UNUTMAYALIM

Kim nasıl anlar?
Ve zihinsel tavrı neyi 'nasıl' dürter bilmem!
Ruhsal dengesi kendi 'havsalasına' münhasırdır.
Kişinin 'yaşam' felsefesine ve dünya görüşüne;
'Etnik' dokusuna göre değişim gösterebilir.
Ama genel bir gerçek vardır ki; o da şudur.
Toplumsal ve kurumsal doku ciddi manada 'erozyona' uğramıştır.

* * *

Özellikle de;
İç ve dış etkenlerin verdiği tahribatla olup-bitenlerle alakalı.
Çark 'işlemez', hüküm verilmez halde.
Nedendir bilinmez, unutkanlık hep vuku bulur.
Bağımlılık çizgisine dayanmış vaziyette.
Öyle ki;
İster bireysel, ister toplumsal vaka olsun.
Bir dönem 'eğilim' gösteriyoruz.
Yani bir kaç gün yazar çizeriz.
El verdiğince 'sivil' insiyatif anlamında ses yükseltiriz.
Tepkiler icra etmeye çalışırız.

* * *

Siyasal zeminde 'tartışma' alevlenir.
Televizyon programları, ekran derken.
Bir dönem 'sürüp' gider.
Ya sonra!
İşte sonrası ne yazık ki; 'saman alevi' gibi yelkenler iner.
Sesler kesilir, yazılan çizilen 'farklı' mecraya yönelir.
Sanki 'öyle' bir hadise vuku bulmamış.
Öyle bir tepki, ses yüksekliği ve yazılıp-çizilme olmamış gibi.
Unutulup gider!
O bağımlılık 'arz eden' tablonun içerisinde; 'su gibi akar'

* * *

Ta ki; 'aynı' hadise vuku buluncaya kadar.
O zaman da söylenmeye başlarız; 'biz bunu" yaşamadık mı diye?
Deriz!
Bir süre daha 'etrafında' çember kurup 'kır ateşi' gibi; döner dururuz.
Olumlu-olumsuz 'tepkileri' göstererek.
Sonra; 'eski tas eski hamam' misali.
Unutulur gider!

* * *

Tüm bunları; niye ifade ettiğimi merak etmişsinizdir?
Çünkü hisseder gibiyim.
Bu kadar laftan sonra; 'dibinden ne çıkar' diye!
Evet! Türkiye'nin 'karanlık' yüzü.
Veya 'aydınlığa' yönelik adımlar.
Ne yazık ki; hep belli 'mertebeye' geldiğinde; 'cuk' diye yere çakılıyor.

* * *

Bakınız!
12 Eylül 'vesayetinin' hâkim kıldığı günden bugüne.
Gelinen süreç içerisinde; Türkiye 'neler' yaşadı?
Veya millete 'neler yaşatıldı?'
Ki en vahim ve yürek dağlayan hadisesi; 'Güneydoğu'.
Ve bunun üzerinde 'inşa' edilen karanlık 'kozmik' oda ve binalar.
40 Bin insan 'hayatından' oldu.
İki katı "yaşamı" karardı.
Milyonlarcası "evinden, yurdundan, bağından" edildi.
Binlerce 'faili meçhul' cinayet işlendi.
Katrilyonlarca para silaha mermiye harcandı.

* * *

Tüm bu kokan kanlı tablo'da; 'hep' vesayet anlayışı vardı.
Birileri "kurtarıcı' vasfının daim olmasıyla; 'kozmik odalar' icra etti.
Ve Kürtler de 'malzeme' olarak kendilerine kullandırıldı.
Ki bunun en bariz 'iç yüzü' hatırlarsanız; 'Susurlukla' gün ışığına çıktı.
'Devlet-Mafya-Siyasetçi'.
Ne oldu; 'unutuldu'.
Birileri çıktı; "Kurşun atan da yiyen de" dedi.
Sonrası malum!

* * *

Derken; Şemdinli patlak verdi.
Bu kez 'derin devlet' suçüstü oldu.
Yani "vesayetin" söz sahipleri; "kozmik odaların' anahtar sahipleri.
Kürtlere bomba at, 'kargaşa çıksın' bize de gün doğsun misali.
Sonuç; değişmedi.
Biri çıkıp "İyi çocuklar, tanırım" dedi.
Hem hukuk, hem adalet, hem de düzen 'şekil' değiştirdi, mecra farklılaştı.
Bugün 'değişimine' karşı başkaldırı yapan HSYK devreye girdi.
Hukuk 'guguk' oldu.
Adalet 'terazisini' unuttu.
Bağımsızlık, HSYK'ya bağlandı.
Ve 'karanlık' yüzler bir kez daha 'karanlığa' karıştı.
Milletin iradesiyle oluşan Meclis bile 'devre' dışı kaldı.

* * *

Ve son bir kaç yıldır icra edilen; Ergenekon!
Ki "35 yıldan' buyana gelen sürecin; 'söz sahibi'!
Karanlığın membası.
Şimdi; 'unutulur' olduk.
Bu kez; Balyoz ve Darbe 'organizasyonlarına' takıldık.
Sonuç; yine aynı.
Tıpkı Susurluk'ta vuku bulduğu gibi
Tıpkı Şemdinli'de dayatıldığı gibi.
Tıpkı Ergenekon'da organize edildiği gibi.
Bugün de; Balyoz'da aynı 'işlem' uygulanmakta.

* * *

Ha; Erzincan'ı da unutmayalım.
Hala 'komutan' ifade vermiş değil.
Bir de; "faili meçhul" cinayetler davamız var.
Albay Cemal Temizöz!..
Şırnak bölgesindeki 'cinayetlerden' sorumlu tutuluyor.
Hele bir de; Diyarbakır'dakiler bir deşilirse..
O zaman sayı yüzlerin ötesine gider..
Ama ne yazık ki devrede; HSYK!

* * *

Ve dikkat ediniz; 'ülkenin kozmik odalarını' deşifre edecek.
Geçmişin 'yüzünü' aydınlatacak her hadiseye yönelik 'yakılan' ışık.
HSYK tarafından 'anında' söndürülüyor.
Adına da; 'Hukuk ve Adaletin' bağımsızlığı deniliyor.
Önceki gün de gördük;
Savcı 25'i general 75 muvazzaf için 'yakalama' emrini hayata geçirirken.
9 saat süren bir bocalamadan sonra; "durdurma" geliyor.
Soruşturmayı yürüten savcılar da 'el çektiriliyor'.

* * *

Aha! Anayasa değişikliği.
HSYK'nın dışında 'sesini' yükselten var mı?
Ve Özbek'in dışında kimin 'bu hadiselerin' altında en çok imzası var?
Anlayacağınız;
Geçmişi ve hadiseleri 'unutmamak' gerekir.
O gün yaşananla, bugün yaşanan arasında tek fark vardır.
Birinin adı; 'iyi çocuk'.
Bugünün adı 'paşalar'.
Sonuç; gelin bu kez 'unutmayalım'.
Özellikle de; 'ülkenin ve milletin' siyasi iradesini almış olanlar.
Hiç yoktan iyidir dediğim;
"Anayasa Değişikliğine" yönelik mücadeleyi unutmayalım.