RAMAZAN'A ÖZEL!
Hayırlısıyla!
48 saat sonra; 'Üç aylara' merhaba diyeceğiz.
Yani Perşembe günü Recep Ay'ından gün alacağız.
Derken Şaban ve ardından 11 ay'ın sultanı Ramazan-ı Şerif.
Taktir edersiniz ki 'Üç aylar' dini duyguların yoğunluk kazandığı bir zaman dilimidir.
Merhamet, şefkat, yardımlaşma, dayanışma 'hislerini' doruğa çıkarır.
İyiliğin, hayrın ve doğruların ''mevsimidir'.
İnsanlar bu zaman dilimi içerisinde ekseriyetle "geçmişin' muhasebesini yapar.
Geleceğe azim ve enerji dolu bir şekilde 'atılma' fırsatını kollar.
Hatalardan, günahlardan temizlenme, hayırlı ve yararlı işlere odaklanıp, icra eder.
***
İşte bu ulvi 'mevsimle' alakalı size müjdeli bir haberimiz var.
Aslında haber değil. Ramazan'a Özel bir 'hediye'!
Kürtçe 'Kur'an-ı Kerim' tefsiri. Molla Muhammed Şirin'in 'kaleminden'!
İki ciltlik bir tefsir. Birinci hamura basılı, renkli. Ve 'renkli-deri'.
Maddi imkanları zorlayarak, hazırladık.
'Kampanya'nın tanıtımına başladık. Kısmetse, 'Pazartesi' günü başlama alacak.
Bu kültür hazinesinin 'her evde ve her kütüphanede' yer alması gerekir.
Ve mutlaka 'sahip' olmalısınız.
***
Tabi Söz Gazetesi olarak bu 'hediye' için, diğer kuruluşlar gibi 'ekstra' bir ücret almıyoruz.
Zaten 'böylesi' bir eser 'maddiyatla' ölçülmez.
Bugün birçok 'kitap evinde' benzerleri, 'çok yüksek' meblağla satılmaktadır.
Pazartesi gününden itibaren 'kupon' vereceğiz.
45 gün süreyle. Kuponlarını 'eksiksiz' getiren herkes.
'İki ciltlik', Kürtçe Kur'an-ı Kerim 'tefsirini' alabilecek.
Siz okurlarımız için imkanları zorlayarak sınırlı sayıda bastık.
Bunun için de, 'şimdiden', en yakın bayiinizden gazetenizi ayırtın.
Ki, herhangi bir aksamaya maruz kalmayasınız.
Şimdiden size hayırlı olsun!
***
BABAL TERFİ ETTİ!
Ve bir dostu hatırlamak.
Bizim mesleğe yıllarını 'vermiş' olanlar bilirler.
Özellikle de Diyarbakır'da bu görevi ifa edenler yakından tanır.
Yüksel Babal'ı. Bir Polis Müdürü.
Baba mesleğini yürütüyor. Kendisi gibi Babası da polis.
Şimdi ikisi de 'mesleğin' zirvesinde.
Türkiye'de ilk kez 'Babasıyla birlikte' terfi olan bir polis müdürü.
Önceki gün 'terfi' aldığını haber aldım.
Terörle Mücadele Daire Başkanlığı'na getirilmiş.
***
Diyarbakır'dan tanırım. Uzun yıllar önceydi.
'Mali Şube Müdürü' olarak görev yapıyordu.
O zamanlarda hep konuşurduk. 'Polisin halka' yaklaşım tarzını.
O da her seferinde şunu derdi, bizim 'eleştirilerimize' karşı.
'Hak vererek' derdi ki; 'Eğitimli Polisler' kadroya dahil olmalı.
Yani 'polis-vatandaş' diyalogunda 'eğitim' şart.
Ne zaman ki; Karakollarda ' Polis Akademisi Mezunu' polisler dahil oldu.
Sorunlar da bir bir çözülmeye başladı.
***
Mesleğinden ödün vermezdi. Ama 'sosyal diyaloga' önem verirdi.
Hatırlıyorum Diyarbakır'dan 'tayin' aldığında.
O zaman Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti'nde 'veda' yemeği verilmişti.
O gece kalabalıktı. Ve veda konuşmasında şunu demişti.
'Ben evimden ayrılmış gibiyim. Ama sizi unutmayacağım'!".
Babası da, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünde o zaman 'Personel Şube Müdürüydü'!
Baba Kadir Babal 'şimdi' emekli.
Yıllar sonra bir dostu 'gururla' anmak güzel bir duygu.
Babal'a yeni görevinde başarılar diliyorum.
