DİNDEN SOYUTLANMIŞ BİR GENÇLİKLE, MÜCADELE GERÇEĞİ!? (III)
Denir ya; “istiklali, istikbali ve istikrarı” yakalamak çok zordur!.. Çünkü bir toplumu yarınlara taşıyan kadro; “genç neslidir?”.. O nesil, imanlı ve şuurlu değilse, tarihinden, atasından, kültüründen, medeniyetinden, inancından bihaberse, vay ki vay o toplumun ve ülkenin haline! Yaşamının her anı, kaos üreticidir.. Şiddet mi, terör mü, kan ve gözyaşımı, insanlık dışı muameleler mi!?.. Akıl havsalasından mağlup bir şekilde; “bedbahtlaşır..” Ne hazindir ki, İslam dünyası ve özellikle Türkiye’miz işte böylesi entrikalı sürecin, vesayeti altında bulunuyor!
***
Mevzu ve yıkım bugüne özgü değil!.. Yüz, yüz elli yıldır çeşitli kurgulu unvan ve kavramların isimlendirilmesiyle, entrikalı sahnelenen oyunlarla, İslam’a karşı içten ve dıştan “yıkım suikastları” yapılmıştır.. Ve bu haince suikastların odak hedefi de, İslam âlimleri ve İslam büyükleri olmuştur… Dillerine “kilit” vurulmuştur.. Öylesine dehşetli bir zulmün ve vesayetin altına alınmışlardır ki adeta “vicdanlarına ve ayaklarına” prangalar vurularak, onları toplum nezdinde devre dışı bırakmıştır…
***
Kimi idam sehpasında kendini bulmuş, kimi sürgün ve zindanlara mahkûm edilmiş, kimi de kahır çilesiyle, ömür tüketmiştir… Oluşturulan bu kaotik ortamdan “kendine kurtarıcı libası” giyen, yalan söyleyen tarihin Kahramanları(!), kavram karmaşasıyla, ömürlerine ömür katmışlardır.. Gerçekler sürekli “alt üst” edilmiştir.. Dehşetli vesayetleriyle “toplumu da” vahim derecede, sindirebilmişlerdir.. Nitekim yalan söylemeyen tarih bu hakikatleri “hep ifşa” etmektedir…
***
Nitekim bugünkü hal, dünün ürünüdür!… Çünkü İslam fıkhından uzaklaştırılmış bir toplum var bugün! Ne helalinin helal olduğunu, ne de haramının haram olduğunu bilmiyor.. Tanımadığı gibi, zihnini de yormuyor, “inandığı kudretin” değerlerine…
İşte günlük yaşamımızda karşılaştığımız hadiselerin ekseriyeti, bunu acı bir tokat olarak, yüzümüze vuruyor…
***
Aile çürümüşlüğü, ahlaki dejenerasyon, toplumsal birliktelik yerine kirli ve dayatmalı tefrikanın mevcudiyeti.. Yolsuzluk, hırsızlık, hile, desise, toplumsal değer ölçülerinden uzaklaştırılmış, batıla meyil veren çürümüş bir anlayışın ve sözde medeniyetin peşinde koşuluyor.. Ve bunu da, ülkeye ve topluma ikmal eden de mevcut siyasal rejimin gerçek yüzüdür. Toplum ruhen tefessüh etmiş, çürümüş bir halde yaşıyor… İman meşalesi oldukça karartılmış…
***
Bakınız sevgili okurlar..
Bir önceki gün Sözcü Gazetesinin birinci sayfasında sağ köşesinde sürmanşetten verilen bir haber dikkatimi çekti.
Akşener’in ağladığını gösteren bir haber…
Başlık şöyle..
“AKŞENER NİÇİN AĞLADI?”
Haberin detayı 10’uncu sayfaya taşınmış.
“Meral Akşener’i, Selanik türküsü ağlattı” ara başlıklı haber..
Şöyle devam ediyor haber;
“İYİ Parti lideri Meral Akşener, Fox Televizyonunda Çağla Şıkel ile Yeni Bir Gün programına konuk oldu.
