28 ŞUBAT, MACERA BİR KARANLIK!? (III)

Sevgili okurlar..

Sohbetimizi koyulaştırarak, dünden devam diyoruz!.. Ki yazı başlığımız da aynen “tarihsel” kimliğiyle yerinde duruyor.. Çünkü bu tarihin sürecinde, yaşanan ve yaşatılanlar; “insanlık dışı bir tabloyu” içermektedir...

Ki dünkü yazımızda dile getirdiğimiz gerçekler, tarihi yansıtıyor ve aynı zamanda mevcut sistemin de karanlık yüzünü bir kez daha deşifre ediyor..

28 Şubat ve süreci!..

Türkiye’nin yekûn coğrafyasında “elit bir zümrenin” dışında, 7’den 70’ine herkese, “derin” bir mağduriyet yaşatmıştır...

Müesses nizamın karanlığında bu ülke insanına, özellikle inançlı, muhafazakâr kesime yapılanlar; Türkiye’nin ayıbı, hukuksuzluğun vahameti olarak, tarihe not edilmiştir…

Antidemokratik, jakoben bir hareket ve anlayışın da; “yüz karasını” teşkil etmektedir..

İnanın sevgili okurlar.

Bugün dünyayı titretmek isteyen Rus Devlet Başkanı Putin’in Kırım’a tankları yürütmesinden daha tehlikeli ve daha sinsiydi onlar.

O dönemdeki işlenen “suç ve suçlar” bilaistisna nitelikli suçlardır...

Bilerek, isteyerek organize edilen çeşitli tezgâhlar, batı emperyalizminin nam-ı hesabına kiralanmış bir zümre vesayetçiler tarafından, icra edilmiştir...

Aziz milletimize karşı “hükmi ve fiili” olarak suikastlar tertiplenmiştir..

1,5 asırlık zaman dilimi içerisinde gerek Osmanlı’nın son dönemi olsun, gerek sonrasındaki zaman diliminden bugüne kadar, kurgulanan suikastların değişik bir versiyonuydu; 28 Şubat!...

O dönemdeki olup bitenleri cümlesi cümlesine hangisini anlatırsak, anlatalım; “insanlık dışı” hadiselerdir...

Bu işin yalanı yok, iftirası yok ve abartısı da yok.

Aksine anlatılanların eksiği vardır..

Tabi hepsi arşivlerde mevcuttur..

Bu ülke insanı, gelen giden hükümetlerin gerek kendi icraatları olsun, gerekse biat ettikleri vesayetçilerin yaptıkları, A’dan Z’ye kadar kayıt altındadır...

Kimler kimlerin nam-ı hesabına, ülke insanına, devletine ve ülkesine giydiği “kurtarıcılık” libasıyla, “hainlik” yaptığını biliyor..

Ama kime anlatırsın?

***

Dün olduğu gibi bugün de ifade ediyoruz..

Yaşananlara ilişkin diyoruz ki;

Bunlar yüz, yüz elli yıl önce batı emperyalizminin Osmanlı imparatorluğuna karşı besledikleri kinle, Siyonist Yahudi ve emperyalist haçlı Ermeni çeteleriyle bir kısım içteki jön Türklerin kirli ırkçılık taassubuyla işbirliği, gizli projeleri hayata geçirdiler...

Nitekim bu sinsi ve kirli faaliyetleriyle yüce Devlet-i Âliye-yi Osmaniye gibi uzun ömürlü bir devleti içten vurarak çökerttiler...

O gün sergilenen şeytani planlar ne idiyse; 28 Şubat’ta da aynı ruh kendisini dikte etti!

Postmodern Batı Çalışma Grubu darbesi de; vesayetçi ve kiralık maşaların elleriyle, devletimizin, milletimizin, ülkemizin başına “karabasan” gibi çöktü...

Nice çoraplar ördü...

Anayasaya dayalı demokratik sistemle, milli iradeyi temsil eden hükümeti keyfi olarak bir gecede alaşağı ettiler...

Ankara’nın Sincan ilçesinde tank yürüterek ordunun bu millete karşı sanki Türk ordusu değilmiş gibi, “tavır takındılar..”

Yunan ordusundan beter şekilde bu millete mezalim ve insanlık dışı bir dayatmada bulundular...

Gerçekten, o dönemde yaşanan ve yaşatılanlar yenilir yutulur gibi değil.

Tüm bunlara rağmen, iktidardaki olan hükümetlerin alaşağı edildiği halde, o dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in, gerek vesayetçilerin ve gerekse onlara biat eden siyasilerle işbirliği yapması da, demokrasinin en büyük “ihaneti” idi...

Sergilenen tavır, ne bir yasaya, ne bir kanuna, ne anayasaya dayalı olmadığı gibi “despotça” bir tutumdu...

Nitelikli bir suç işleme eylemiydi.

Millete karşı emperyalizme yapılan bir kölelik göreviydi.

