SİYASETİN DİLİ ‘ANARŞİ VE FANATİZMİ’ KÖRÜKLÜYOR!…

Mevcut “siyaset ve siyasi hal-in kullandığı dil” hiç de iyi bir hal icra etmiyor!.. Yekün bir “zihin” karmaşası ve “güdümlülük” var… İktidar, muhalefet, sağcısı, solcusu, liberali, demokratı, komünisti, sosyalisti bilumum “ruh sirayetiyle” siyasetin çatallı dilini kullanıyor.. Ve ağızlarından çıkan her sözcük toplum nezdinde “anarşi ve fanatizmi” körüklüyor ne yazık ki!…

***

Gerek “iç düşmanlar” olsun, gerek “dış düşmanlar” olsun, vücut bulan “anarşik ortamdan” büyük bir haz aldıkları, dün olduğu gibi bugün de hepimizin malumudur.. Türkiye’nin “iç karışıklığa” düşme haline avuç ovuyorlar.. Ki, keyfiyetle, iştahlı, iştahlı ülkenin, devletin ve milletin birliğine, dirliğine açık ve aleni bir şekilde saldırmaktadırlar!.. Sinir uçlarına dokunuluyor..

***

İnanç üzerinden, kimlik üzerinden, dil üzerinden, yaşam koşulları, sosyal, ekonomik meseleler üzerinden; saldırıyorlar…Ya da var olan yarayı kaşıyorlar.. Kanatarak bunu yapıyorlar.. İktidarın içerisine çöreklenmiş, rantçı çevrelerin çift yönlü “ihanetliklerine” odaklı, siyaset devşiriyorlar.. Mültecileri kullanıyorlar.. Yani, “hizipleşme ve kutuplaştırma” gayretiyle halk deyimiyle “isyanı” teşvik ediyor… Sokağı geriyorlar..

***

Örnekler sıralamak gerekirse!.. Siyasinin biri çıkıyor, “yaldızlı, okkalı, yürekleri okşayan(!)” sözde cümleleri sıralıyor.. Demokrasiden, insan haklarından, özgürlükten, eşitlikten, hak, hukuk, adaletten dem vuruyor.. Bayrak, millet ve vatan diyor.. Ve bunların tek savunucusu benim diyerek, Türkiye’nin “barışçıl bir helalleşmenin” sürecine girmesi gerektiğinden söz ediyor..

***

Alkışlar alıyor.. Prim aldığını görünce de, bu kez sanki bunların hiçbiri söylememiş gibi; “siyasetin çatallı dilini” devreye sokuyor.. Ve başlıyor, aksi istikamette “anarşiyi ve fanatizmi” körüklemeye, teşvik edici “isyankar” çağrılarda bulunmaya.. Ne diyor; askeri, polisi, dinlemeyin.. Mahkeme kararlarına saygı göstermeyin.. Hakimleri ve savcıları tanımayın…

***

Ekliyor; devlete olan borçlarınızı ödemeyin, elektrik, su, gaz faturalarınızı ödemeyin.. Bürokrasiye ve bürokratik işlemlere inanmayın, dinlemeyin. Sınav mı, mülakat mı, okul mu, üniversite mi, yurt mu, hepsini “boykot” edin.. İşçiler, memurlar, kamu yöneticileri “hiçbir şeye imza atmayın, iş yapmayın…” sokağa dökülün; anarşi yaratın..

***

Ve aba altında, gösterilen sopa!.. Biz iktidara gelirsek, “alayınızın köküne kibrit çakacağız” diyor. Ya bendensin, ya da yoksun… Tehditler, hakaretler, küfürler düzine misali ağzından döküldüğü gibi, bir de devletin ve yasaların mevcudiyetinde “yasadışı oluşumlar” olarak gösterilen yapılara da “göz kırpılarak” bütününe serbestiyet kazandıracağız, zikrinde bulunuyor olmaları ayrı bir nobranlık!…

***

İçe dönük; “anarşi ve fanatizmi” alevlendiren böylesi siyasetin kahramanları(!), Türkiye’nin tek “korucuyu ve kollayıcısı’” olarak da, kendilerini gösterme pervasızlığı var ki, aman ha aman dedirtiyor.. Çünkü, vaki değil bu siyasetlerindeki çatallı dillerinden birinin, Türkiye’ye “diş bileyen” dış düşmanlara karşı, tavır takınmaları, ya da iki kelam ettikleri..

