ŞİKAYET HAKKI YOK!
Galiba;
Devlet erkânlarında gelenek haline geldi.
Emeklilikten sonra 'suskunluklarını' bozmaları.
Bir-kaç ay 'emeklilik' keyfinden sonra; 'ekran ve gazete' müdavimi olmak.
Olur-olmaz, ülkenin gündemine ve geçmişteki vakalarına ilişkin 'fikir' beyan etmek.
İşte bu geleneğe Genelkurmay eski Başkanı Yaşar Büyükanıt da dahil oldu.
Önceki gece 32. Gün Programındaydı. Sabah saatlerine kadar 'izledim'!
Mevzulara ve sorulara 'verdiği' cevaplar noktasında, irkilmedim değil.
Ancak 'irkilen' durumun Türkiye'nin siyasi yol haritasında yaşanan 'tıkanmadan' kendisinin sorumlu olmadığını.
Tarih 'olup-biten' olumsuzlukların deşifresinde 'önemli' bir süreçtir.
***
Neyse! Zaten benim 'neler söylediğiyle' ilgim yok.
O konular zaman dilimi içerisinde 'irdelenecek'.
İrdeleyenler de çok olacak.
Ancak benim 'üzerine' odaklanmak istediğim mevzu Büyükanıt'ın 'şikayet' edişi.
Garip bir durum. 'Şikayeti' ve şikayet ettiği mevzuu.
'Tele kulak mağduru'!
Yani görevde bulunduğu zaman dilimi içerisinde 'telefonları ve makamı' dinlenmiş.
Ve bunu da biliyormuş. Ama 'gereğini' yapmamış. Müdahalede bulunmamış.
Yıllar sonra 'emekli' olduktan sonra; televizyon ekranında 'dile' getiriyor.
***
Acizliğin ifadesi olsa gerek.
Şöyle ki; Siz Genelkurmay Başkanı olacaksınız.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 'tepesindeki' kişi olarak makam alacaksınız.
Ülkenin ve milletin 'güvenliğinden', huzur ve barış ortamından 'sorumlu' olacaksınız.
Ve birileri bu kudretinize rağmen 'sizleri' dinleyecek.
Ne yaptıklarınızı 'gözetleyecek' ve siz de bunu 'görmezden' geleceksiniz.
Gereğini yerine getirmeyip, yıllar sonra 'tekaüt' olduktan sonra 'şikayet' edeceksiniz.
'Beni de dinlediler' diye!
Büyükanıt'a göre ve ortaya attığı 'iddiaya' göre; 'devlet acze' düşmüştür.
Varlık 'noktasında' işlevsiz. Kurumsal düzeyde; 'zafiyet' içerisinde.
***
Büyükanıt'a sordular! Soran da Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım.
Ve Adalet bakanı Sadullah Ergin. Tabi Genelkurmay Başkanlığı da 'sordu ve cevap verdi'!
'Gereğini neden yapmadın' diye Büyükanıt'a soran Bakan Yıldırım:
"Burada bir çelişki var, telefonunun dinlenildiğini söyleyenler şikayetçi olmuyor.
Gidip savcıya şikayet edecekler, 'Benim telefonum dinleniliyor' diyecekler.
Eski Genelkurmay Başkanı da böyle bir endişe yaşıyorduysa bunun gereğini yapmalıydı."
Yıldırım 'hassas' bir zamanlamaya da dikkat çekiyor.
Büyükanıt'ın 'kükrediği' zamanı ifade ederek.
Yani; "Telefon dinleme veya izleme eskiden jandarma, emniyet ve MİT 'ayrı ayrı' yapardı".
Ancak Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) kurulduktan sonra; bu 'tek ele' geçti.
***
Büyükanıt'a Adalet Bakanı Ergin 'Türkiye'nin Hukuk Devleti' olduğunu hatırlatıyor.
Ve şöyle diyor:
"Hukuk devletinde yürütme işleri tamamen yasalarla düzenlenmiştir.
Kurullara göre yapılır, bu kuralların ihlali söz konusu ise, ihlal edenler mevzuatta ön görülen karşılıklarla buluşurlar.
Elbette ki suç ve suçlularla mücadele için gerekli olan yöntemler, usul yasalarında belirlenmiştir.
