ÜNİVERSİTEDE TAŞLAR YERİNDEN OYNUYOR!
Biliyorum, yine “Dicle Üniversitesi” diyeceksiniz…
Ne yazık ki ehliyet ve liyakatten uzaklaşıldığında, “keyfiyet ve zafiyet” kurumsal yapıya hâkim olduğunda, hâl-i durum da “dikiş tutmaz” bir noktaya geliyor.
Belki de bu nedenledir ki Dicle Üniversitesi, uzun süredir çeşitli iddialar, tartışmalar ve hukuki süreçlerle gündeme geliyor.
Son mevzu ise akademik kadrolar ve “kişiye özel ilan” iddiaları…
Artık mesele yalnızca kulislerde konuşulan bir iddia olmaktan çıkmış durumda.
Mevzu yargıda!
Mahkeme, üniversite yönetiminden ciddi soruların yanıtını ve ilgili belgeleri istiyor.
Şimdi söz, Dicle Üniversitesi yönetiminde…
***
Konu yerel basına da yansıdı. 26 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Dicle Üniversitesi Doktor Öğretim Üyesi ilanında, Periodontoloji alanı için şu özel şart yer aldı:
“Diş Hekimliği Uzmanlık Eğitimini Periodontoloji bilim alanında almış olup, vestibül derinlik ve peri-implantitis hastalığı konusunda çalışma yapmış olmak.”
Akademik bir kadro ilanında bu denli spesifik bir şartın yer alması, doğal olarak dikkat çekiyor.
İşte tartışmanın düğümlendiği nokta da burası.
Gazi Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji alanında doktora yapan B.B. söz konusu şartın belirli bir adayı tarif ettiği ve hukuka aykırı olduğu iddiasıyla dava açtı.
Dolayısıyla mesele artık yalnızca bir ilan metninden ibaret değil.
Bu özel şartın hangi bilimsel ve kurumsal gerekçeyle belirlendiği, şimdi yargı sürecinde tartışılıyor.
Bunu biz değil, yargı değerlendirecek.
***
MAHKEME DE “BİR DAKİKA!” DEMİŞ
Diyarbakır 3. İdare Mahkemesi’nin 17 Eylül 2026 tarihli ara kararı, dosya açısından dikkat çekici.
Mahkeme, Dicle Üniversitesi Rektörlüğünden ilandaki özel şartların gerekçesini sormuş.
Özellikle “vestibül derinlik ve peri-implantitis” konusunda çalışma yapmış olma şartının hangi bilimsel gerekçeyle belirlendiğinin açıklanmasını istemiş.
Bununla da yetinmemiş.
Mahkeme, bu şartları taşıyan yalnızca bir doktor öğretim üyesi bulunup bulunmadığının da açıklanmasını istemiş.
İşte tam burada akademik liyakat tartışması başlıyor.
Bir kadro ilanındaki özel şartlar gerçekten akademik ihtiyaca dayanıyorsa, bunun bilimsel ve kurumsal gerekçesinin ortaya konulması gerekir.
Çünkü kamuoyunun güveni, yalnızca “usule uygun” denilerek değil, açıklık ve belgelerle sağlanır.
***
Dosyadaki dikkat çekici başlıklardan biri de bu.
İlanda Periodontoloji alanında uzmanlık eğitimi almış olma şartı aranırken, doktora yapanların kapsam dışında bırakılması da mahkemenin dikkatini çekmiş.
Bu ayrımın gerekçesi de üniversite yönetiminden isteniyor.
Burada mesele yalnızca bir kadronun nasıl ilan edildiği değil.
Mesele, akademik kadrolarda objektif ve ölçülebilir kriterlerin esas alınıp alınmadığı.
Üniversiteler bilim üretmenin merkezidir.
Akademik kadrolar da kişiye veya adrese göre değil; bilimsel ihtiyaçlara, liyakate ve objektif ölçütlere göre şekillenmelidir.
Aksi hâlde akademik kadro, bilim yuvası olmaktan çıkar; “adres tarifine” dönüşür.
Ve o zaman mızrak çuvala sığmaz!
***
MAHKEME BEŞ YILLIK DOSYAYI İSTEDİ
İşin belki de en dikkat çekici tarafı burada.
Mahkeme yalnızca söz konusu ilanı incelemekle yetinmemiş.
Dicle Üniversitesi’nden son beş yıl içerisinde Periodontoloji alanında yapılan akademik personel alımlarını, bu ilanlardaki özel şartları ve bu ilanlara karşı açılmış davalara ilişkin belgeleri de istemiş.
