HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ İÇ SORUNUMUZDUR!? (III)

Evet, sevgili okurlar.

“HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ İÇ SORUNUMUZDUR” başlığı altındaki, sohbetimizi bugünde sürdürüyoruz...

Bu köşede her zaman vurgulayarak kaleme aldığımız hususların başında; toplumdaki mevcut dejenerasyonun varlığına ilişkin..

Kesintisiz toplumsal dejenerasyonun varlığının temel nedeni, hukuksuzluktur.

Her ne kadar resmi dil, siyasi dil, anayasa dili, “hukukun üstünlüğünden, hukukun varlığından” bahsediyor ise de illaki lafızdan ibarettir.

Mana yok, uygulama da hak getire!

Zenginleştirilmiş, giydirilmiş kelime kavramlarından öteye gidilmiyor...

Zira her şey orta yerde…

Zaten olup biten olaylar oldukça kendini ele veriyor.

Siyasi dil ne diyorsa desin, icraatın varlığı söz konusu.

Toplumun çok büyük ızdıraplar içerisinde yaşamakta olduğu açıktır.

Hiç kimse “ızdırap yoktur, sıkıntı yoktur” diyemez.

Hele hele ekonomiksel sıkıntılar, hele hele şu işsizliğin körüklenmesi…

Hele hele ahlaki çöküntüler ve aile çöküşü…

Bir de tüm bunlar yetmiyormuş gibi; antidemokratik, hukuk dışı bir iş kanununun  mevcudiyeti!...

İşçiyi, işverene “hasım” ediyor...

Yanlı, tarafgir bir şekilde, “İşveren” potansiyel suçlu gösteriliyor...

İşçiye gelince, “enva-i hileye, desiseye” sahteciliğe, yalan beyana rağmen;  Yargı tarafsızlığını “yitirerek” taraftar oluyor...

Çifte standart uygulamalar…

Söylediklerimizin apaçık kanıtlayıcı delilidir; ülkenin hal-i durumudur!.

Biz bunları söylerken yalnız AK Parti iktidarını kastetmiyoruz.

Oluşturulmuş bir sistemin sürecinden bahsediyoruz.

Yani doksan-yüz yıllık bir maceradan bahsediyoruz.

Objektif bir gözle bakılırsa, tarafsız bir düşünceyle olayların üzerine gidilirse, yine hiç olmazsa AK Parti tarafından az çok olaylara el atılmıştır.

Yatırımlar da yapılmıştır.

Duble yolların yapılması, şehirlerarası otoban yolları, dağlar delinip tünellerden geçişlerin sağlanması, dev köprülerin yapılması…

Tüm bunlar Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın döneminde yapılmıştır.

Bugüne kadar gelen giden başbakan veya cumhurbaşkanlarından hiçbiri babayiğitlik göstererek bu dev yatırımları yapamamıştır.

Ama tüm bunlara rağmen sanki Cumhurbaşkanının da haberi olmadan veyahut ondan gizli tutulan, partinin bünyesinde meydana gelen bazı olumsuzlukların varlığı, hukukun çiğnenmesi, adam kayırmalar, bölgemizdeki, özellikle Diyarbakır’ımızdaki yerel yönetimlerdeki bazı resmi sıfatların yanlış uygulamaları; kahredici!…

Bölgenin özellikle siyaset adamlarının buna sessiz kalmaları, gerçekten düşündürücüdür.

Bir o kadar da üzücüdür.

Toplum için tehlikedir.

Çarşıda, pazarda, işyerlerinde, kamuda olup biten yasadışı keyfiliklerin görmezlikten gelinmesi, adeta bölgedeki feodal yapıya “iştah” açtırıyor..

Geçit verdiği gibi, yeniden palazlanmasını sağlıyor..

Ve bu da iktidar partisi olan AK Partinin AKP’li görüşe sahip rantiyeci bir lobinin tezgâhında işlem görmektedir...

Tefecilik, kayıt dışı para kazanma, katlama faizler diz boyu.

Bu olaylar her an için çok büyük patlak verebilir mahiyeti taşımakta olduğunu görüyor ve duyuyoruz.

Aynı zamanda, etkili ve yetkili zevatı da uyarıyoruz..

Çünkü faizcilik sistemi altındaki faiz lobisinin feodal dayatmalarla ihtiyacı dolayısıyla hasbelkader borçlanmış kesimleri “mağdur” ettiği gibi, büyük tehdit ve tehlike oluşturmaktadır..

Tefeciler kol geziyor..

