DİNDEN SOYUTLANMIŞ BİR GENÇLİKLE, MÜCADELE GERÇEĞİ!? (II)
Sohbet başlığımız yerini koruyor!.. Anlam ve önem noktasında, günümüzde yaşadığımız “toplumsal travmatik” halimizi, bize ifade ediyor.. İşte bu hissiyatın rotasında, yaşanan ve yaşatılan hadiseleri, aynı minval üzerine, irdelemek istiyorum.. Bugün; hadiseler değişik konuları içerse de, toplumsal değer ölçümüzde yarattığı tahribattaki “etken” neden aynıdır? Çünkü bizi bizden eden ana unsur; “gençliğin” milli ve yerli ruhla paralellik arz etmemesi ve aynı yolda yürümesini sağlayacak, eğitim ve öğretimi vermeyişimizdir! Yani hızla, nesil yoksunu oluyoruz..
***
Dün ifade ettik, toplumları toplum yapan ilimdir, irfandır, talim ve terbiyedir. Pek tabi ki toplumsal tarihin kültürüdür, inancıdır ve birliktelik içerisinde sulha dair ittifak kurmaktır… Günümüz ifadesiyle toplumsal barışın sağlanmasıdır.. Ne yazık ki bugün işte bu “istikametten” ırak vaziyetteyiz.. Çünkü mevcut Sekülarizm’le, Kemalizm’le Türkiye insanını, Türk milletini yönetmek, bize göre dün olduğu gibi bugün de söylenen her ne ise havanda su dövmekten başka bir anlam teşkil etmez…
***
Şöyle ki.. Bizim büyük Türkiye olarak bildiğimiz Osmanlı mirasına sahip çıkan inanmış bir Türk milleti dendiğinde, her şeyden önce İslamiyet akla gelir. Onun için de İslam’dan uzaklaştırılma halini hiçbir yere sığdıramayız. Hele hele bilimsel olarak, tarihsel olarak, kültürel olarak hiçbir yere bunu sığdıramayız. Tevessülünde elimizde kalır.. Ve kalmaktadır da!. Bugün nerdeyse yüz elli yıldan beri aynı egemenlik, boş vesayetçi bazı anlayışların otoritesinde Türkiye, kendi milli değerlerine adeta sırt çevirmiştir… Bu da ülkeyi ve milleti geriletmiştir…
***
Zira batılılaşma sevdasıyla gençlik potansiyelini dinden uzaklaştırma gerçeği mevcuttur. Ve bu resmi ideoloji tarafından yapılmaktadır… Bu oluşumla meydana gelen terörizm ve bu terörizmle kenetlenen bir gençliğin varlığı da herkesin malumudur.. Ki kimse de inkâr edemez. Devlet, milli gücünü ne kadar kullanırsa kullansın ki kullanmaktadır, sadece haşerelerle uğraşır, bataklığı kurutamaz!
***
Bakınız her şeye rağmen, millet de gelen-giden sorumlu olan tüm iktidarları desteklemiştir ve öyle inanıyoruz ki desteklemeye de devam edecektir. Ama gel gör ki, bu yüce aziz imanlı milletimizin ne yazık ki hayalleri hep boşa çıkıyor, netice alamıyor, oldukça da toplumsal huzursuzluklar söz konusu oluyor. Ekonomiksel sıkıntılar diz boyu.
***
Gelen giden iktidarlarımız, hele ki şimdiki iktidarda bulunan ve akıl satan çevrelere inanan AK Parti, ne yazık ki bu Cumhurbaşkanına rağmen, barış ve kardeşlik gerçeğini yakalayamamış durumdadır. Hala da yıllardan beri yanlış bir tarihe omuz omuza vererek aldanmaya yüz tutmuş bir halle karşı karşıya bulunuyoruz… Hal böyle olunca da, bu aziz millet, inanın ki büyük çaresizlikler içerisindedir.
***
Evet, biz rastgele bu konuları kaleme almıyoruz. Dayanak noktalarımız var. Tarihi, ilmi gerçeklere dayalı olarak bin yıldan beri büyük İslam ulemaları tarafından yapılan tespitlere odaklanarak, bunları aktarıyorum.. Ama ne yazık ki, kime dersin.. Kafalar bir kere kuma gömülü, hakikatlere kalp gözleri kapalı…
***
Yazı başlığımızı İbn Haldun’un Mukaddimesinden naklettik… Ki bunu çürütebilecek bir akıl sahibi sanmıyorum ki olsun.
Bakınız, Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri bu minvalde neleri söylüyor…
“—İlmi gerçeklere dayanarak aynı paralelde bu millet, küfür ve zulüm karanlığından meydana gelen safsatanın muhakemesiyle (tartışmasıyla) artık yorulmuş durumdadır.
Bu ümmetin toplumsal bir güç olarak meydana gelebilmesinin yegâne şansı; gençliğini İslam’la, İslam tarihiyle ve ecdadın kültürüyle donatması gerekir.
Ancak bu şekilde faydalı bir gençliğe sahip olabilir.”