Bu talep önemli.
Çünkü tek bir ilan üzerinden yürüyen tartışmanın, geçmiş uygulamalarla birlikte değerlendirilmesi mümkün olacak.
Belgeler ortaya çıktığında, uygulamaların münferit mi yoksa süreklilik gösteren bir nitelikte mi olduğu daha net görülebilecek.
Yani şimdi gözler, mahkemenin istediği belgelerde.
***
NEDEN TARTIŞMALARIN MERKEZİ?
Kadim şehrin bir ferdi olarak benim asıl derdim ne, biliyor musunuz?
Üniversiteyle ilgili sürekli negatif yazmak değil.
Asıl mesele, Dicle Üniversitesi gibi Diyarbakır için son derece önemli bir kurumun adının neden sürekli tartışmaların gölgesinde kalması.
Dicle Üniversitesi yalnızca bir kurum değildir.
Diyarbakır’ın hafızasıdır.
Bölgenin en önemli eğitim kurumlarından biridir.
Binlerce öğrencinin geleceğine dokunur.
Yüzlerce akademisyenin emeğini temsil eder.
Hal böyleyken üniversitenin adının şaibe, usulsüzlük veya kayırmacılık iddialarıyla yan yana gelmesi elbette rahatsız edicidir.
Çünkü bundan yalnızca yönetim değil, bütün akademik camia zarar görür.
Asıl kaybedilen ise kurumsal güven ve itibardır.
***
“BİZDE SORUN YOK” DEMEK YETMEZ!
Dicle Üniversitesi yönetiminin önünde önemli bir fırsat var.
Kamuoyunda oluşan soru işaretlerini gidermek…
Bunun yolu da çok basit:
Açıklık.
Bu kadro neden bu şekilde ilan edildi?
Özel şartın bilimsel gerekçesi nedir?
Benzer ilanlarda nasıl bir yöntem izlendi?
Aslında bütün tartışmanın özü birkaç temel başlıkta toplanıyor.
Ve bunların cevabı belgeleriyle ortaya konulursa, tartışmanın önemli bir bölümü zaten kendiliğinden sona erecektir.
Yok eğer her meseleye “ketum” bir anlayışla yaklaşılır veya haftalar sonra muğlak açıklamalar yapılırsa, kamuoyundaki soru işaretleri azalmaz.
Tam tersine büyür.
***
Mahkeme, Rektör Kamuran Eronat’a15 günlük süre verdi.
Savunma yapılacak.
Belgeler sunulacak.
Ardından mahkeme değerlendirmesini yapacak.
Şunu özellikle ifade edeyim:
Peşin hüküm verilmemeli.
Bugün için kimse “kişiye özel kadro kesinleşti” diyemez.
Ancak ortada bir dava ve mahkemenin yönelttiği ciddi sorular varken, meseleyi yok saymak da doğru olmaz.
Çünkü artık süreç yargının önünde.
Şimdi söz, Dicle Üniversitesi Rektörlüğünde.
Üniversite yönetimi, mahkemenin istediği bilgi ve belgelerle hem yargıya hem de kamuoyuna gerekli açıklamayı yapma imkânına sahip.
***
Ne diyoruz?
Dicle Üniversitesi’nin adı artık “şaibe”, “usulsüzlük”, “kayırmacılık” gibi ağır iddialarla anılmaktan kurtulmalı.
Eğer Rektör ve yönetim kadrosu da bunu istiyorsa, bunun yolu belli.
Şeffaflık. Liyakat. Açıklık.
Çünkü bilimde de kamu yönetiminde de en tehlikeli şey yalnızca iddianın kendisi değildir.
Cevapsız bırakılan sorulardır.
Bugün yapılması gereken, tartışmaları büyütmek değil; belgeleri ortaya koymak ve kamuoyunun güvenini yeniden tesis etmek.
Dicle Üniversitesi bunu başarırsa yalnızca bugünkü tartışmayı değil, gelecekte karşısına çıkabilecek benzer tartışmaları da önleyebilir.
Çünkü bu üniversitenin kaybedecek itibarı değil, korunması gereken çok büyük bir değeri vardır.
Ve son söz. “Adalet mülkün temelidir.”
Üniversitenin de temeli liyakat ve bilimsel özgürlüktür.
Liyakat tartışmalı hâle gelirse, geriye yalnızca tabela kalır.
***
GÜNÜN SÖZÜ
Şeffaflık güvenin, liyakat ise kurumların temelidir.
Yazarın Önceki Yazıları
Yorumlar