O dönemde PKK, Avrupa’dan, İsrail’den, Amerika’dan gizli direktif ve talimat alarak devletin içine sızdırılmış gizli mason localara bağlı hareket ediyordu...

Vesayetçi bazı generallerin paşa olma vasfını yitirmiş, adeta birer maşa olarak, “karşılıklı birbirlerinin” değirmenine su taşıma faaliyeti içerisinde bulunuyorlardı...

Tıpkı İttihat Terakki Cemiyetinin Osmanlı ordusu bünyesinde üreme yapması gibi...

Devşirme paşaların, Ulu Hakan Sultan Abdülhamit’e karşı yaptıkları kirli ittifak gibi.

Ki bu ittifak, Türkiye insanına karşı açık ve aleni bir şekilde yapıldı...

Hedefleri, dönemin Başbakanı merhum Necmettin Erbakan ve Başbakan yardımcısı Tansu Çiller’i alaşağı etmekti...

Hedef; Erbakan’ın Refah Partisinin “İslam’ı temsil ediyor” anlayışına karşı yapılan bir iğrençlikti.

Daha doğrusu ona karşı değil de sadece İslam inancını toplumun kalbinden olduğu gibi kaldırmayı planlıyorlardı..

Aileleri, aile birimlerini, ahlaki çöküntüler içerisine sokup dinsiz bir yaşamı enjekte etmekti...

Bugünkü aile çürümüşlüğü gibi bir hal meydana getirmenin gayesi içerisinde bulunuyorlardı..

Ülkeyi terör ve kargaşa “arenasına” çevirip, yabancı güçlerin “artık dur buraya kadar yeter” demeleri için hazırlanan tezgâhlardı...

Sinsice tertiplenen ihanetler zincirine sahipti...

Tıpkı yıllardan beri Suriye’nin ve Irak’ın başlarına çökmüş baas partilerinin sosyalist, Marksist dayatmalarını Türkiye yönetiminde de söz sahibi etmekti...

Kimin eli kimin cebinde belli değildi.

“Gündüz külahlı, gece silahlı” misaliyle Türk Silahlı kuvvetlerinin bünyesinde yetişmiş bazı vesayetçi generallerin talimatları doğrultusunda onlar gibi düşünmeyen insanları ansızın ortadan kaldırıyorlardı...

Gizliden gizliye kurşuna dizerek hayatlarına son veriyorlardı.

Bu kirli projelerin uygulanmasının başında da hiç kimse unutmamalıdır ki Süleyman Demirel vardı.

Mesut Yılmaz’ın Başbakanlığında üçlü koalisyon hükümetinin nezareti altında nice masum insanlar gece yarısı evinden alınıp, gözleri bağlanıp, götürülüp gizli mahfellerde, binaların bodrumlarında domuz bağıyla bağlanarak infaz ediliyorlardı.

Üçlü ittifakın liderleri de Mesut Yılmaz’dı, Bülent Ecevit’ti ve bugün AK Partiyle ittifak kuran, tarihe renk katan (!) MHP lideri Devlet Bahçeli’ydi.

İşte burada bir parantez açmak gerekiyor, bunu da yazmadan geçemiyoruz.

Yıllardan beri, yani çeyrek asırdan beri MHP’nin gerçek lideri Alparslan Türkeş’in ölümü sonrasında makamını işgal eden Devlet Bahçeli, ne partisine, ne çevresine, ne devletine, ne de koalisyon ortaklarının hiçbirisine bir arpa boyu kadar ilerleme kaydetmediği aşikârdır...

Bugün dahi ne kendisine ne de AK Partiye bir yararı dokunmuş değil..

Bilakis AK Partiye kan kaybettiriyor..

Ki halktaki genel kanı da bu minvaldedir!

Tarih örnekleriyle dolu...

Hangi siyasi kuruluş Devlet Bahçeli’nin ipiyle kuyuya inmeye çalışmışsa, o ip eninde sonunda kopmuştur...

Hem kendini, hem de ortaklarını yarı yolda çukurlara yuvarlamıştır...

Yani bize göre tek kelimeyle;

MHP lideri Sayın Bahçeli’nin siyasi ipiyle kuyuya inilmez.

İnildiği takdirde de hedefine ulaşamaz gibi geliyor bize.

Biz kendi kanaatimizi burada tüm kamuoyuyla paylaşmak üzere bunu yazıyoruz.

* * *

Evet, gerçekten 28 Şubat 1997 karanlık bir maceraydı.

Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da, özellikle Diyarbakır’ımızda bu millet çok büyük zarar görmüştür, mağdur olmuştur ve huzursuz olmuştur.

Çok büyük kayıplara maruz kalmıştır.

Ama ne yapacaksın?

O zaman bu işlerin başını çeken 14 generalin yıllar sonra da olsa cezaevine alınmaları, bir aşamadır, bir gelişmedir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a da bunun için milletçe teşekkür etmek gerekir.

En derin saygı ve sevgilerimle.