YARGIÇ MENTEŞ'İN ÇIKIŞI

Sahi;
Değişiyor muyuz?
Daha doğrusu;
Bir sinerji hakimiyeti mi var; "değişim" noktasında!
Var.
Zaten olması doğanın da gereğidir.
Evet.
Topyekun "kalıplaşan" statükocu zihniyetten kurtulup, değişim şart demeliyiz.
Çünkü;
Küresel dünya.
Globalleşen sosyal yaşam.
Ve bu eksende "hayat" bulan yeni açılımlar.
Birey ve toplum açısından; "değişimi" kaçınılmaz kılıyor.
Tabi.
Değişim "maratonu" kişiye ve gruplara, siyasal düşünce ve etkin yapıya özgü farklılık ihtiva edebilir.
Kimi hızlı.
Kimi yavaş.
Kimi kanlı.
Kimi kansız.
Kimi bedelli.
Kimi bedelsiz.
Önemli olan;
Değişimin mecrasındaki anlayıştır.

* * *

Aslında;
Değişim denilen "olgu" toplumsal tecrübelerin ihtivasıyla geçerlilik kazanmaktadır.
Yoksa!
Ne birey...
Ne de toplum.
Hatta ne de, devlet ve siyasal akımlar.
İdare şekilleri.
Durduğu yerde; "yeni" bir sürece ihtiyaç duymaz.
Ancak;
Varlığı ve kaydettiği mesafe güzergâhında karşılaştıkları "olumlu-olumsuz" vakaların seyriyle; zorunluluk hâsıl olur "değişim..."
"Bir daha aynı" engellerle karşılaşmamak için.
Takdir edersiniz ki;
İnsan "genetik" yapı itibariyle "doğmatiktir".
Ülkenin;
İçtihadında vuku bulan "derin" hadiseler de aynı eksendedir.
Çünkü;
İnsanın varlığı ve onla gelişen hadiseleri "doğmatiktir".
Doğar, büyür ve gelişir.
Bazen de; değişimle, yeni bir yapıya dönüşür.
Onun için de; "deneme-yanılma" formülüyle bu "değişim" hep var olabilmektedir.
İhtiyacın hâsılıdır.

* * *

Bugün!
Ülkenin, siyasal, sosyal, ekonomik...
Hatta kültürel "hayat" felsefesi.
Daha da ilerisi; günlük "yaşam" dahi...
Geleneği, göreneği, örf ve adetleri.
Dil, din ve hayata bakış.
Dünden; "farklı" noktadadır.
Yani;
"Değişim" kendi içinde mevcuttur.
Çağın teknolojik gelişimi açısında; yenilik şart.
Ancak;
Bu evrelerin seyri kimi noktada kolay, kimi mekânda ise hayli sancılıdır.
Bakınız!
Ülkemiz ve bölgemiz.
Yaşanılan zaman dilimi içerisinde "değişim ve gelişim" koşusu birçok alanda çok sancılı ve acılı olmuştur.
Ki; hala da olmaktadır.
Bunun "en" derin ve kapsamı geniş mevzusu da hiç kuşkusuz ki "Kürt kimliği"dir.
İşsizlik, yoksulluk, geri kalmışlık.
Coğrafik yapının; göz ardı edilişi.
Hepsi; "Kürt kimliği"nin eksenindeki halkalar.
30 yıldır; süren çatışma ortamı.
Ötesi yıllar da; yok değil.
Velhasıl.
Cumhuriyet öncesi ve sonrası.

* * *

Peki;
Sorunun "içtihadına" siyasi mekanizmaların gösterdiği; tutum.
Ufukların "körelişi".
Özgür düşüncelerin "prangalaşması".
Hak ve hukukun "yasaklar" ağında tutulması.
Ve, inkara dayalı siyasi zihniyet.
Statükocu bir tabu.
İç ve dış "güçlerin" mevzu üzerine kendi çıkar planlarını kurgulamaları.
Hep;
Kürt kimliğinin "varlığı" üzerinde tepinilmiştir.
Sonuç;
Karanlık bir dönemler.
Silahların sürekli, eller tetikte ateş aldığı.
Sıkıyönetim.
Olağanüstü hal.
Derin devlet yapısı.
JİTEM.
Faili meçhul cinayetler.
Katliamlar.
Yerinden, yurdundan edilen milyonlarca insan.
Yakılan-yıkılan binlerce köy ve mezra.
Cezaevlerine tıkılan; yüz binlerce insan.
Ve 40 bine yakın; "insan" hayatının yok edilişi.
Ülkenin, milletin ve bölgenin kaybettiği; yüz milyarlarca dolar servet.

