ŞEHİR TAKIMINA SAHİP ÇIKMAK ÇOK MU ZOR?
Diyarbakırspor’a sırtını dönenlere, vefayı unutanlara ve başarıdan başka hiçbir şeyi görmeyenlere birkaç sözümüz var!
Ligin başlamasına sayılı günler kala Diyarbakırspor, Teknik Direktör Burak Cengiz yönetiminde yoğun bir çalışma temposuna girdi. Takım, bir yandan taktik çalışmalarını sürdürürken diğer yandan güç, fizik ve kondisyon yüklemesiyle yeni sezona hazırlanıyor. Yapılan 20 yeni transferle kadrosunu güçlendiren Kırmızı-Yeşillilerin hedefi belli: Diyarbakırspor’u yeniden profesyonel liglere, PGL’ye taşımak.
Diyarbakır Süper Amatör Ligi’nin üç grupta oynanacağı sezonda, gruplarını ilk iki sırada tamamlayan takımlar play-off mücadelesine katılacak. Play-off maçlarını zirvede bitiren takım ise profesyonel lig yolunda önemli bir adım atacak. Diyarbakırspor, bu zorlu maratonun altından kalkabilecek bir kadro oluşturmak için mücadelesini sürdürüyor.
Ancak mesele yalnızca futbolcuların sahada vereceği mücadele değil. Asıl mesele, Diyarbakırspor’un arkasında koca bir şehrin durup durmayacağıdır.
İyi günde herkes vardı, peki bugün neredeler?
Diyarbakırspor’un “Feda Yılı” kampanyası devam ediyor. Yapılan her bağış, verilen her destek, uzatılan her el bu köklü kulübün yaşaması için hayati önem taşıyor. Bu zor günlerde elini taşın altına koyan, imkânları ölçüsünde katkı sunan herkese teşekkür etmek gerekiyor.
Ama insan sormadan da edemiyor:
Bir şehrin takımına sahip çıkmak bu kadar mı zor?
Bir zamanlar Diyarbakırspor’la hazırlık maçı yapabilmek için para verenler vardı. O günlerde Diyarbakırspor’un adı vardı, itibarı vardı, gücü vardı. Bugün o takımların birçoğu üst liglerde mücadele ediyor. Peki ya Diyarbakırspor?
Bir zamanlar Süper Lig’de boy gösteren, şehrini Türkiye’ye tanıtan, Diyarbakır’ın adını milyonlara duyuran o büyük camia, bugün var olma mücadelesi veriyor. Bir zamanlar başarılarıyla övünülen kulüp, şimdi kapanmamak için destek bekliyor.
Ne acıdır ki başarı varken etrafında pervane olanlar, işler kötüye gidince birer birer ortadan kayboldu.
Yönetici olmak için araya bürokratları koyanlar, Diyarbakırspor’un adını ve gücünü kendi çevrelerinde bir itibar vesilesi olarak kullananlar, bugün neredeler?
Diyarbakırspor Süper Lig’deyken ihale peşinde koşan, valilik kapısında bekleyen, kulübün etrafında görünmek için fırsat kollayanlar şimdi neden sessiz?
Dün tribünlerde boy gösterenler, başarı günlerinde halayın başını çekenler, kulübün etrafında en ön sırada yer kapmaya çalışanlar… Bugün bu kulüp nefes almakta zorlanırken neden ortalıkta yoksunuz?
Demek ki mesele Diyarbakırspor sevdası değilmiş; mesele, Diyarbakırspor’un sunduğu imkânlarmış!
Sportif başarı gerileyince maskeler düştü, çıkar ilişkileri bozulunca kalabalıklar dağıldı. Başarı günlerinde alkışlayanlar, zor günlerde sırtını döndü. Kulübün sırtından kazanç sağlayanlar kazançları bitince kayboldu.
İşte vefasızlık tam da budur!
Bir şehrin hafızası bu kadar kolay mı silinir?
Diyarbakırspor sıradan bir futbol takımı değildir. Bu kulüp, bir şehrin hafızasıdır; sevinçlerinin, heyecanlarının, ortak gururunun bir parçasıdır. Tribünlerinde kuşakların hatırası, formasında kentin kimliği, tarihinde ise nice insanın emeği vardır.
Böylesine köklü bir kulübün bugün düştüğü durum karşısında sessiz kalmak, yalnızca futbola ilgisizlik değildir. Bu, geçmişe, emeğe ve ortak değerlere karşı da bir sorumluluk meselesidir.
Elbette herkesin maddi imkânı aynı değildir. Herkes büyük bağışlar yapamaz, herkes kulübe ekonomik destek sağlayamaz. Ancak sahip çıkmak yalnızca para vermek demek değildir. Bir maça gitmek, bir kombine almak, kampanyayı duyurmak, kulübün yanında olduğunu göstermek de destektir.
