DİYARBEKİR’DE EDEBİ MUHİTLER
Diyarbekir’i anlamanın ve anlatmanın sonu olmayacaktır. Nitekim şehirler insan ömründen uzun, fakat insan hatırası kadar kırılgandır. Bir şehrin tarihi, yalnızca fetihlerin, yangınların, imarların ve yıkımların sıralanışı değildir.
Diyarbakır’ın yaşayan mütefekkiri Doç. Dr. Mustafa Uğurlu Arslan, şehrin tarih ve edebiyatına 2026 yılında neşrettiği DİYARBEKİR’DE EDEBİ MUHİTLER isimli eseri armağan etti.
Eserin içeriğine fener tutacak olursak, Diyarbekirli şairlerin konakları ve evlerinden tutun şehrin kitapçı ve kütüphanelerine, Cumhuriyetten sonraki kıraathaneler, Şeyh Galip, şair Nigahî’nin hatıratları, geçmişten bugüne şehrin kültür sanat edebiyatına katkı sunanları ve elbette dönemin mekânları titizlikle incelenip sergilenmiş.
Geçmişte şehirde icra edilen her biri kültür motifi olan çömlekçilik, alçı süsleme, cam süsleme, bakırcılık, puşicilik, mindercilik, hattatlık, tezhip sanatı, kaşî sanatı gibi birçok el ve zihin işçiliğinden söz edilmekte.
1800’lerde yaşamış olan mutasavvıf, hattat, şair Şaban Kamî efendinin müdevver gazeli (dairesel şekilde çizdiği ve bir harfi merkez alarak oluşturduğu şifreli şiiri) görülmeye değerdir.
Uğurlu Arslan, Şaban Kami Efendi’nin 150 yıl önce dairesel şekilde çizdiği ve bir harfi merkez alarak oluşturduğu şifreli şiiri, kendisi çözdü.
Yine geçmiş dönemlerde şehir halkının edebiyat ve musiki sohbetlerini yaz aylarında avluda bulunan havuzların etrafında veya serdap (zemin kotundan daha düşük bağımsız bir bodrum niteliğindeki alan) adı verilen bölümde yaptıklarını anlatırken mimari ile ilgili eyvan, sofa, küçe ve bazalt taşların hikâyesini anlatırken bir taraftan da bilgi aktarıyor.
Diyarbakır’da bir edebiyat topluluğu olan Encümeni Edebiyat ve mekânları şair Hami’nin konağından söz edilir.
Tarih boyunca şehirde bulunan ve bilinen medreseler işlenmiştir eserde; Mesûdiyye, Zincîriyye, Hüsreviyye, Hadım Ali paşa, Dilâveriyye, Ömeriyye, Şüca’iyye, Azîziyye, Latifiyye, Kadiriyye, Râgıbiyye, Çeteci Abdullah paşa, Kara vâ’iz medreseleri konumları ile birlikte verilmiştir.
Ve kitabın satır aralarında insan ruhunu geçmişin halis atmosferine götüren gazeller, beyitler, şiirler…
Ey Nükhet-i gül bağ-ı vefâdan mı gelirsin
Yoksa eser-i feyz-i sabâdan mı gelirsin
Âfâka ziya verdi bugün Pertev-i hüsnün
Ey mihr-i dil- efrûz semâdan mı gelirsin.
Hamdi Çelebi.
Ve zamanın kıraathaneleri… Zannedilmesin ki günümüzde olduğu gibi kıraathanelerde çay içilip okey taşları ile meşgul olunuyordu. Kıraathaneler/Kahvehaneler bilgi aktarımının yapıldığı, dervişlerin, edebiyat ehlinin, âriflerin toplandığı irfan mektepleri gibiydi.
Şehrimizde tarih boyunca esnaf kahvehaneleri, âşık kahvehaneleri, semai kahvehaneler, meddah kıraathaneleri açılmış dine, edebiyata, musikiye seslerinin yükseldiği mekânlar haline gelmiştir.
Bu kıraathaneler isim isim ve adresler belirtilerek eserde yer bulmuştur.
Yine eserimizde Diyarbakır’daki mesire alanlarından çokça bahsedilmiş yazarımız sık sık kıymetli bilginimiz Ali Emiri Efendinin hazineyi eserlerinden yararlandığını dile getirmiştir.
Çeşitli sanatların icra edildiği Ali pınar karyesi dikkatimi celbetti sanırım bende Ali pınar’lı olduğum için.
1871 tarihlerine değin yılın belli dönemlerinde on on beş gün boyunca Diyarbakır’da şehrin dükkanlarının kapatıldığını, halkın çoğunluğunun adeta bir panayıra dönüşen Ali pınar karyesine gittiğini biliniyor.
Eserde eski geleneklerimizden Velime gecelerinden söz ediliyor. Velime gecelerinde haftada bir, bir evde toplanılır, Diyarbakır’a özgü yemekler yapılır, edebiyat, tarih ve dini sohbetler yapılırmış.
Nereden nereye diye düşünmeden edemiyor insan!
Eserin içerisinde geçen birçok anı ve hikâyeyi gizemi bozmamak adına buraya aktarmadım.
Kendini bu memlekete ait hisseden şimdi yerinde yeller esen ve hâlâ varlığını koruyan mimari eserlere kitabı okuduktan sonra başka bir gözle baktıracak olan bu bin bir emekle hazırlanmış eserin okunmasını tavsiye ederim.
Yazarın Önceki Yazıları
Yorumlar