YOK DAHA NELER?..
Ekran renkli, ama "zihinler" dağınık… Tartışma o biçim "hararetli" ve hakaretli… Hepsi de, kelli, felli, çizer, yazar akademisyen.. Fena bir curcuna var… Mevzuu "sistem" tartışması…
***
Adamın teki diyor ki, "Başbakanlık" modeline dönülsün… Muhalefetin bir türlü dibini dolduramadığı ama adını verdiği "Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteminden?" dem vuruyor… "Pür dikkat" kesildim, ne diyecek diye!!…
***
Adının önünde bir çok unvan var!… Hiç dillendirilmeyen bir "güçlendirme" formülünden söz edecek beklentisi içerisinde, ekrana kilitlendim.. Yazı adına "bir ekmek" çıkar diye… Ne derse beğenirsiniz; "ama yetkisizlik" olacak?… Elektrik çarpmışa döndüm!…
***
Nasıl yani diyecektim ki; yanıt verdi?… Hükümet "meclisten" çıkacak, ancak Cumhurbaşkanı da, "seçimle" belirlenecek.. Yüzde 50+1 sabit olacak.. Halkın "seçtiği" bir isim olacak… Lakin; o makama oturan kişi, "yetkisiz" kılınacak… Ne siyasetin "S'si" ne de Politikanın "P'si" onda olmayacak…
***
Ve ne de, "hüküm edecek, hükmedici, hüküm verecek bir vasfı da" bulunmayacak. Bir de ekliyor; Külliye ‘ye de taşınmayacak!.. Ankara yerine İstanbul'da oturacak… Boğaza nazır, Vahdettin Köşkü'nü kullansın.. Boğaz'da, "sembol" olarak, bulunsun.. Paşa, paşa orada oturup, keyfini sürdürsün…
***
Denir ya; "vay da vay"… Yok daha neler?.. Komedi, tiyatro, Cem Yılmaz'ın şovundan beter fikri beyanın "bir akademisyenin" zihninden nasıl da; ülke yönetimine, sistem modeline formül üreterek çıkıyor... Hayreti içerisinde olmamak elde değil?!… Akla ziyan!..
***
Düşünün, zat-ı muhterem yüzde 50 + 1 oy alacak… Partilerden daha çok; oy sahibi olacak.. Ve bu şahsı da "halkın iradesi" seçmiş olacak?.. Ülkenin "baş komutanı" makamını temsil etme görevine nail olacak? Her yerde, "saygı" görüp en önde, ilk sıradaki isim zikredilecek?.. Ama hiçbir yetkisi bulunmayacak..
***
Ne siyasetin alanında "varlık" gösterebilecek, ne de "politika" kulvarında bir üretimi, dahli olacak?… Ve ne de, ülkenin gidişatı hakkında; "söz söyleyecek" bir hükmü, yetkisi ve hakkı olmayacağı gibi; Yasama, yürütme ve Yargı mekanizmasına da, müdahil olmayacak?..
***
Biliyorum, gerildiniz ve ağzınızdan çıkan sözcükleri sıralamaya başladınız.. Ki bende de aynı duygular gelişti.. En nazik, saygılı, ifadeyle.. E be adam, e be çok okumuş zevat, "yetkisiz ve sorumluluk" almayan bir adamı veya verilmeyen bir zat-ı muhteremi ne diye, bu halk seçsin, ne diye "baş komutan" makamı tevdi edilsin, ne diye bu bütçe temin edilsin, para-pul harcansın ki?..
***
"Başbakanlık" sistemine geçilecekse!.. Güçlendirilmiş parlamenter sisteminde meyil edilecekse!… O zaman, yine "Türk işi" bir sistemi hayata geçirin, ahali olarak bilelim; neyin ne olduğunu?.. "Cumhurbaşkanı" diye bir makam olmasın.. "Partiler" seçime girsin; sandalye sayısına göre "Parlamento" tam yetkiyle "Başbakan ve Hükümeti" seçsin!…
***
Denir ya "Kaaa aaakkkılll.." Hasılı, bizde takılmanın oluşturduğu stresin etkisiyle, zamanı boşa tükettik.. Neyse ki, iki kelam edip, meramı buraya aktardık.. Bizim muhalefetin, akademik kadrolarının "zihni zenginliğine" vakıf olalım, diye!…
***
Duayen(!) siyasetçileri de "zihin zengini.." Bakar mısınız Özgür Özel'e; üç harfli "market ve AVM'lere" hasım kesilmiş.. Düşmanlığı, "Bakkalları" koruma adına?. Diyor ki; "bunların alayına resti çekip, il sınırlarının dışına çıkaracağız.."