Onun için Bediüzzaman diyor ki;
“Vicdanın ziyası ulum-u diniyedir. Aklın nuru fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder. İki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder.”
Aksi takdirde mevcut sistem tarafından oluşturulan bir yönetim şekli, hiçbir zaman milli olma gerçeğini gösteremez.
***
“Mevcut sistemin, kamu kurum ve kuruluşlarının kaçta kaçı milli bir şuurla toplumu temsil edebilir?” diye kamuoyuna sormak gerekmez mi?
Sorulmalı.. Buna cevap vermemiz gerekir. Mevcut iktidar partinin önemli bazı bakanlıklarının bünyesinde yaşanmakta olan antidemokratik hukuk dışı olumsuzluklara hangi babayiğit çıkıp cevap verebilir? Özellikle toplumun can damarı durumunda olan Adalet Bakanlığını temsil eden yargı mekanizması? Denir ya neresinden tutabilirsin ki?
Kültürümüze mal olmuş bir deyimle; “Elini nereye atarsan, elinde kalır.”
***
Devletin ve milletin güvendiği yegâne kurum yargıdır. İçişleri bakanlığıdır.
Ki, devleti temsilen üç ana erkin birincisi, yasamadır.
Yasama erki zaten kavgalıdır, küfürlüdür, birbirine saldırmaktadır, acımasız hakaretleşmenin içerisindedir…
İkinci erki olan yürütmedir. Yürütmeyi temsil eden İçişleri Bakanlığının bünyesinde olup bitenlerdir.
Üçüncüsü yargı erkidir. Yargı erkinin çok kaygan bir zeminde yürüdüğünü hiç kimse inkâr edemez.
***
Çünkü yapılan birçok önemli uygulamaların, verilen kararların nerdeyse birçok bölümü ranta dayalıdır, çıkara dayalıdır, kişisel menfaate yöneliktir. Bariz şekilde diyoruz. Elimize geçen birçok önemli dosyaların numaralarını da verebiliriz. Ama hal-i hazırdaki yaşanmakta olan olumsuzluklar çok utandırıcıdır.
* * *
Daha iki gün evvel Diyarbakır İcra Dairesinde yaşanan rezalet.. Bir İcra Memurunun yüksek meblağ karşılığında araçların şerhini kaldırması “suç üstü” oldu.. Dirayetli bir avukat tarafından yakalandı.. Şikâyet üzerine bu memur tutuklandı… Eğer avukat muttali olmasaydı, “kim kime dum duma?” durumu o biçim işlemeye devam edecekti…
Hani Adalet Bakanlığının bir-iki ayda bir adliyeleri teftiş eden müfettişlerin raporları nerede?
Diyarbakır’daki 6. Ağır Ceza Mahkemesindeki meydana gelen şaibe ayyuka çıkmıştı.
Rivayete göre terör davasında 15 sene hüküm almış bir kişinin tahliye edilmesi için büyük meblağ karşılığında anlaşma yapılmış ve nihayetinde ayyuka çıkan bu anayasa suçunu hâkimi kurtarmak için işten el çektirilmiştir. Adalet Bakanlığının en önemli ayıbı da büyük bir meslek taassubu ile yaşanan bazı hallerdir. Yoksa mademki böyle bir suç işlemiş? Nasıl ki icra memuru yakalanıp tutuklanıyorsa, aynı o hâkimin de tutuklanması gerekmiyor mu?
***
Keza bazı Cumhuriyet başsavcılıkları bünyesindeki bazı Savcılar tarafından, bazı önemli kasıtlı cinayetlerden oluşan dosyaların sıradan yaralamaya sokulmuş olması.. Tevsi-i tahkikat adı altında eften püften oyunlarla iddianameyi geciktirmesi, sene-i devriyesinde o katil zanlısının “iddianame hazırlanmadığı” gerekçesiyle serbest bırakılması.. Bunun gibi nice haller karşısında “Adalet Bakanı Sayın Bekir Bozdağ ne yapıyor acaba?” diye sormamak elde değildir.
Hele hele ayyuka çıkmış bir başka olay.
Bir Cumhuriyet Başsavcılığının yargıladıkları şüphelilerin kahvaltı ziyafetine gidip sohbet etmiş olmalarına ne diyorsunuz?
***
Tabi bunlar bizim için sıradan olaylar olarak görünüyorsa da fakat kamuoyu çok etkileniyor.
Devlet kurumlarının ciddiyetine yakışmayan bu saydığımız olumsuzluklar, daha deveden kulak bile değildir.
Seçim sath-ı mailine giren AK Parti, bunlara karşı nasıl bir tedbir almayı düşünüyor?
Kamuoyu bunu soruyor.
Biz de cevaben diyoruz ki: Sabırla bekliyoruz.
Hani demişler ya; “Sabreden derviş, muradına ermiş.”
Aslında işin diğer esprili tarafına da bakılırsa; “Sabreden derviş, muradına ermiş” yerine “Sabreden derviş, dertten/açlıktan ölmüş” esprisi doğallığını sürdürüyor.
En derin saygı ve sevgilerimle.