YAKIŞMADI?

Yakışmadı! Hem de hiç yakışmadı.
Bir kere değil, binlerce kere telaffuz edilebilinir.
'Yapılanın ve edilenin' yakışmadığı. Olmaması gerekirdi. Ama oldu.
Üzücü! Hem de 'çok üzücü' bir durum.
Ne misafirperverliğimize, ne de değer yargılarımıza 'yakışmadı'!
Ve ne de; Diyarbakırspor'un 'sevinç' coşkusunun paylaşımına.
Hiç ama hiç yakışmadı.

***

Neyi 'kast ettiğimi' ve neden bahsettiğimi anlamışsınızdır.
Buradan ' yakışıksız' eylemin 'kelimesini' kullanmak istemiyorum.
Ne de 'Isıltıyı' telaffuz etmek istiyorum.
Çünkü 'yakışmayan' bir durum. İnanın dünkü 'yazımda' duruma değinecektim.
'Neden yapıldı?' diye de soracaktım. Ama düşündüm.
Yazar isem; ' yakışmayan' duruma odaklanırsam.
Hem sizleri 'üzerim'. Hem de, 'O muhteşem geceye ayıp etmiş olurum.
Ancak; 'dün' gün boyu 'olup-bitenle' alakalı sorulara muhatap oldum.
'Yapılanın nedeni neydi?' diye.

***

Öncelikle ifade edeyim; 'Tepkiler' demokrasinin bir ürünü.
Sevinç nasıl 'doğal' bir hak ise. Tepki de doğal bir haktır.
Ancak; 'tepkinin de, sevincin de', zamanı ve mekanı vardır.
Her mekanda tepki, her zaman da 'sevinç' olmaz.
Zikir 'ettikleri' taktirde; 'yakışıksız' olur.
Tıpkı; Şampiyonluk gecesinde Başkan Yakut'un 'isimleri' zikrettiği esnadaki tepki gibi.
Yeri ve zamanı 'olmayan' bir tepki. Üzdü.

***

İnanıyorum ki; 'tribünlerdeki' binlerce taraftar da.
Durumdan haberdar olan kent ahalisi de.
Gecenin ev sahibi de. Ve O geceye 'davet' edilenler de; üzüldü.
Haksız bir 'eylem', haksız bir 'tepki'!
İçişleri eski Bakanı Abdulkadir Aksu.
Tarım Bakanı Mehmet Mehdi Eker.
Milletvekilleri. İl'in Valisi. 7. Kolordu Komutanı.
Ve misafir olan Devlet Bakanı Faruk Özak.
Daha sayabileceğim çok isim.
'Yakışmayan' durumun hedefindeki kişiler idi.

***

'Siyasal' düşünmemek gerekir.
Zaten 'siyasi' düşünme üretildiği içindir ki; 'hep ötekileştirme' cenderesinde kendimizi buluyoruz.
Kavga da, şiddet te, öfke de 'bu' mevzunun 'her alana' sirayet edilmesinden üremektedir.
İsimlerini sıraladığım 'kişilerin' Diyarbakır'a ve Diyarbakırspor'a 'katkıları' olmuştur.
Az veya çok. Ama olmuştur. Bu 'katkı' oranı tartışılabilinir.
Ama; 'sevinci, coşkuyu' bizimle paylaştıkları bir günde.
Misafir oldukları bir gecede. Ki ev sahibi olarak 'konuk' ettiğimiz bu isimlere yapmamız gereken.
En güzel, en saf ve temiz duygularla 'misafirperverliğimizi' göstermek.
Onları öyle uğurlamaktı.

***

Siyasal 'tepkinin de' adresi 'seçim sandığıdır'.
Ki onun sonucu da, 29 Mart söylüyor.
Futbol'un 'evrensel' olduğunu bilmeyenimiz yoktur.
Sevinci de, öfkesi de 'evrenseldir'.
Sen sevineceksin, sen sevinmeyeceksin.
Ya da sen üzüleceksin, sen üzülmeyeceksin diye bir 'ayırım' söz konusu olamayacağı gibi.
Olamaz da.
Galiba biz en mutlu gecemizde 'davetlilerimize' ve konuklarımıza karşı; 'ayıp' ettik!

İNSAN HAKLARI!

