SEVGİ ŞEHRİ DİYARBAKIR
Ne güzel bir deyim. Ders-i ibret misali.
'Tarihi olmayanın geleceği de olmaz' diye!
Doğru bir söz. Çünkü 'insanoğlu' geçmişiyle vardır.
Ve o geçmişini 'taşır' hayatın tüm duraklarında. İster birey, ister toplum ister bir grup olsun.
Mutlaka 'dünü' vardır. Ki kendini 'anlamak' isteyen insan, geçmişiyle anlayabilir.
Nasıl ki, belleğimiz bireysel düzeyde 'geçmiş' deneyimlerimizi taşıyorsa.
Ve o taşıdığı bilgiler doğrultusunda yaşamımıza 'yol haritası' oluyorsa.
Tarihimiz de, kültürümüz de 'toplumsal' düzeyde bize yol göstericidir.
Hele bir de; 'tarihi' kalıntıları bir abide olarak 'korumuşsak'. Var olan 'kültürel' değerlerimizi 'bağrımızda' yaşatmış bulunuyorsak.
Gelecek nesillere 'miras' olarak bırakmışsak.
İşte o zaman biz 'var olabiliriz' ve var oluruz. Aksi taktirde 'erozyona' uğramış toprak misali 'değersiz' oluruz.
Ki ne yazık ki; 'toplum' olarak şuan için bu cenderenin 'ağındayız'!
Hızla erimiyor değiliz.
***
Neden dediğinizi duyar gibiyim. Çünkü Diyarbakır için hep telaffuz ederiz.
Hele 'tarihi' anlatımlarda dillendiririz. Parlak sözlükler misali ard-arda sıralayarak.
Diyarbakır bir Kültür kenti. Diyarbakır bir Hoşgörü kenti.
Diyarbakır bir Barış kenti. Mezopotamya’nın 'dehası'.
Medeniyetlerin de 'beşik' abidesi. Dinlerin, dillerin, gelenek ve göreneklerin 'yaşam' membası.
Nebiler, Sahabeler, Azizler ve Krallar kenti Diyarbakır.
Evet. Diyarbakır 'tüm bu anlattıklarımın' hepsini.
En küçük 'ayrıntısına' kadar, bağrında yaşatmış, yaşatıyor.
Ve yaşatabilmeye de aday. Ama ‘yaşayanları’ olarak, değerlerimizin ‘farkında mıyız’?
Ya da 'değerlerimize' sahip çıkıp, yararlanabiliyor muyuz? Veya Barış, Hoşgörü ve Kültürel 'noktada' bütün müyüz?
Net bir cevap veremiyorum. Ne evet diyebiliyorum, ne de hayır?
Ancak şu beşer-i hakikati ifade edebilirim.
Biz birçok alanda olduğu gibi; 'Tarihimize de, Kültürümüze de, Medeniyet' değerlerimize de.
Samimiyet noktasında 'el atmıyor, sahip çıkmıyoruz'!
Tıpkı 'yıllardır', var olan açı gerçeğimize karşı ortaya koymadığımız 'samimiyet' gibi.
***
Evet. Tarihimizi ve kültürümüzü 'ne yazık ki' tanıtmıyoruz.
Tanıtımını yapmadığımız gibi. Gelecek nesilleri de 'bilgilendirme' anlamında aktiflik göstermiyoruz.
Düne kadar. Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü 'dahil' olmak üzere. Tarihimizle ve Kültürümüzle, Eserlerimizle ve Tarihi Mirasımızla 'alakalı'.
Şu veya bu kurum 'diyebilir mi ki' şu etkinlikte bulunduk. Diyarbakır'ın 'tarihi' dokusunu yerel ve ulusal, uluslararası 'düzeyde' anlattık.
Olmuşsa da, 'dostlar alış-verişte' misali olmuştur. Bilimsel hiç bir araştırma 'dahi yapılmış' değil. Varsa da; 'çeyrek asır' öncesi araştırmalardır.
Bir çoğu da; 'yanlış' bilgilenmelere sahip.
İl Valiliği ve Dicle Üniversitesinin 'organizasyonuyla'!
Diyarkapı 1. Uluslararası Nebiler, Sahabeler, Azizler ve Krallar Kenti Diyarbakır Sempozyumu düzenlendi.
Sempozyum dün itibariyle başladı. Tıp Fakültesi Konferans salonunda. Üç gün sürecek.
'Diyarbakır'da Peygamber İzleri. Diyarbakır ve Sahabeler. Ashab-ı Kehf. Diyarbakır ve Azizler.
Tarihi değer ve eserleriyle Diyarbakır. Sempozyumun amacı Diyarbakır'ın Kültür, Tarih ve İnanç Turizmi Potansiyelini tanıtmak.
***
Sempozyum'un Cuma günü akşam 'tanıtım resepsiyonu' vardı.
Tarihi Keçi Burcu’nda. Otantik ve tarihi bir ortam.
'İşte tarihimiz, işte zenginliklerimiz' dedirten bir slâyt gösterisi vardı.