***
DOĞRUDAN ŞAŞMAMAK LAZIM?
Evet! İğneyi kendimize bi batıralım. Mesleğimizin terminolojisinde 'asparagas' diye bir tabir vardır.
Bir başka 'ifadeyle' masa-başı. Ya da kulaktan duyma habercilik.
Böylesi 'haber ve haberciler' için kullanılan bir deyimdir; 'asparagas'!
Ne yazık ki 'öyle'! Acı ama gerçek. Her meslekte olduğu gibi.
İşte bizim meslekte de böylesi 'iyi huylu' olmayanlar vardır.
Bir gerçek vardır. Gazetecilik mesleğinde, 'dört başı mamur' şeklinde edinilen haber 'titizlik' ister.
Okuyucular tarafından çok daha dikkat çekmesi için, 'ağdalı' bir dil kullanılır. Var olan 'dokümana' süsleme getirilir.
Çarpıcı başlıklar, spotlar geliştirilir. Bu, 'olması' aşırı olmamak kaydıyla gerekli.
***
Ama asparagas haberde 'durum' öyle değil. Masa başında ilgisiz-alakasız fikir üretmek.
Senaryolar düzenleyip, 'mevzuya' elbise biçmek misali, kalem oynatılır.
Bu tür 'düşünce ve tavırlar' ne yazık ki; 'mesleğe' olan güveni de 'eritmektedir'!
Ama 'yalancının mumu yatsıya kadar' yanar misali, 'bu iyi huylu' olmayanlar çok çabuk 'deşifre' olurlar.
Hani deriz ya, 'bir sıçra, iki sıçra, üçüncüsünde yakalanır'.
Kimi zaman bizim gibi 'yıllarını' bu mesleğe vermiş, 'duayenlik' sınıfına yükselmişler de 'alet' olmakta.
Ve onlara kanmaktadır. Ki nitekim önceki gün 'böylesi' bir durum hâsıl oldu.
Muhabirin 'cingözlüğü', Haber Müdürü'nün 'keyfiyeti' sayesinde..
***
Hatırlarsınız! Üç gün önce Ofis Akkoyunlu Caddesinde bir cinayet işlendi.
Adıyaman'dan Diyarbakır'a bir hafta önce tayin olan Din ve Kültür Öğretmeni Mehmet Avcı.
Gece yarısı bıçaklı saldırı sonucu 6 yerinden bıçaklanarak öldürülmüştü.
İlk gün 'haberi' manşetten verdik. 'Din Öğretmeni İnfaz Edildi'. Cinayetin sır perdesi aralanmaya çalışılıyor demiştik.
Fikri takip noktasında 'haber' takip edildi. Cinayeti kim işledi, neden işledi diye?
İşte bu soruların cevabında; 'asparagaslık' devreye sokuldu. Yok, öğretmen 'akli dengesi bozuk' kardeşi tarafından öldürüldü.
Yok, 'katil zanlısı' gözaltına alındı, yok tutuklandı.
***
Hayır! Ne katil zanlısı kardeş? Ne de tutuklanan var? Tamamen 'afakî'! Şuan için 'cinayet' çözülmüş değil.
Herhangi gözaltına alınan da yok. Olay esnasında 'öğretmenin' yanında olan ve iş ortağı olduğu söylenen kişiden söz ediliyor.
Bu kişi de, 'olaydan' sonra kayıp. Polis bu şahsı arıyor. Eğer bulursa, 'cinayetin sis' perdesini aralar.
Ve hepimiz 'durumun' iç yüzüne vakıf oluruz. Yoksa 'İnfaz' sırlarıyla askıda kalır.
Evet! Birçoğunuz. Özellikle 'mesleğimizi' icra edenler. Bu 'özel durumu' sizinle paylaşmamı garipsemişlerdir.
İnsan bindiği dalı nasıl keser diye? Ya da; ne olmuş? 'Anlatmasaydın, kimin haberi olurdu?'.
Haklı bir düşünce diyemeyeceğim. Çünkü eğer 'o yanlışı' göz ardı etseydim.
Ve okurlarımıza o yanlışın doğrusunu aktarmasaydım.
Bu tür 'asparagas' düşünceyi benimseyenleri 'uyarmasaydım'!
O zaman, Diyarbakır Söz'ün 'doğruluğu ve gerçek haberciliği' nerde kalır?
Mesleğe ‘ayıp’ etmiş olmaz mıydık? Olurduk.
Ustad ne güzel ifade etmiştir. 'Hatayı' kabullenmek, yanlıştan dönmek de 'erdemliktir'!