Hatırlamıyorum.
Size İl İnsan Hakları Kurulu Üyesi 'olduğumu' söylemiş miydim?
Söylememişsem öğrenmiş oldunuz.
Önemli bir kurul. Her ne kadar; 'Valilik' bünyesinde ise de; 'her şeyin' özgürce ifade edildiği.
Tartışıldığı ve sorunların çözümü noktasında 'emek' sarf edildiği bir oluşum.
21 Ayrı 'kurum ve kuruluştan' kişi var. Belediye'den, Baro'dan, Tabipler Odasından.
İl Genel Meclis Üyelerinden. Partilerden.
Bu noktada diğer kurul üyeleri gibi biz de 'görevlendirildik'!

***

Kurul olarak başlatılan yeni bir aktivitenin 'icra' edilmesi için.
İlköğretim Okullarında 'İnsan Hakları ve Çocuk Hakları' konusunda bilgilendirmek.
Ve öğrencilerin bu alandaki 'haklarının' neler olduğuna vakıf olabilmeleri için.
Zaten ana hedefimiz de;
'Haklarını bilen ve haklarına sahip çıkan bireyler yetiştirmek'!
Bunun da ilk basamağı da 'çocukların' yaş iken bu bilince sahip olmalarını sağlamak.
Ve kendi 'özgür iradelerine' kavuşabilmek. Çünkü bilinçli nesil, gelişen toplumun 'dinamosudur'!

***

Önceki gün sabah erken saatte önce İnönü İlköğretim Okulu.
Ardından da Mustafa Kemal İlköğretim okuluna gittik.
Valiliğin kurul bünyesinde görevlendirdiği 'Psikolog", Sabahattin Zenger'le beraber.
Demokrasi ve İnsan Hakları Kulübüne üye öğrencilerle 'muhatap' olduk.
Öğretmenlerin 'samimiyeti' ve kendine olan güvenleri taktir edilecek düzeydeydi.
Özellikle Mustafa Kemal İlköğretim Okulu Müdürü Nurullah Öncü'nün; 'eğitim' anlayışı.
Zenger'in faslı sonrası 'isteklerini' ve çocuk haklarını sorduk.

***

'Çocuk hakları ne demektir?` `Nasıl hakların olsun istersin?`,
`Çocuk olmak ne demek?`
Öylesine ilginç cevaplar geldi ki; 'güven verici' bir nesil geliyor dedirtti.
O cevaplardan bir kaç tane;
* Çocukların sevgi, mutluluk, huzur içinde yaşaması için çocuk hakları vardır.
* Özgürlük ve dinlenmek hakkım olsun isterdim.
* Hiç bizi kırmasınlar.
* İnsanları mutlu eden haklarım olmasını isterdim.

***

Son sınıf öğrencilerinden genç bir kız söz aldı.
'Ben korku içerisindeyim. Kadınlara hep şiddet uygulandığını görüyorum.
Ve düşünüyorum; ben yarın evlendiğimde şiddet görecek miyim?'
Bunun nedeni ne; töre mi?
Soruya cevabı ben verdim.
Öncelikle 'kadına yönelik' şiddet 'töre' odaklı hep düşünülüyorsa da, doğru değil.
En büyük 'neden' eğitimsizliktir.
Çünkü 'kadına yönelik' şiddet boyutuna dikkat edilirse.
Kentsel 'alanlarda' oran yüzdelik noktasında 'Kırsala oranla çok düşük.
Ama Kırsala gittikçe; 'rakam' yükseliyor.
Şehir'den ilçeye, ilçeden kasabaya, kasabadan köye, köyden mezraya.

***

Eğitimsizlik de bu seyirde var olduğu için; 'şiddet ve töre de' bu anlamda hayat buluyor.
Onun için; 'eğitimli' toplum gelişen, büyüyen ve özgür olan toplumdur.
Eğitimsiz insan 'asi' olduğu kadar, 'haksızlıklara' karşı da sineye çekicidir.
Her iki okuldaki 'öğrencilerden' aldığım izlenim;
'Onlar çok hızlı koşuyorlar'!
Ama biz büyükler ve idareciler maalesef 'çok yavaş' gidiyoruz.
Sesleri de giderek yaklaşıyor; 'İdare ve yetki bizde olsaydı görürdünüz?' diye.