Muhteşem! Nefes kesici... Sunum da tanıtım da. Projenin mimarı Prof. Dr. Kenan Haspolat.
Yıllardır mesleğinin dışındaki tüm zamanlarını Diyarbakır'ın 'tarihi ve kültürel' dokusuna harcayan biri.
Zaten kendisini tanımayan yoktur. Ayaklı bir tarih kütüphanesi gibi.
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesinde 'çocuk' doktoru.
Ama onu özellikle bizler 7 bin sayfalık 'Diyarbakır Tarihi'yle tanıyoruz.
Bu alanda 'kurduğu' internet siteleriyle. Haspolat hocayı 1,5 saat süreyle 'slâyt' desteğiyle Diyarbakır'ın tarihini dinledik.
Her resme derin bir yorum ve anlatım hakimdi. Bir içim su misali.
***
Peygamberler ve Sahabeler diyarı Diyarbakır.
Haspolat hocanın ifadesiyle; Diyarbakır 'Mekke’den' sonra en fazla Peygamber ve Sahabeyi 'bağrında' tutan bir kent.
Hazreti Süleyman. Ve 29 Sahabe. Ergani'de Zülküf Peygamber.
Aslında 29 Sahabenin varlığından her ne kadar belgelere dayalı ifade ediliyorsa da, sayının '500–600' civarında olduğu da tartışılmıyor değil.
Çünkü Diyarbakır'ın 'fethi' ve sonrasında buranın idaresini elinde tutanlar da düşünülürse.
Lice'deki Ashab-ı Kehf. Ergani'deki İlk Yerleşim yeri olan Çay höyükleri.
Ulu cami, Behrampaşa Camii. Ve Meryemana Kilesi. Silvan'daki Hasuni mağaraları.
İçkale. Surlar.
***
On bin yıllık bir medeniyet. M.Ö. 7500–5000 yılları arasında aralıksız.
Daha sonra da aralıklarla iskân edilmiş olarak günümüzdeki kent uygarlığının ilk temellerinin atıldığı Çayönü.
Göçebelikten yerleşik köy yaşantısına.
"Neolitik Devrim"olarak da bilinen teknolojik yaşam biçimi.
Ergani yakınlarındaki Grikihaciyan Tepesi’.
M.Ö. 5000 yılları başına tarihlenen "Gelişkin Köy Evresi".
Ya da Kalkolitik Çağ olarak adlandırılan Halaf Kültürü’nün sonlarına tarihlenen tek bir kültür evresi.
Bismil İlçesi yakınlarındaki Üçtepe Höyük.
Yeni Asur, Helenistik ve Roma İmparatorluğu 'kalıntıları' mevcut.
Roma-Bizans, Türk, Pers ve Arap devletlerinin zengin tarihi ve kültürel değerlerini taşıyan ortak bir kültür mirasına sahip Diyarbakır.
***
Diyarbakır'ın kuruluş tarihi kesin olarak bilinmiyor.
Ancak M.S. 349 yılında Roma İmparatoru II. Constantius zamanında 'Surlar' yeni baştan onarılıp güçlendirilmiş.
Kuşbakışı görüntüsüyle kenti çevreleyen surların üzeri, kente egemen olan otuz uygarlığın izlerini taşıyan oyma ve kabartma motiflerinin yanı sıra onu bir kuşak gibi çevreleyen yazıtlarla bezeli.
639 yılında Müslüman Araplar tarafından alınan ve camiye dönüştürülerek Ulu cami adını alan Mar Toma Kilisesi.
Romalılardan kalma güneş saati.
Anadolu’daki ilk tıp eğitim merkezlerinden biri olan Mesudiye Medresesi.
Ve daha sayabileceğimiz kiliseler, hanlar, köşkler, tarihi sokaklar ve evler.
Tarih ve kültür deryası Diyarbakır.
***
Bunları 'tek tek anlatırken', şu gerçeğe de vurgu yapmadan geçmiyordu.
'Neden sahip çıkmıyoruz?' diye. Çünkü bu kadar 'geniş yelpazede', tarihi bir geçmişe sahip olan Diyarbakır.
Neden turistik ve inanç turizmi noktasında 'yoksul'?
Turizmdeki 'payı', turist ağırlamadaki sayısı neden 'yok' denilecek kadar.
Ve Diyarbakırlı 'kenti değerlerinin' bilgisine sahip neden değil?
Bu alandaki 'iç turizm' neden işlev görmüyor.
Vali Mutlu'nun dün ifade ettiği gibi; "Diyarbakır'ı gerçek kimliği ile tanıtmamız gerekmektedir'
Çünkü bugüne kadar 'tanıtabilmiş' değiliz. İnşallah bu ilk adım, birçok adıma vesile olur.
Diyarbakır'da "Sevgi şehri" olmayı bir kez daha gönüllerde yer edinir.
Güçlü bir tarihe, derin bir kültüre sahip olduğumuzu hiç ama hiç.
UNUTMAYALIM? Ve ona sahıp çıkalım.