PAROLA: BAYRAK... KAYIP: 70 MİLYON TL!
Biliyorum... Olay artık gündemin sıcak başlıklarından biri değil. Belki de çoğu kişi için çoktan unutuldu bu mevzu!. Ama bu hadise, sıradan bir dolandırıcılık vakasının ötesinde olduğu için üzerinde yeniden düşünmeyi hak ediyor diyerek, mevzu ettim!. Çünkü burada kaybedilen yalnızca yaklaşık 70 milyon lira değil.. Güven duygusu, psikolojik direnç ve insanın kendi muhakemesine duyduğu inanç da ağır yara alıyor.
***
Söz konusu kişi sıradan biri değil. Yıllarca belediye başkanlığı yapmış, devletin en üst kademeleriyle çalışmış, bürokrasiyi yakından tanıyan, siyasetin içinde uzun yıllar geçirmiş bir milletvekili... Devlet mekanizmasını bilen, resmî prosedürlere hâkim olduğu düşünülen bir isim.
***
Ve bir telefon geliyor... Karşıdaki kişi kendisini polis olarak tanıtıyor. Ardından sahte kimlikler, resmî görünümlü belgeler, kurgulanmış operasyon senaryoları... Sonuç, yaklaşık 70 milyon liralık para ve altın, dolandırıcıların eline geçiyor.
***
Bugün herkes aynı soruyu soruyor.. Bir milletvekili bile buna nasıl inanır? Oysa asıl sorulması gereken soru bu değil. Asıl soru şudur.. Eğer yıllarca devlet yönetiminin içinde bulunmuş, tecrübesiyle öne çıkan bir siyasetçi bile böylesine profesyonel bir psikolojik manipülasyonun hedefi olabiliyorsa, sıradan vatandaş kendini nasıl koruyacak?
***
Çünkü artık dolandırıcılar insanların bilgisizliğini değil, duygularını hedef alıyor. Adınıza suç işlendi. Kimliğiniz terör örgütünün eline geçti. Hakkınızda gizli soruşturma yürütülüyor. Bu cümleler karşısında çoğu insanın ilk refleksi mantık değil, korku oluyor. İşte tam da o anda muhakeme yerini paniğe bırakıyor.
***
Burhanettin Kocamaz'ın ifadesi incelendiğinde dolandırıcıların klasik yöntemlerle hareket etmediği açıkça görülüyor. Önce güven inşa ediyorlar. Devletin resmî dilini kullanıyorlar. Kişisel bilgileri sıralayarak inandırıcılık oluşturuyorlar. Sonra kurbanı adım adım psikolojik bir kuşatmanın içine çekiyorlar.
***
Elbette burada bireysel hatalar da vardır. Ancak yalnızca mağduru suçlamak, sorunun büyüklüğünü görmezden gelmektir. Bu olay, toplum olarak üzerinde düşünmemiz gereken daha derin bir gerçeği ortaya koyuyor.
***
Türkiye'de insanlar hâlâ devlet kurumlarının adını duyduklarında büyük bir tedirginlik yaşıyor. Telefonda söylenen birkaç cümleyle hayatlarının altüst olabileceğine inanabilecek kadar güçlü bir otorite algısı taşıyorlar. Vatandaş ile devlet arasındaki güven ilişkisinin de yeniden sorgulanmasını zorunlu kılıyor.
***
Olayın suç boyutu da oldukça dikkat çekici. Karşımızda üç-beş kişinin rastgele yaptığı bir telefon dolandırıcılığı yok. İnsan psikolojisini iyi analiz eden, teknolojiyi etkin kullanan, görev paylaşımı yapan, ikna tekniklerini profesyonelce uygulayan organize suç yapıları var.
***
Bugün Burhanettin Kocamaz'ın yaşadığı mağduriyet, yarın bir öğretmenin, emeklinin, esnafın, doktorun, hâkimin ya da öğrencinin de başına gelebilir. Bu nedenle bu olaya gülmek ya da küçümsemek yerine, herkesin kendisi adına ders çıkarması gerekiyor.
***
Dolandırıcıların hedefi yalnızca saf insanlar değildir. Onların asıl hedefi, "Bana bir şey olmaz." diye düşünen, kendisini güvende hisseden insanlardır. Ve çoğu zaman en büyük yanılgı da tam burada başlar. Tarih, kandırılamayacağına inanan insanların nasıl ustaca aldatıldığının sayısız örneğiyle doludur.
***
GÜNÜN SÖZÜ
İnsanı yanıltan çoğu zaman bilmediği şeyler değil, doğru olduğuna sarsılmaz biçimde inandığı yanlışlardır.
Yorumlar