Mesele zengin olmak değil, Diyarbakırspor’un yaşamasını gerçekten istemektir.
Bugün Diyarbakırspor’un yanında taraftarı ve Azrailler grubu olmasaydı, belki de bu köklü kulübün kapısına kilit vurulması konuşulacaktı. Ne acı ki koskoca bir şehrin futbol tarihine damga vurmuş bir takımın geleceği, bir avuç fedakâr insanın omuzlarına bırakılmış durumda.
Peki, bu şehrin diğer dinamikleri nerede? İş insanları, sivil toplum kuruluşları, eski yöneticiler, kulüpten fayda sağlamış isimler ve Diyarbakırspor’un başarı günlerinde ön saflarda görünenler nerede?
Diyarbakırspor’un bugün ihtiyacı olan şey, uzaktan ahkâm kesenler değil; elini taşın altına koyanlardır.
Mardin örneği ortada, Batman örneği ortada!
Çevremizdeki şehirlere bakalım. Mardinspor, Batman Petrolspor… Bu kulüplerin yeniden ayağa kalkma mücadeleleri, şehir desteğinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Kendi takımlarına sahip çıkan, başarıyı ortak hedef hâline getiren şehirler, kulüplerini yeniden yukarı taşıyabiliyor.
Peki Diyarbakır neden aynı dayanışmayı gösteremiyor?
Neden herkes kendi hesabının peşinde, herkes kendi çıkarının derdinde? Neden ortak bir değer söz konusu olduğunda aynı masa etrafında buluşamıyoruz? Neden Diyarbakırspor’un geleceği, birkaç kişinin fedakârlığına terk ediliyor?
Bir şehir, kendi takımına sahip çıkamıyorsa hangi ortak değer etrafında birleşecek?
Başarı geldiğinde herkesin sahiplenmek için yarıştığı, başarısızlıkta ise herkesin sorumluluktan kaçtığı bir anlayışla hiçbir kurum ayakta kalamaz. Bugün destek vermeyenlerin, yarın Diyarbakırspor yeniden üst liglere çıktığında ilk sırada fotoğraf vermeye koşmayacağının garantisi var mı?
İşte asıl eleştirilmesi gereken zihniyet budur: Başarıya ortak olup bedeli başkalarına ödetmek!
Milliyetçilik, şehircilik ve vefa sözde değil, özde olur!
Bir Diyarbakırlı olarak çağrımız nettir: Diyarbakırspor yaşamalıdır. Bunun için de yalnızca taraftarın değil, bütün şehrin sorumluluk alması gerekir.
Bu kulüp bir avuç insanın değil, Diyarbakır’ın ortak değeridir. Onu yaşatmak geçmişe duyulan saygının, geleceğe bırakılacak mirasın ve şehir aidiyetinin gereğidir.
Milliyetçilik, yalnızca büyük sözler söylemek değildir. Şehircilik, yalnızca Diyarbakırlı olmakla övünmek değildir. Vefa, yalnızca iyi günlerde hatırlamak hiç değildir.
Milliyetçilik, şehrinin değerine sahip çıkmaktır.
Şehircilik, şehrinin takımını yalnız bırakmamaktır.
Vefa, herkes sırtını döndüğünde bile elini uzatabilmektir.
Bugün Diyarbakırspor’un yanında durmayanların, yarın başarı geldiğinde bu başarıya ne kadar ortak olabileceğini de kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.
Diyarbakırspor’un yeniden ayağa kalkması için çok şey gerekmiyor: Samimiyet, dayanışma, sorumluluk ve biraz da vicdan…
Çünkü bu kulüp, yalnızca sahada maç kazanmak için değil, bir şehrin hafızasında yaşamaya devam etmek için mücadele ediyor.
Ne yazık ki bütün bunları konuşmak zorunda kalıyoruz. Çünkü bugün Diyarbakırspor’un en büyük rakibi sahadaki takımlar değil; vefasızlık, duyarsızlık ve çıkarcılıktır.
Şimdi herkese bir kez daha soruyoruz:
Bir zamanlar Süper Lig’de şehrini temsil eden Diyarbakırspor’a sahip çıkmak gerçekten bu kadar mı zor?
Yoksa Diyarbakırspor’a sevdamız da başarımız kadar mı?
Unutmayalım: Bir kulüp sahada yenilebilir, ligden düşebilir, ekonomik sıkıntılar yaşayabilir. Ama onu asıl yıkan, kendi şehrinin ona sırtını dönmesidir.
Diyarbakırspor yaşamalı! Diyarbakırspor yalnız kalmamalı!
Çünkü bir şehrin takımına sahip çıkmak, yalnızca futbol meselesi değil; aidiyet, karakter ve vefa meselesidir.
Yazarın Önceki Yazıları
Yorumlar