Önümüzdeki günlerde bizi kanıtlayan resmi belgelerle “tefecilerin, faiz lobisinin ve feodal çevrelerinden” oluşan üçlü organizasyonlarının ortaya çıkması mukadderdir.

Hazin olan da şudur ki; AK Parti iktidarının imkânlarından faydalanan AKP’li rantiyeci lobinin kayırdıkları ve himaye altına aldıkları kesim olmasıdır?

Her zaman bu köşede kamuoyunu aydınlatmak üzere, yani kamu vicdanını rahatlatmak için bunları yazıyoruz, çiziyoruz ve anlatıyoruz.

Ki bu hususun dile getirilmesi basın olarak başlıca görevimizdir.

Ama kime anlatıyorsun?

Kime söz geçirebiliyorsun ki?

Bizim tesellimiz ancak yazmak ve kamu vicdanını rahatlatmaktır.

Yoksa biz icra memuru değiliz, ancak tebliğ görevini yapıyoruz.

Yetkilileri de uyarıyoruz.

Gerçekten bölgedeki feodal yapının önü kesilmemekle beraber, ne kadar namuslu, görevine bağlı, objektif, birçok yargı mensubunun özellikle Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı Sayın Ahmet Yavuz Bey’in yaptığı birçok önemli operasyon ve ele geçirdikleri suç aletleri ve suçlular, bölgenin gerçeğini ortaya koymaktadır..

Tabi ki bizi de kanıtlamaktadır.

Keza Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünce yapılan bu husustaki çalışmalar da inkâr edilemez...

Nitekim, Diyarbakır Söz’ün bugünkü manşet haberi, her şeyi bir ölçüde “deşifre” etmektedir..

“Alacak-verecek kavgası tefeci şebekesini deşifre etti?”

Ne var ki yerel yönetimlerin bazı kesimleri her nedense sanki devlet adına değil bazı bozuk, yanlış siyasi mekanizmaların namı-ı hesabına çalışmaktadırlar...

Ki bir çok kurum bu şaibelerden kendilerini kurtaramıyor..

Örneğin; iki gün önce İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu Beyefendiye hitaben yazmış olduğumuz yazı rastgele bir yazı olmayıp, kimseye de beslediğimiz herhangi bir kin veya nefretten dolayı yazmadığımızı ve iftira ya da yalan içermediğini belgelerle kanıtlayarak, kamuoyuna ilan etmiştik...

Kanıtlamaya da devam edeceğiz.

Kayapınar Kaymakamı Ünal Koç ile Eğil Kaymakamı İdris Arslan hakkındaki “resmi evrakta yaptıkları tahrifat ve adam kayırma” sahteciliğini belgelerle ispat etmiş durumdayız.

Bu olup bitenler sadece bizim gördüklerimiz.

Ya bir de görmediğimiz önemli şeyler.

Hele hele bazı OSB’lerin yönetici ve müteşebbis heyetleri tarafından yapılan keyfi uygulamalar…

Hem de kişisel ranta dayalı evraklarda yaptıkları tahrifatlar…

“Yatırımcı bakanlıklardan nasıl teşvik adı altında para koparabiliriz?” düşüncesinin hâkim olduğu bir bölgede veya şehirdeyiz.

Bunu kimse inkâr edemez, olup bitenler açık ve net.

Bazı yasaların gölgesinde “kılıf uydurulmuşsa da”, hukuk dışıdır...

Halkın, köylünün “mera” arazisini, “hazine malına” dönüştürüp rantiyeci bir lobiye peşkeş ettirme hali daha düşündürücüdür.

Çok acımasızca bir haldir.

Ama ne yapacaksınız?

Namuslu bir hukukçu avukat veyahut bir vatandaş çıkıp da bu yanlış uygulamalara karşı durmuyor.

Sonuç itibariyle...

Rantiyeleri uğruna devletin bazı valilerini dahi kullanarak, kimi valilerin imzalarıyla bu olaylar süslendirilerek resmiyet kazandırmaya çalışmışlarsa da bize göre “hukuk önünde” kendilerini kurtaramazlar.

Zira yaptıkları hukuk dışı bir uygulamadır.

Namuslu bir vatandaş veyahut birkaç hukukçunun bir araya gelip anayasa mahkemesine başvurmaları halinde tüm bu işlemlerin iptal edileceğine inanıyoruz.

Nitekim bu hukuk dışı uygulamaları yasallaştırmak için yapılan oyun bozulacaktır diye düşünüyoruz.

En derin saygı ve sevgilerimle.