***
"Nasıl olacak" demiyorum… Çünkü gelecek cevap, akademisyenin sisteme dair ürettiği "formülle" eş değer bir sonuç içerecek.. Onun için; uzak duralım… Mevzu "bir taşın" kuyuya atılıp, çıkarılması uğraşı gibi!...
***
Yoksa, hala "muhalefetin" adayı kim olacak, ikilemiyle uğraşıp durulmazdı?.. Sabah "adayım" deyip, öğleden sonra "cayanın" peşinde; Parti kurmayları koşup durmazdı?.. "Deveye hendek atlatma" misali, "Cumhurbaşkanı adayı değilim, Başbakan adayıyım" diyenin neyi kast ettiği girdabına, "bileşenler" düşmenin paniğine kapılmazdı…
***
Önce, İstanbul'un nafatihi Ekrem İmamoğlu, sonrasında Mansur Yavaş "aday" diye pazarlanıp duruldu… Şimdi ikisi de; "belediye başkanlığına" devam, deniliyor.. Peki kala kala kim kalıyor, Kılıçdaroğlu.. O da, akşamcı modunda ayıkken ayrı, değilken ayrı… Ki yeni isimler de, "çatı adayları da", konuşulup duruluyor..
***
Anlayacağınız; vaziyet muhalefet kanadında hiç kimseye bahşedilmeyen bir "Zihin zenginliği(!)" var.. Onun için de, "iktidar" olabilmenin "riskine" pek girme gayretkeşliği içerisinde, olmayıp "dostlar alışverişte" görsün misali, kendilerini korumaya alıyorlar.. Ne diyelim; "yok daha neler" demekten başka..
***
GÜNLÜK HAYATTAN!..
Biraz da günlük hayattan!… Ne o sizin hala "belinizde bir silahınızda mı, yok"… Niye olsun ki?.. Dışarısı güvenli değil de, ondan… Yok daha neler!… Güvenli, hem de çok güvenli…
***
Öyle ise; şu trafikte, yol verdin, vermedin, kavga gürültüsü sonrasında, çekilen silahtan çıkan "dan danların sesi nedir?"… Bilanço; bir ölü, üç yaralı.. Buyrun; "silahsızların" hal-i durumu!..
***
Ne diyorduk, hangi sokak güvenli idi!… Ya karşı tarafın da silahı olmuş olsaydı… Doğru ya, ne değişirdi?.. Muhtemelen; bilançoda değişiklik artış yönünde, olurdu?… Bir iken, birden fazla!..
***
***
Düğün!.. Ya, bar, pavyon, kafe, işyeri.. Alış-veriş merkezinde, "yan baktın, omuz attın ne o kaş göz oynatmaları?… Bir ses; "illa ki kan akıtılacak?"… Peş peşe, pat pat, pat!…
***
***
Eee, Türk erkeği korkar mı?. Demirden korkan, trene binmez..?.. Bizimkisi, illaki silah…
***
Sokakta, yumruklaşma!.. Derken, arbede.. Herkes kan revan içerisinde.. Bir ses; ah ki ah silahım olsaydı, hepsini indirirdim!…
***
Direksiyonda, zil zurna sarhoş!… Eli belinde.. "Çekilin yoldan, geliyor dan dan dan.." Sahi ya; "içkili araba kullanmak" yasak, ama içkili iken "silah taşımak" serbest!… Ne tezat bir şey!…
***
Evet ya; "silahın" ruhsatı var!.. Sanki arabanın ruhsatı yok yani…
***
He ya!… Şimdi silah silah, deyip durduk ya!… Arada bir "silahsızlanma" adına kampanyalar yapılırdı.. Ne o; dönem değişti mi, "silahlanma" kampanyası var.. Silahlar ucuzladı; diye!..
***
Neyse her şey bir tarafa.. Arkadaş ülke insanı, "stresin, bunalımın" dibini yaşıyor.. Sinir uçları açık.. Herkes gergin, öfkeli.. Hal bu iken; "silah teslim edilip, belge taktırılır mı?"…
***
GÜNÜN SÖZÜ
Köroğlu ne derdi; "tüfenk icat oldu, mertlik bozuldu?"
***
HAYIRLI CUMALAR