Programda özel yaşamına ve gündelik hayatına ilişkin samimi açıklamalarda bulunan Akşener’e bir de sürpriz yapıldı.
Akşener’in ilkokul öğretmeni canlı yayına bağlanırken, bir diğer öğretmeni video mesajı gönderdi.
Programda çalınan Atatürk’ün çok sevdiği; “Selanik” türküsüne eşlik ederken de gözyaşlarına hâkim olamadı.”
Akşener şöyle diyor;
“İktidarımızda İstanbul Sözleşmesi uygulanacak.”
Akşener, İYİ Partinin iktidara geldiğinde kadına yönelik şiddetin önlenebilmesi için sözleşmenin tekrar yürürlüğe gireceği sözünü verdi ve “eşit yaşam haktır” dedi.
Aynı zamanda Selanik Türküsü okunurken de duygulandı, kendini tutamadı.
* * *
“İstanbul Sözleşmesinin geri gelmesi, Akşener’in siyasal hayatının en başta gelen kilit hedeflerinden birisidir.”
Gelişen olaylar bize bunu gösteriyor ve kendisi de bunu inkâr etmiyor.
Kamuoyunun bilgilerine sunulan tarihi gerçek; İstanbul Sözleşmesi hileli, mekirlidir, Türkiye’nin yıkımı için, milli birlik ve beraberliğinin yok edilmesi için, her gün biraz daha İslam’dan uzaklaştırılması için yapılan bir tezgâh olduğu hiç kimsenin dikkatinden kaçmamıştır.
Akşener tarafından bu oyunlu, mekirli, hileli projenin yeniden geri getirilmesi için bize göre Akşener hakkında dedikodu olsa bile sosyal medyada ileri sürülen bazı şaibelerin bir kanıtlayıcı belgesi durumundadır.
Ama ne yapacaksın?
Ne yazık ki CHP’nin güdümünde birleşen altılı masada bazı önemli zevatların da yer alması, bize göre apayrı düşündürücü bir haldir.
İşte bu hal, siyasetin “toplum üzerindeki” yarattığı vahim yıkımın bir göstergesi olsa gerek!
* * *
Bu fasla, nokta koyalım.. Gel gelelim, bugünkü sohbetimizin can alıcı mevzusuna…
Diyarbakır SÖZ Gazetesinin, Cumartesi günkü nüshasında yer alan bazı önemli, önemli olduğu kadar da çok düşündürücü haberlerine bir göz atalım…
Tabii ki, haberlere özgü eleştirimizi ön plana alacağız.
Çok dikkat çeken manşet haberle başlayalım.
“Ayetli davetiye onlara dert oldu”
Okul müdürünün velileri toplantıya çağırmak üzere “ayet ve hadis” içeren, davetiye göndermesi, Eğitim Sen’e dert oldu. Diyarbakır’da Ermenilerin yoğunlukta yaşadığını iddia etti, Eğitim Bir Sen ise “bölücü zihniyet” diyerek, tepki gösterdi.
Okul davetiyesi içerisindeki ayeti içine sindiremeyen anlayış, Diyarbakır’da Ermenilerin çoğunlukta yaşadığını iddia etti.
***
Bakınız, sevgili okurlar.
Üç günden beri seri olarak kullandığımız başlığımız bizim bu söylediklerimizi onaylıyor ve haykırarak tescil ediyor…
“DİNDEN SOYUTLANMIŞ BİR GENÇLİKLE, MÜCADELE GERÇEĞİ!?”
İnanın, sevgili dostlar.
Her attığımız adım, her yazdığımız cümle, öyle inanıyoruz ki boşuna değildir ve olup bitenler bizi onaylıyor ve tasdik ediyor.
Bakınız, Türkiye nereden nereye geldi?
Bir yandan siyasi bir partinin lideri durumunda olan Meral Akşener…
Kendisinin, kimin oylarıyla siyaset yaptığını, kimin oylarıyla iktidara gelme ümidiyle yola çıktığının, sanırım farkında değiller!
Yoksa, İslam ülkesi olan Türkiye’yi ve nüfusunun yüzde 99’u Müslüman olan bir milletin, inancıyla, imanıyla, kültürüyle, medeniyetiyle “örtüşmeyen” hal ve hareketlerin içerisine girer mi?!