* * *

Dikkat edin.
Tüm bunlar iki eksende; yaşandı.
Biri;
Kürt kimliğini "inkar" etmek.
Diğeri;
Kürt kimliğinin varlığını kabul ettirmek.
Bunları yaşadık.
Peki, bugün; ne diyoruz.
Bir daha bunları "yaşamamalıyız".
Ve geçmişte; yapılanlar "çözüm" değil, çözümsüzlüktü.
Kürtler vardır, inkâr edilemez.
Anlayacağınız;
Kürtlere "bu acıyı" yaşatan ve dayatanlar da anladı.
Tabi ki biz Kürtler de anladık.
Çözümün.
Ve haklara kavuşmanın "yolunun" bu gidişatla mümkün olmadığı.
Onun için;
Değişim ve gelişim şart.
Tabi; bu seyir "asimilasyona" yönelik bir değişim olmamalı.
Yıllar önce "organize" edilen zihniyetin tekerrürü kabul edilemez.

Eğer bugün;
"Çıkmaz sokakları" aşamıyorsak o da asimile ediliştendir.
O nedenle;
"Etnik siyaset" değil.
Uzlaşı ve bütünleştiren; tüm kimlikleri "Anayasal" güvencede tutan bir değişim şart.
Ve dikkat edin.
Ülkenin idaresi bile; yeni yeni "evrensel" değerlerle tanışıyor.
En önemlisi;
İnsan hakları.
Demokrasi.
Hukukun evrenselliği.
Özgür fikirlerin tartışılır ortamı.

* * *

Kim diyebilirdi ki.
Ya da aklına getirebilirdi ki;
Türkiye'de bir yargıç çıkacak "Kürt sorunu çözülmeli anayasal güvenceye alınmalı" diyecek.
Evet.
Bu gerçekleşti.
Diyarbakır 6 Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimi Selahaddin Menteş bunu dedi.
Hem de;
Mahkeme heyetinin verdiği karara "muhalefet" şerhi koyarak bu gerekçeyi dile getirdi.
Bir ifadesi de;
Kürt sorunundaki çözümsüzlüğün, PKK'ya "sürekli" güç kazandırdığı.
Aslında Yargıç Menteş.
Daha önce "taş atan çocuklarla" alakalı da; çıkışı vardı.
Verilen cezaların "adil" olmadığına dair.
Altı çizili ve önemli üzerinde; beyin fırtınası geliştirilmesi gereken bir "çıkıştır" Yargıç Menteş'in söylemi.
Onun için diyorum ki;
Değişiyoruz.
Ve değişmeye de mahkûmuz.

* * *

Yeter ki;
Zihinler "kirli", düşünceler "inlik" içermesin.
Yeter ki;
Siyasiler hassasiyet ve dürüstlük göstersinler.
Yeter ki;
Kürtler "oy potansiyeli" olarak görülmesin.
Yeter ki;
Suiistimallere dayalı; senaryolara maruz bırakılmasın.
Önemli olan;
Bu değişim ve gelişim koşusunda "cesur ve cesaretli" samimi, "saf" adımlar atabilelim.
Eğer;
Adalet'i sağlayan bir Yargıç bugün "Kürt sorunu çözülmeli, Anayasal güvenceye alınmalı" diyorsa.
Bu demektir ki;
Türkiye her ne kadar, "çelişkiler" içeren adımlara sahip ise de.
Kürtlerin "Kimlik" noktasındaki varlıklarını kabul ve çözümü; "son viraja" girmiştir.
Hani bir söz vardır; "Kaçarı yok"...
Daha demokratik Türkiye için; "değişimin" kaçarı kabul görmüyor.
O zaman;
Tüm yük ve öncelik hem toplum da, hem de toplumu idare eden "siyasi" iktidar ve muhalefettedir.
Haydi.
Siz de; bir çıkış yapın.