Yargının denetiminde bu usul yöntemleri uygulanıyor, bundan hiç kimsenin şikayet etmesine gerek yok."
Gelelim Genelkurmay Başkanlığına.
Büyükanıt'a 'diğer televizyon ve gazetelerin' müdavimi olan emekli komutanlara 'cevap' niteliğinde;
"TSK'dan emekli olmuş personelin kamuoyuna yansıyan görüş ve düşünceleri, tamamen o görüşleri ifade eden kişilerin görüşleri olup o görüşler üzerinde bizim bir değerlendirme yapmamız doğru değildir".
***
Sonuç itibariyle; Büyükanıt'ın 'şikayet' hakkı yoktur.
Olamaz da! Vatandaşın 'olabilir', ama onun olamaz.
Eğer bugün Türkiye 'kendi iç dinamiklerinde' tıkanma yaşıyorsa.
Demokrasi'de sıkıntı, insan hakları alanında 'daralma', adalet ve hukukta 'eksiklik'.
Toplumsal bütünlükte 'zaaf' söz konusu ise; bunun sorumlusu.
Büyükanıt gibi 'zamanında' gereğini yerine getirmeyen Devlet Erkanlarıdır.
Siz 'işinize' geldiği gibi 'görev ahlakı' güdersiniz,
İşinize gelmediği zaman da 'başka' bir görev ahlakı benimsersiniz.
***
PKK DAĞDAN İNER Mİ?
Hasan Cemal 'yine kendine' yakışanı yaptı.
Mesleği 'anlamda', cesaret gösterdi.
Kuzey Irak'a gitti, PKK'nın 'önemli' isimleriyle konuştu.
Türkiye'nin 'sorunu' noktasında düşünceler geliştirdi.
Ve çıplak 'gözle ve düşünceyle', sordu. PKK'nın 'komuta' kademesine.
Dikkati çekti. Murat Karayılan 'dahil' olmak üzere.
PKK'ya 'mesafeli' duran hatta ilişkilerini kesip Erbil'de 'yeni bir hayat' kuran Osman Öcalan.
Ve Yaşar Kaya gibi isimler.
Hepsi 'örgütün' genel yapısı ve istemlerinden çok 'siyaset' konuştular.
Yani 'Kürt sorunun' çözümü noktasında 'yol haritası' çizildi ve bu anlamda 'fikir' geliştirildi.
***
Aldığım bilgiye göre; Hasan Cemal'ı 'Devlet Büyükleri' çağırmış.
'Bilgilenme' anlamında görüşeceklermiş. Önemli bir iş.
Son dönemlerde sıkça konuşulan mevzu:
'PKK Dağdan nasıl indirilir'!
Ya da 'PKK dağdan inmek için ne istiyor?'.
Bu konuda Yaşar Kaya kesin bir ifade kullanıyor.
"PKK için en doğru yol, ön şartsız silah bırakmaktır!"
Dünya düzeninde 'artık' silahlı mücadelenin 'çağın' gerisinde kaldığı.
Mücadelelerin 'siyasal' zeminde gelişme kaydettiğini söylüyor.
Osman Öcalan'a gelince.
"Artık dağdan inme zamanı geldi"
***
PKK'dan 'dağdan inmesi' noktasında; 'kamuoyu' hem fikir.
'Kan dökülmesin, barış sağlansın, silahlar sussun'!
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un da önemli bir ifadesi var.
'Dağa çıkışları engellemeliyiz. Dağ'dakileri de indirmek için, iyileştirmelere gitmeliyiz'!
Sonuç itibariyle;
Devlet te, millet te, biz de, Güneydoğu ahalisi de; 'çatışma' ortamından bıkmış.
'PKK'yı dağdan indirme' noktasında kafa yormamız gerekir.
Demokrasinin, barışın, özgürlüğün, bütünlüğün ve yekvücut olmanın yolu 'çatışmasız' ortamdan geçiyor.
Onun için de; 'birileri' elini taşın altına koyması gerekir.
Çünkü 'dünya' değişik, düşünceler değişiyor, farklılıklar 'değişiyor'!
Dün 'kabul etmeyenler' bugün kabul ediyor.