Orta yerde var olan tüm siyasi partilerin seçmenlerinin yüzde 99’u Müslüman…
Hal bu iken, siyasi ihtiras gözüyle değil, vicdan ve izan gözüyle dönüp arkasına bakması lazım gelmez mi?!
***
Bu siyasi partileri bir yerlere getiren ve liderlerini de lider yapan, inanan bir toplumun oylarıdır, yardımlarıdır, bütçeleridir.
Bunlarla ters düşmek, bunları İslami hedeflerinden saptırıp rastgele ipte oynayan cambaz gibi hareket etmek, bize göre kaliteli bir siyasetin ruhuna yakışmaz.
Oysaki tam tersine bir alçalış halidir yaşanan haller!
Zira millet kandırılıyor, aldatılıyor, hem de değişik mekir ve hilelerle yapılıyor?!.
***
Manşet habere dönersek…
Diyarbakır’da Gaziler Anadolu Lisesi okul müdürü İbrahim Hayrullah Erdem beyefendi, velileri okulda toplamak üzere davetiye gönderiyor..
Davetiye’de,
Kur’an-ı Kerim’in Tahrim suresinin 6. Ayeti’ne yer veriyor..
Ayetin meali şöyle…
“Ey iman edenler, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten kendinizi ve ailenizi koruyun..”
***
İşte bu ayet-i kerime, Eğitim-Sen Diyarbakır Şubesine dert olmuş…
Yukarıdan derinliğe yuvarlanan bir kaya bloğu gibi, bu davetiye başlarına düşmüş.. Onları heyecanlandırmış.. Başkan Zülküf Güneş hızını alamadan, bu davetiyeye laf etmiş…
Ve demiş ki;
“Dini İslam olmayan öğrencilerin, din özgürlüğü sınırlarının çizgisi aşıldı”
* * *
Evet, yukarıda değindiğim gibi yaşamasa bile yüzde 99’u Müslüman olan bir toplumun vergileriyle, bütçesiyle oluşturulan devletin Milli Eğitim Bakanlığına düşen hisse ne ise yani o Eğitim Sen’in ister Eşbaşkanı olsun ister eş çocuğu olsun, ister ne olursa olsun…
Bu söylemleri, ileri sürmüş olduğu Ermeni meselesi, Diyarbakır insanlarının ermeni olduğu safsatası ve bunları cesaret göstererek söylemesi, bize göre Türkiye’nin bir ayıbıdır.
Milli Eğitim Bakanlığının bünyesinde ne kadar kirli bir anlayışın var olduğunun da göstergesidir…
* * *
Doğrusu, bunları duyar ve kaleme alırken, merhum Akif’in “Tükürün” başlığını içeren şiiri aklıma geldi…
Bakınız, merhum Akif ne diyor;
“Bakmayın, hem tükürün çehre-i murdarımıza!
Tükürün: Belki biraz duygu gelir ârımıza!
Tükürün cebhe-i lâkaydına Şark'ın, tükürün!
Kuşkulansın, görelim, gayreti halkın, tükürün!
Tükürün milleti alçakça vuran darbelere!
Tükürün onlara alkış dağıtan kahbelere!
Tükürün Ehl-i Salîb'in o hayâsız yüzüne!
Tükürün onların aslâ güvenilmez sözüne!
Medeniyet denilen maskara mahlûku görün:
Tükürün maskeli vicdânına asrın, tükürün!”
Hele İ'lanı zamanında şu mel'ul harbin,
"Bize Efkar-ı umumumiyesi lazım Garb'ın";
Oda ALLAHI bırakmakla olur herzesini,
Halka iman gibi telkin ile dinin sesini
Susturan aptalın idrakine bol bol tükürün
Yine hicran ile çılgınlığın üstünde bu gün,
Bana Vahdet gibi bir yar-ı musaid lazım
Artık ey yolcu bırak, ben yalnız ağlayayım”
Bu yazı serimiz devam edecektir.
En derin saygı ve sevgilerimle.