu' giymiş 'canavar' olur!
Ki bu kelime de 'onlara' lüks kalır.

***

Denilene göre; 11 kişi saldırıyla alakalı gözaltında.
Saldırıyı yapanlar da 8 kişi. Mazıdağ Jandarmasında şuan 'sorgulanıyorlar'!
Vaka'nın 'sis perdesinin' aralanması sonucu. Önümüzdeki 'bir kaç gün'de aşikâr olacak.
İsimlerini İçişleri Bakanı Beşir Atalay 'açıklamadı'. Ancak şu ifadeyi kullandı.
Katliamda 35 kişiyi 'kaybeden' Çelebi 'ailesinin' soyadını taşıyorlarmış.
Yani 'köylülerin' dediği gibi, 'saldırganlar' binlerce kurşuna hedef olanların 'amca çocukları'!
Aynı kanı taşıyan, aynı soy ismine sahip. Ve aynı köyde 'kalanlar'!
Vaka 'terör' değil. Bu kesin. Töre'nin 'ürünü mü', yoksa 'kan davasının' sonucu mu?
Ya da 'cehaletin' getirisi mi? Bir anlık 'husumetin' ateşi mi? Hepsi 'olup-bitende' mevcut.
Çünkü Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanı'nın 'aktardıkları'.
'Soykırımı' andıran vahşetin içyüzünü bir nebze de olsa 'ortaya koyuyor'!
Bakanların söylediklerine gelince. Tespitleri şu yönde:

***

"O köy sulama kanalları bol ve balık çiftlikleri olan bir köy.
Jandarmaya verilen ilk bilgi balık çiftlikleri konusunda aile içinde husumet çıkmış.
Yani bir maddi mesele var"…
Aile içerisinde şu an gözaltında tutulan 11 kişiden tamamı değişik ifadeler veriyor.
Bir kız meselesi olduğu söylense de bunun yeterli olduğunu sanmıyorum. Elbette inceliyorlar."
Dün özellikle 'öğleden' sonra; 'vakanın' ayrıntıları akarken, ciddi iddialar da konuşuldu.
'Saldırganların' temin ettikleri silahlar.
Ve saldırı sonrasında 5 kilometre ötede bulunan 'Karakol'un intikalinde gecikme.
Silahları nerden buldukları ve temin ettikleri 'açığa' çıktı. Bazıları 'köy korucusu'. Yani Devlet'in 'silahları'!
30–40 yıldan buyana 'binlerce' insanın katledildiği 'coğrafya'da. 'Hâkimiyet' elinde silah olandadır.

***

Bundan dört yıl önce de; Bismil'de '8 kişi' katledilmedi mi?
Yine korucu ve yine 'rant' çekişmesiydi.
DTP dün bu konuya 'altı çizili' bir şekilde dikkat çekti.
Emine Ayna! "Mardin’deki olay her ne kadar aile içi çatışma olarak yansıtılsa da bizzat devlet eliyle yürürlüğe konulan Kürt’ü Kürt’e kırdırma politikasının bir sonucudur" diye yorumladı.
Sonuç itibariyle! Bilge 'köyündeki' katliamın bize vereceği 'derin' ders-i ibreti mevcut.
47 İnsan 'nasıl' bir çırpıda 'öldürülür'?
Aslında vakayı 'şu düşünsel' fikirde değerlendirirsek, 'gerçek' bir bakış ortaya koymuş olacağız.
Yani Dağlı'nın da dediği gibi;
'Bu olayı Ergenekon'un faili meçhullerinden farklı düşünmemek gerekiyor. Kan davası gütme ile devletin hukuksuz uygulamaları arasında paralel bir ideoloji var."
Bence de; 'Mardin Mardin olalı' böyle vahşet görmedi yerine;
Güneydoğu Güneydoğu olalı "böylesi" karanlık senaryoyla gerçekleştirilen 'katliam' yapılmadı.
Evet. Hukukun, nizamın, adaletin, demokrasinin, eşitliğin, hak ve hukukun 'terazisinde' sapma var olduğu müddetçe.
Güneydoğu 'kandan, gözyaşından, şiddetten, terörden, baskılardan, feodalizmden, cehaletten' kurtulamaz.
Arınamayacağı gibi. Bu vakaları 'yaşamaya ve tanık' olmaya devam edeceğiz.