***

Ne Fransa’ya, ne Yunanistan’a ve ne de yıllarca “müttefik” adı altında Türkiye’yi “iliklerine kadar” sömüren, esaret altında tutup, vesayetler oluşturan Amerika’ya karşı, “sarf ettikleri” bir kelime yok.. Ne dün ne de bugün.. Görünen o ki, yarın da olmayacak.. İşte, Türkiye’nin demokrasisindeki “siyasetin ruh hali, kullandığı dil” böylesi bir süreci, zorlu bir dönemi bize yaşatıyor…Hele ki ufukta seçim var iken..

***

İktidarın mevcut duruma katkısı ve körüğü vaki olsa da özü itibariyle muhalefet ne hazindir ki; “milli iradeye” odaklı bir “iktidar olabilme” hesabında ve siyasi mücadelesinde değildir.. Olmadığı içindir ki; “anarşi ve fanatizm” ekseninde, iktidara bileniyor.. Yani, milletin vermediği iktidarı; “iç karışıklıktan, çeşitli terör örgütleri ve suç şebekelerinde, devletin mekanizmasını militarize ederek” elde etmeye çalışıyor..

***

CHP KAZANI FENA KAYNIYOR!.

Diyarbakır özelinde “fena” kaynıyor.. Ve taştıkça da taşıyor.. Ki bugün, değil.. Özellikle Baykal sonrası, ne sular duruldu, ne dikiş tuttu, ne de istikrarlı bir “teşkilat” yapılanması oluştu.. 10 yıldır böyle.. Sürekli gerilim, tartışma ve “kayyum” ile mahkemeler ekseninde, “el değişiklikleri”, tepeden atamalar..

***

Ve bugün, CHP İl Yönetimi “kayyım” tarafından yönetiliyor.. 45 günlük kongre süreci işliyor…  Ama kongreden daha çok, “ihraçlar, delegelerin düşürülmesi” ile, gündemde!… 10 Eylül’de yapılacak kongre öncesi, mevcut il delegelerinden 38’i tedbirli olarak “kesin çıkarma cezası” noktasında, İl Disiplin Kurulu’na sevk edildi..

***

Delegelikleri düşürülenler arasında “İl Başkanlığına” aday isim de var.. Karar oy birliğiyle alındı.? Buna göre söz konusu kişiler, kongrede oy kullanmayacak.. Bu da açık bir şekilde, “gelecek yeni yönetime” adrese teslim stratejisi mi dedirtiyor?… Ki yerine kayyım atanan İl Başkanı Gönül Özel de adaylıktan çekildi…

***

Daha önce kaleme almıştım, AK Parti’de “istediğini” elde edemeyip, CHP’ye geçiş yapanların parti içerisindeki mevcut kaynayan kazanı daha bir ateşleyeceğini.. Nitekim kongreye gidişte, bu “ateşlemenin” isimlere odaklı şekilde, gürleştiğini görüyoruz.. Bakalım, 10 Eylül’de vaziyet kongreyle “sükuta” erer mi, yoksa daha agresif bir hale mi dönüşür?…

***

Tabi, yeniler eskileri siler mi?!.. Hele ki, “iktidara yakın” bir şansın yüksek olduğu bir dönemde.. Ama kim ne derse desin, CHP’nin üst aklı, Diyarbakır’a hep “gözden çıkaran” bir politikayla, kavgalı hanede tutmuştur..

***

Şimdilik, önemli olan  iktidara talip olan CHP’nin kendisine yakışan(!) layıkıyla bir kongre gerçekleştirecek mi, ya da gerçekleştirilmesi için, demokratik teamüllere uyacak mı?.. Sizce…

***

GÜNÜN SÖZÜ

Keyfiyetin ruhunda, sorumsuzluk vardır, akıbeti ise meçhuliyettir!?.