TOPLUM CİDDİYETİNİ KAYBETTİ

Günümüz dünyasında dikkat çekici bir aşınma yaşıyoruz: Hakikatin ve ciddiyetin giderek zemin kaybetmesi.

En hayati meselelerin, geleceğimizi şekillendirecek kararların ya da derin toplumsal acıların ortasında dahi yükselen ilk ses bir kahkaha, ilk tepki mizah öğesi oluyor.

Toplum, derinliğini kaybedip yüzeyde yüzmeye alıştıkça; olaylara, kişilere ve durumlara "geyik muhabbeti" paravanının arkasından bakmayı bir mizaç haline getirdi.

Mizaç Mı, Sığınak Mı?

Özellikle genç kuşakta ciddiyet, adeta üzerlerine uymayan, kasvetli ve demode bir elbise gibi bir kenara fırlatıldı.

Peki, her şeyi kahkahaya boğma, "kakara kikiri" bir yaklaşımla hafifletme sevdası nereden doğuyor?

Bu durum, temelde yükselen kaygılarla ve bilgi bombardımanıyla başa çıkamayan zihnin geliştirdiği çaresiz bir savunma mekanizmasıdır.

Ciddiyet, sorumluluk ister; mesele üzerine düşünmeyi, yüzleşmeyi ve yük taşımayı şart koşar.

Oysa mizah ve yüzeysellik, anlık bir kaçış konforu sunar. Kadim filozof Aristoteles’in dediği gibi: “Ciddiyet, ruhun ağırbaşlılığıdır.”

Ruh bu ağırlığı taşımaktan kaçındıkça, hafifliğin cazibesine sığınır.

Ancak bu süregiden ciddiyetsizlik hali, hayatımıza ve karakterimize görünmeyen ama derin zararlar verir.

Hayatın her alanında Denge esastır, asık suratla ortalıkta gezen robotlar misali yaşam sürmekte beklenenin dışındadır. Lakin her olgunun bir yeri vardır.

Giyinmenin; pijamayla toplantıya giremezsin. Düğünde bayramda oturup ağlamazsın, ağlamak cenaze merasiminin duygu dışa vurumudur.

Ağız dolusu kahkaha atmanın, sevdiklerine esprili yaklaşımlarla takılmanın kimseye zararı yoktur ama yeri vardır.

Ciddi konular konuşulurken geyik muhabbeti yapana ne denir?

GEVŞEK denir.

 Fıtratın Aşınması: İnsanın doğasında yer alan derinlik, idrak ve empati yeteneği yok sayılır.

Her olayı dalgaya almak, insanı kendi duyarlılığına yabancılaştırır.

Karakterde İrtifa Kaybı: Güvenilirlik, ciddiyetten beslenir. Her şeye yüzeysel ciddiyetten uzak muhabbetle yaklaşan bir birey, zamanla muhatapları nezdinde ağırlığını ve inandırıcılığını kaybeder.

 İletişimsizlik ve Yalnızlaşma: söylenenleri espriyle savuşturmak, hakiki bağların kurulmasını engeller.

Derin sohbetlerin yapılmadığı ortamda samimiyet biter, geriye yalnızca gürültülü bir yalnızlık kalır.

 Meseleleri Çözümsüz Bırakmak: Ciddiyetle ele alınmayan hiçbir sorun çözülemez; yalnızca ertelenir veya üzeri örtülür.

Mizah, hayatın neşesi ve zorluklara karşı güzel bir çeşnidir; fakat hayatın kendisi haline geldiğinde zehre dönüşür.

Konfüçyüs, “Ağırbaşlılık ve ciddiyet, bilgelik kapısının anahtarıdır” der. Yaşadığımız çağın trajedilerine, gençliğin savruluşuna ve geleceğin

belirsizliğine karşı ihtiyacımız olan şey daha fazla kahkaha değil;

meselelerin özüne inebilen, sorumluluk alan ve lafı sulandırmadan dinlemeyi bilen bir ciddiyettir.

Neşeli mizaç da ruhun gıdasıdır ama yeri geldiğinde dişlerini saklamayı bilmeli insan.

Hayatı bir mizah sahnesi, kendimizi de onun daimî seyircisi kılmaktan vazgeçmediğimiz sürece, kaybettiklerimizi fark ettiğimizde gülmeye dermanımız kalmayabilir.


Yorumlar

Yorum Yap