SİLAHLAR SUSARSA SÖZ, MİLLETE KALIR!
Kadim şehrin sokakları capcanlı. Ancak alışılmışın dışında sessiz bir sevinç hâkim. Bu sessiz sevinç yarınlara dair umudunu kaybetmiş insanların değil; yıllardır defalarca hayal kırıklığı yaşamış insanların temkinli bekleyişinin göstergesi.
Kahvehanelerde, çarşılarda, esnafın dükkânında son iki yıldır aynı soru konuşuluyor:
"Bu kez gerçekten olacak mı?"
Okurlarımın büyük bölümü bunu bilir. Ancak dışarıdan bakanlar için bu sorunun ağırlığını anlamak kolay değildir. Çünkü Diyarbakır'ın bugününü anlayabilmek için önce hafızasını bilmek, hissetmek ve yaşamış olmak gerekir.
Bu şehir yalnızca terörün, şiddetin, baskının, inkârın ve asimilasyon politikalarının değil; yarım kalmış umutların, ertelenmiş barış girişimlerinin ve ağır bedellerin de tanığı olmuştur.
Dün olduğu gibi bugün de,travmatik bir hal egemen!
TBMM'ye sunulan yeni yasal düzenleme de bu nedenle kentte yalnızca hukuki bir teklif olarak değerlendirilmiyor. İnsanlar, devletin kararlılığı kadar sürecin toplumsal karşılığını da anlamaya çalışıyor.
***
GÜVENLİK, SÜRECİN İLK EŞİĞİ
Yasa teklifinin temel mantığı açık. Önce silahlar bırakılacak. Örgütün fiilen tasfiye edildiği, devletin ilgili kurumlarınca teyit edilecek. Ardından hukuki süreç işleyecek.
Devlet açısından bu yaklaşım, doğal ve meşru bir güvenlik refleksidir. Silahlı bir yapının varlığını sürdürdüğü bir zeminde kalıcı normalleşme beklenemez.
Ancak güvenlik, yolun sonu değil; başlangıcıdır. Asıl inşa edilmesi gereken ise güven duygusudur.
Silahların susması tarihî bir eşiktir. Fakat gerçek barış, insanların birbirine yeniden güvenmeye başladığı gün kalıcı hâle gelir. Korkunun yerini güven, öfkenin yerini diyalog, şüphenin yerini ortak gelecek fikri almadıkça toplumsal barış da kalıcı olamaz.
Önümüzdeki dönemin en önemli meselesi de tam olarak budur.
***
YENİ DÖNEMİN SİYASİ SORUMLULUĞU
PKK'nın kendisini tasfiye etmesi, Türkiye'nin güvenlik meselesidir. Kürt vatandaşların demokratik talepleri ise Türkiye'nin siyaset ve demokrasi meselesidir.
Bunu yıllardır söylüyorum; bugün de aynı noktadayım.
Bu iki alanı birbirine karıştırmak da, birbirinden tamamen koparmak da doğru değildir.
Silahın gölgesinde siyaset gelişmez. Ancak silah sustuğunda siyaset de susarsa, toplum yeni umutlar üretemez.
Tam da bu nedenle önümüzdeki süreç; hukuk devletini güçlendiren, demokratik katılımı artıran, yerel kalkınmayı hızlandıran ve vatandaşın devlete olan güvenini pekiştiren adımlarla desteklenmelidir.
Çünkü güven, yalnızca güvenlik politikalarıyla değil; adalet duygusuyla da inşa edilir.
***
DİYARBAKIR'IN BEKLEDİĞİ
Bugün Diyarbakır'da insanlar yeni çatışmaları değil, yeni yatırımları konuşmak istiyor.
Gençlerin göç etmek zorunda kalmadığı bir şehir... Çocukların korkuyla değil umutla büyüdüğü bir gelecek...
Kimlik tartışmalarının yerini üretimin, eğitimin ve kalkınmanın aldığı bir Türkiye...
Bu beklentiler ne bir ayrıcalık talebidir ne de bir imtiyaz arayışıdır. Bunlar, ortak geleceğe dair en doğal beklentilerdir.
Diyarbakır bugün ne topyekûn alkışlıyor ne de peşinen olup biteni reddediyor. Derin bir sessizlikle izliyor.
Açıklamalardan çok uygulamaya, sloganlardan çok sonuçlara, verilen sözlerden çok atılacak adımlara bakıyor.
Belki de yılların yorgunluğu insanlara en değerli gerçeği öğretti: Gerçek değişim, yüksek sesle söylenen cümlelerle değil; sessizce yerine getirilen sözlerle başlar.
Türkiye yeni bir eşiğin önünde duruyor. Bu eşik yalnızca terörün sona ermesiyle ilgili değildir. Aynı zamanda devlet ile vatandaş arasındaki güven ilişkisinin yeniden kurulup kurulamayacağıyla da ilgilidir.
Eğer bu başarı sağlanırsa kazanan yalnızca Diyarbakır olmayacaktır. Ankara da kazanacaktır. İzmir de... Trabzon da...
Ve bu ülkenin seksen altı milyon insanı, aynı geleceğin ortak paydaşı olarak kalıcı barışı kazanacaktır.
***
GÜNÜN SÖZÜ
Kalıcı barışı ebedî kılan, çatışmanın sona erdiği gün değil; insanların birbirine yeniden inanmaya başladığı gündür.

Yorumlar